Yalnız kurt sendromu

Gezi'de kaybedilen meşruiyet 17-25 Aralık süreci ile iyice pekişince medeni dünyadaki yerimiz de ona göre kalibre edildi. Bu yıl içerisinde yapılan kanuni düzenlemeler, verilen beyanatlar fotoğrafı net bir şekilde gösteriyor.

Gezi Parkı protestolarından bu yana bu ülkeye ve yöneticilerine bir haller oldu. Hem içeride hem dışarıda yapılan açıklamalara bakıyorsunuz ağzınız açık kalıyor. Geçen yıldan bu yana içeride ve dışarıda verilen beyanatların içerik analizi yapılsa ürkütücü psikoanalitik verilere ulaşmak işten değil. Memleketi idare eden zevatın bu açıklamalarını anlamlandırmak üzere olup biteni gözden geçirdiğinizde ilk dikkati çeken Türkiye’nin dışarıda giderek yalnızlaştığı gerçeği. İçeride ise farklı bir yalnızlaşma söz konusu. Burada giderek etrafına şüphe ve paranoya ile bakan bir iktidar var elde. Sarayların, konutların ve camilerin gölgesinde şekillenen bir yalnızlık…

İçeride ve dışarıda süregelen bu yalnızlığa biraz yakından bakınca bazı ilginç ayrıntılar göze çarpıyor. Hem Pew Araştırma Merkezi’nin hem de GMF’in düzenli olarak yaptığı kamuoyu araştırmalarında kimseye pek güvenmediğimiz ve kimseyi de pek sevmediğimiz açık olarak görülüyor. Bu sevgi ve güven eksikliğini de sadece Batılılara duyulan bir tepki ile açıklamak mümkün değil. Suudlara, Ruslara ve Çinlilere de pek sıcak olduğumuz söylenemez. Dilimizden düşürmediğimiz Filistinlilere bile duyduğumuz sempati oldukça kısıtlı. Başka ülke vatandaşlarının aynı sorulara verdiği yanıtları görünce kontrast daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Ne var ki bu ahval ve şerait içerisinde göze batan ana mesele bu ülkenin giderek artan oranda bir “Yalnız Kurt Sendromu” içerisinde olduğudur. Yazması zor geliyor ama Avrupa Birliği sürecinden dışlanmış, ABD ile ilişkileri gergin, komşularıyla kavgalı ve liderliğine heveslendiği bölgede gözden düşmüş bir ülkenin vatandaşlarıyız. Bazen bu sıkıntılı durumu “değerli yalnızlık” gibi cilalı laflarla örtbas etmek istesek te uluslararası platformlarda itibarımız yerlerde sürünüyor. Sadece itibarla kalsa iyi. Bu çarpık durum artık Türkiye’nin menfaatlerini zedeliyor.

Gezi’de kaybedilen meşruiyet 17-25 Aralık süreci ile iyice pekişince medeni dünyadaki yerimiz de ona göre kalibre edildi. Bu yıl içerisinde yapılan kanuni düzenlemeler, verilen beyanatlar fotoğrafı net bir şekilde gösteriyor. Bu kalibrasyon Kobani meselesinde görüldüğü üzere Türkiye’nin bazı haklı hassasiyetlerin de dikkate alınmamasına sebep oluyor. Geçenlerde Türkiye’yi izleyen yabancı bir gözlemcinin belirttiği gibi Türkiye bazı dış politika konularında haklı ama haklı olmak bir dış politika stratejisi değildir! Ankara’da sorumluluk alan karar-vericilerinin asli görevi Türkiye’nin ulusal çıkarlarını korumaktır. Haklıyım, haklıyız, herkes bizim gibi baksın demek dış siyasette mesafe almak için yeterli değil. Davutoğlu’nun Filipinlerde “bütün dünyaya ders veriyorum” mealinden ettiği laflara bıyık altından gülenler bir yana bize pek dost kazandırmayacağı açık.

Tekrar konumuza dönelim. Yalnız kurt sendromunun bilimsel açıklamasına bakınca şu ifadelere rastlanıyor: Yalnız kurt genellikle alfa kurduna meydan okuyup bu mücadeleyi kaybeden ve bu yüzden sürüden uzaklaşıp içine kapanan – yalnız takılan – kurda verilen addır.

Tanıdık geliyor mu?