Sevmek bu ülkeyi...

İflah olmaz iyimserliğim her şeyin daha iyi olacağına inandırmaya çalışıyor beni. Memleketin başına gelenlerin geçici olduğunu fısıldıyor... Kalbim aklıma inanmıyor. Ağaran saçlarıma da...

Sevmek bu ülkeyi…

Geceyarısı bir yolcu otobüsünden dışarı bakarken.

Gökyüzündeki ay ve yıldıza gözlerinizin nemlenmesi.

Uzun bir aradan sonra yurda geri döndüğünüzde uçağınızın alçalmasını heyecanla beklemek.

Marmara Denizi'nin duru ve mavisine dalmak bir Eylül akşamı.

Sevmek bu ülkeyi…

Bütün çarpıklıklarıyla, anlamsızlıklarıyla sevmek.

Sevmek.

Ne kadar bizi kendisinden uzaklaştırsa da, bezdirse de, otoriterleşerek bizi daraltsa da yine de seviyorum şu avdet gününde bu ülkeyi.

İflah olmaz iyimserliğim her şeyin daha iyi olacağına inandırmaya çalışıyor beni.

Memleketin başına gelenlerin geçici olduğunu fısıldıyor...

Kalbim aklıma inanmıyor. Ağaran saçlarıma da.

Sevmek bu ülkeyi…

O bitmez çelişkileriyle, ömür törpüsü koşuşturmasıyla hep sevmek.

Ahmet Hamdi’nin dediği gibi bu memleket “evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkanı vermiyor”.

Vermiyor da…

Kavafis’in “Yeni bir ülke bulamazsın…bu şehir arkandan gelecektir” dizesinde söylediği gibi.

Arkandan geliyor da…

Arana koskoca bir okyanus ta koysan geliyor.

Bırakmıyor seni.

Sevmek bu ülkeyi…

Çıkmaz sokaklarda debelenen siyasetin döngüsü.

Kendi yalanlarına tutsak olmuş bu ülkenin.

Bir türlü rahata eremiyor.

Topraklarını sayısız günahların lanetlediği bu ülke.

Ne çok yük varmış sırtında?

Sevmek bu ülkeyi…

Ne pahasına olursa olsun sevmek.

Kanla, şiddetle bizi ayrıştıranlara rağmen sevmek.

Hiç bitmemecesine…

Şu bayram arefesinde elini öpmek o güzel insanların.

Sarılmak. Koklamak.  

Birarada yaşama irademizi aşındıran uğursuzlara rağmen sevmek.

Çocuklarımıza vaat ettiğimiz güzel yarınlar için.

Hiç bitmemecesine sevmek.

Sevmek bu ülkeyi…