Tehlikeli dönemeç

7 Haziran'da iktidar partisi anayasayı değiştirecek çoğunluğu bulursa Türkiye çok sıkıntılı bir döneme girer. 2011 yılından beri devam eden ama özellikle Gezi olaylarından bu yana yoğunlaşan otoriterleşme sürecinin zirvesine ulaşmış oluruz.

Televizyon ekranlarında her gün Cumhurbaşkanı'nı bir yerlerde konuşurken görüyorsunuz. Bazen günde üç kez. Kral TV isimli müzik kanalı dahil canlı yayınlıyor. Total kontrol. Bir insan bu kadar toplumun hayatına kendini empoze eder mi? Edermiş… Ne var ki, zapping yaparken bile alt yazırlarda neler söylediğini görmek mümkün. Anayasa’ya göre tarafsız olacağına dair hepimizin önünde yemin eden Cumhurbaşkanı aleni olarak yeminini çiğniyor. Ben yaptım oldu diyor. Tam bir kural tanımazlık hali. Mevcut siyasal referansların alt-üst edildiği, yarın başkalarının da bu dönemi emsal göstererek anayasa, teamül tanımayacağı bir sürecin kapısı aralanıyor.

Daha cumhurbaşkanlığı seçiminden önce bu gidişatın arz ettiği tehlikelere işaret etmiştik. Seçim gecesi partisinin balkonundan konuşan bir Cumhurbaşkanının tarafsız olacağını beklemek tabii ki saflıktan öte bir şey değil. Peki Ekmelettin Bey seçilseydi ve CHP Genel Merkezi’nin balkonundan vatandaşlara bir zafer konuşması yapsaydı bugün bu işleri alkışlayanlar nasıl bir reaksiyon gösterecekti? Cevabını hepimiz biliyoruz...

Geçenlerde iktidara "embedded" gazeteci Abdülkadir Selvi ile CNN-Türk’te bir televizyon programında sözüm ona “sistem tartışması” yaptık. Selvi bu tartışma kişilere endekslenmiş bir tartışma değildir derken kendisine eğer Ekmelettin Bey seçilmiş olsaydı bugün başkanlık sistemini isteyip istemeyeceğini sorduğumda cevap alamamıştım. Dün de başkanlık meselesini Uhud Savaşı’nda okçuların ganimet peşinde geri çekilmesine gidecek kadar dramatikleştirmiş. Peki neden bu kaçınılmazlık havası? Nedir bu olmaz olmaz durumunun esbab-ı mucibesi? Ben size söyleyeyim. Davutoğlu ile devam eden dansta bazı sorunlar görülmeye başlandı. Mevcut durumun sürdürülebilirliği zor gözüküyor. Bir an önce başkanlık sistemi kotarılarak partide ve iktidarda çıkabilecek sesleri bastırmak gerekiyor. Zaten Davutoğlu’na icra yetkisinin kendisinde olmadığı pek de nazik olmayan bir üslupla hatırlatıldı. O da mesajı aldı ve artık gelecek maçlara bakacağız edasıyla sesini çıkartamamaya karar vermiş gözüküyor.

7 Haziran’da iktidar partisi anayasayı değiştirecek çoğunluğu bulursa Türkiye çok sıkıntılı bir döneme girer. 2011 yılından beri devam eden ama özellikle Gezi olaylarından bu yana yoğunlaşan otoriterleşme sürecinin zirvesine ulaşmış oluruz. Kamuoyunda yaygın olarak dolaşan HDP’nin hükümetle anlaştığı iddiaları ise daha da geriyor ortalığı. Bu doğru çıkarsa Kürtler açısından da sıkıntılı bir süreç başlar. Temennimiz böyle bir anlaşmanın olmaması ve Türkiye toplumunun bu yolla aldatılmamasıdır. HDP’nin seçime parti olarak girme ısrarı anlaşılır. Bu HDP’nin en doğal hakkıdır. Buna bir şey demek bize düşmez. Ama bu ısrar başka bir hesabın parçası ise Türkleri kaybedersiniz. Bu aşamada hem iktidar partisi hem de muhalefet partileri HDP baraj altında kalırsa 7 Haziran gecesi nasıl bir siyasal manzara ile karşı karşıya kalacağımızı iyi hesap etmeleri gerekir. Dünyada bu işin nasıl algılanacağını görmemek için salak olmak lazım. Vebali büyük. Bu durum hiçbir ahlaki ve meşru siyasal gerekçesi kalmayan barajın indirilmesi için de bir vesile olmalı. Muhalefet partilerinin meclise yeni bir önerge verip iktidarı bu konuda sorumluluk almaya davet etmesi, kamuoyunu bu konuda hassaslaştırması gerekiyor. Baraj düşürülmez ve HDP baraj altında kalırsa – ki mevcut araştırmalar buna işaret ediyor – oluşacak krizin müsebbibi de belli olur.

Bu ülkeyi yolda bulmadık. Siyaset kurumunun tüm aktörlerinin birarada yaşayabilmemiz yönünde irade ve sorumluluk gösterme zamanıdır.