Zamanın ruhunu okuyamamak

Seçimden sonra seçmenin yüzde 60'ı anayasal düzenin yeniden tesis edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Cumhurbaşkanı'nın anayasal çerçevesinden çıkmamasını istiyor. "Ankara'yı parsel parsel satanların" hesap vermesini istiyor seçmen. Zamanın ruhu bunu talep ediyor.

Geçen haftanın en tuhaf görüntülerinden biri Deniz Baykal'ın kendisini görüşmeye çağıran Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile verdiği gülümseme pozları idi. Seçim daha yeni sonuçlanmış, saraydan epeydir ses soluk çıkmazken ilk hamle olarak görülen bu görüşmenin görüntüleri zamanın ruhuyla hiç mi hiç uyumlu değildi. Türkiye 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarıyla yeni sulara yelken açmak istediğini açık ve net bir şekilde belli ederken bilmem kaç seçim kaybetmiş 78 yaşındaki Baykal'ı buluverdi karşısında.

Seçimden bu yana her cenahta konuşulanlar Türkiye’de siyasal ve toplumsal havanın tamamen değiştiğini teyit ediyor. Gezi Parkı protestolarından bu yana Türkiye farklı bir ülke oldu. Türkiye orta sınıfı, gençleri ve siyaseten apolitik kesimleri daha özgürlükçü, daha anlayışlı ve daha yaşanabilir bir ülke istiyor. Bütün farklılılarımızla bir arada yaşayabileceğimiz bir Türkiye talep ediyor. Eski tabuları, dokunulamayan meseleleri, olmaz dediğimiz şeyleri düşünmeye ve konuşmaya istekli gözüküyor. Günümüzde siyasete soyunan herkesin bu ruhu iyi anlaması gerekiyor.

Seçimden sonra seçmenin yüzde 60'ı anayasal düzenin yeniden tesis edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Cumhurbaşkanı'nın anayasal çerçevesinden çıkmaması gerektiğini, ülkede yapıldığı artık tescillenmiş yolsuzlukların hesabının sorulması gerektiğini, yargıdaki keyfi müdahalelerin son bulacağını ve bu önemli kurumun rehabilite edileceğini görmek istiyor seçmen. "Ankara'yı parsel parsel satanların" hesap vermesini istiyor seçmen. Zamanın ruhu bunu talep ediyor. 

Toplumlar travmatik dönemlerin sonrasında adaletin tesis edilmesini bekler. Türkiye toplumu da özellikle son dört yılın hesabının verilmesini, suçluların adalet önünde hesap vermesini beklemektedir. Kimse devr-i sabık yaratılması derdinde değil ama suç işleyenlerin yasalar çerçevesinde hesap vermesi mutlaka sağlanmalıdır. Kamuoyu Uludere'deki sorumluların, Gezi'de 9 gencecik insanın ölümüne sebep olanların, 17-25 Aralık'ta ortaya saçılan yolsuzluk iddialarının, yıllarca gazetelerinde yalan haber yazarak nefret suçu işleyenlerin, Kabataş yalanını ortaya atan ve meşrulaştırmaya çalışanların hesap vermesini istiyor. Zamanın ruhu bunu talep ediyor. Seçimden çıkan bütün partilerin bu halet-i ruhiyyeyi iyi anlamasında yarar var.

Türkiye toplumu sadece bu hesabın verilmesini değil aynı zamanda bu olanların tekrar olabilmesi olasılığına karşı kati hukuki önlemlerin alınmasını istiyor. Artık hiç kimsenin – Erdoğan’ın yaptığı gibi – anayasayı kafasına göre yorumlama ve çarpıtma imkanı olmamamalı. Erdoğan’ın yaptığı gibi hiç kimse kuvvetler ayrılığını hiçe sayamamalı. Herkesin anayasaya, kanunlara ve teamüle bağlı kalacağı ve kalmak zorunda olacağı düzenlemeler yapılmalı. Kimsenin kurumların içini boşaltamayacağı, yargıyla oynayamayacağı, polisi kafasına göre dağıtamayacağı bir düzene ihtiyacımız var. Toplum bu hususların anayasada kati bir şekilde garanti alınmasını bekliyor. Zamanın ruhu bu denli bir restorasyona işaret ediyor.

Şu anda koalisyon görüşmeleri yapan partiler tabii ki bunları şu an ayrıntılı bir şekilde masaya yatıramazlar ve tabii ki birinci öncelikleri ülkeyi hükümetsiz bırakmamak olmalı. Ne var ki, bu görüşmeleri yaparlarken zamanın ruhunu unutmamalılar. Türkiye bu ruhun dikte ettiği bir kırılma yaşıyor. Zamanın ruhunu doğru okumayanlar eninde sonunda kenara itilecek. Bunu ya bu seçimin sonucunda oluşacak koalisyon ile ya da bundan sonraki seçimde göreceğiz. Ülke olarak bu son dört yılla hesaplaşamazsak üzerine inşa edeceğimiz hiçbir şeyin uzun süreli ve sağlıklı olacağını kimse beklemesin.