Sosyal kontratımızı fesh ediyoruz

Demokrasilerde hesap verilebilirlik karşılıklı olarak üzerinde mutabık kalınan sosyal kontratın en temel değerlerinden biridir.

Türkiye Cumhuriyeti ahalisi ile hükümeti arasındaki sosyal kontrat ağır bir yara aldı. Hayır hayır esasında ağır bir yara almadı. Bu sosyal kontrat Türkiye Cumhuriyeti ahalisi tarafından tek taraflı olarak fesh edildi. Yırtılıp atıldı. Bu topraklarda yaşayan insanların devletlerinden ve hükümetlerinden en temel beklentileri can güvenliklerinin sağlanmasıdır. Reyhanlı’da, Niğde’de, Diyarbakır’da, Suruç’ta ve en son Ankara’da bu devlet ve onu yöneten siyasi irade sorumluluğunu yerine getirememiştir. Artık sadece Diyarbakır’da, Lice’de, Cizre’de veya yurdun başka bir köşesinde değil bilfiil bu memleketin başkentinin göbeğinde insanlar havaya uçurulabiliyor.

Esasında bu ahalinin önemli bir bölümü ile duygusal kopuş çok uzun zamandan beri devam ediyordu. Bitmek bilmeyen bir ötekileştirme ve hakirleştirme ile toplumu mezhep, yaşam biçimi ve etnisite üzerinden ayrıştıran siyasal söylem ve tavırlar toplumu birarada yaşamak zorunda olan kabilelere çevirmişti. Ama artık canımıza kast edecek kadar ileri gidilen bir safyaha gelindi. İdare çoluğumuzun çocuğumuzun canını koruyamayacak kadar acziyet veya zaaf içerisinde.   

Peki bağıra bağıra gelen Ankara’daki saldırının arkasındaki sebepler nedir? Ortada ciddi bir istihbarat zaafı olduğu açık. Ama istihbarat zaafına ne sebep oluyor buna bir bakalım.  

Bu işlerin başımıza gelmesinin birinci sebebi 2011’den bu yana yürütülen Suriye politikasıdır. Bu ülkenin ulusal çıkarlarını Beşşar Esad ile girişilen kişisel bir husumet sığlığına indirgeyen bir anlayışın sınırımızda nelere göz yumduğunu, kimlere yardım ettiğini ve o sınırdan nelerin geçmesine ses çıkarmadığını artık sağır sultan biliyor. Sınırın öbür tarafında Esad’a karşı savaşan radikal unsurlara verilen destek bir yana Suriye savaş sahasına giden vatandaşlarımızın bir gün geri dönüp Türkiye’de de eylem yapabilecekleri gerçeği diğer tarafta duruyor. Daha dün IŞİD saflarında savaşan vatandaşlarımızın kıyam çağrılarını içeren videoyu ibretle izledik.

Bugün gelinen noktanın öngörülmesi zor değildi. Nitekim 2014 Ağustos’unda bu yazar bile “Tehlikenin farkında mısınız?” başlıklı bir yazı yazıp mütevazi bir uyarı yapmıştı.[1] Aklı başında, makul analistler, uluslararası ilişkiler ve terör uzmanları aylardır Ankara’daki karar vericileri Türkiye’nin “Pakistanlaşması” tehlikesine karşı uyarıyordu. Ne var ki, Ankara uzun bir zamandan beri hiç kimseden akıl almadığı gibi, yapıcı olarak akıl verenlere de pek hoş gözle bakmamaktadır. Ülkenin ve bölgenin işlerini en iyi onlar bilirler. Mükemmel bir öngörüleri vardı dolayısı ile kimsenin aklına ihtiyaçları yoktur.  

İkinci sebep ise 17-25 Aralık’tan bu yana inşa edilen paralel safsatasının güvenlik ve istihabarat teşkilatlarında yarattığı boşluğun ne tür unsurlarla doldurulduğu meselesidir. Bu unsurların ne derece hükümetin talimatlarına tabii olduğu veya hükümetin bu “yeniden güç kazanmış” unsurlara ne derece yetki ve hareket alanı sağladığı önemli bir konudur. Bunu PKK ile girişilen mücadelede de açık bir şekilde görüyoruz. Bu noktada IŞİD denen cani örgütün yeteri kadar ciddiye alınmamasından tutun bu örgütün Diyarbakır ve Suruç’taki eylemleri yapan Adıyaman hücresinin neden durdurulamadığı izaha muhtaç sorular olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer Ankara saldırısında da bu grubun parmağı bulunursa şaşırmayacağımı da şimdiden ifade edeyim. Her hal ve karda bu kadar uyarıya rağmen bu konuda yeterli istihbaratın toplanamaması ve/veya toplandıysa gerekli önlemlerin alınamaması ciddi bir kapasite ve beceri eksikliğine işaret ettiği gibi ağır bir sorumluluk yüklemektedir. 

Demokrasilerde hesap verilebilirlik karşılıklı olarak üzerinde mutabık kalınan sosyal kontratın en temel değerlerinden biridir. Demokrasi dört yılda bir seçim yapmaktan ibaret değildir. Ankara sadırısının sorumluların bir an önce ortaya çıkarılması, araştırma bulgularının kamuoyuna açık bir şekilde anlatılması ve gereğinin yapılması en temel beklentimizdir. Hiç olmazsa bu elim günde imzaladığımız sosyal kontrata sadık kalın. 


[1] Suat Kınıklıoğlu, “Tehlikenin farkında mısınız?”, Radikal, 26 Ağustos 2014, http://www.radikal.com.tr/yazarlar/suat_kiniklioglu/tehlikenin_farkinda_misiniz-1208925