Zıvanadan çıktık

7 Haziran akşamı seçimin sonucu ne olursa olsun Türkiye durulmayacak. 8 Haziran sabahı Türkiye ya üzerindeki kamburu atabilmek için bir miktar zaman kazanmış olacak, ya da tamamı ile kaos ve iç çatışma vaat eden bir sürece girecek.

Milletçe zıvanadan çıktık. Hepimize hayırlı uğurlu olsun. Seçime iki haftadan az bir süre kala toplum olarak rayından çıktık. Artık herşeyi duymak, herşeyi görmek mümkün. Seçim kampanyasının şehveti içerisinde hepimiz – ben dahil – fabrika ayarlarımızdan sıyrıldık. Artık kendimizi tanıyamaz bir haldeyiz. 7 Haziran bütün ülkeyi iliklerine kadar geriyor. 7 Haziran Türkiye’nin demokratik araçlarla bir düzeltme yapabilmesi için son fırsat. Üzerimizde bu fırsatın değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda derin bir şüphe, tarif edilemez bir belirsizlik...

İki yıldır toplum her boyutuyla bölündü, kutuplaştırıldı, ötekileştirildi. Eski ve artık toplumun gerçekleriyle uyuşmayan bir düzeni değiştirelim derken çok daha ağır mağduriyetlerin kapısı açıldı. Bu öylesine hoyratça ve ilkesizce yapıldı ki eski Türkiye’yi bile arar olduk. Abdülkadir Selvi köşesinde “başörtülüler birinci sınıf vatandaş oldu” diyor. Doğru, başörtülüler birinci sınıf vatandaş oldu. Normal demokratik haklarını almaları toplumsal huzurumuz için bir gereklilikti. Fakat karşılığında gereksiz bir bedel ödedik. Toplumun yarısından fazlasını her gün aşağılayarak, her vesile ile ötekileştirerek bu sefer toplumun diğer yarısını mağdur ettik. Amerikalı yazar Gore Vidal’in dediği gibi “bazılarına kazanmak yetmiyor. Diğerlerinin kaybettiğini de görmek istiyorlar.”

Bu toplumun hafızasına Bezm-i Alem camisinde içilmeyen bira şişeleriyle Kabataş’ta iç savaş çıkarmak isteyenlerin fahiş yalanları kazındı. Peki bu karanlık işlerin eski düzenin psikolojik harp uygulamalarından ne farkı vardı Allah aşkına? Sadece tezgahlayanlarla bu işlerden siyasal fayda sağlayanlar yer değiştirmiş. Eski Türkiye ile yeni Türkiye arasındaki fark? Aşağılananla aşağılayan yer değiştirmiş ama aşağılamaya devam ediliyor. Bununla barışık mı Türkiye’nin muhafazakarları? Tayyip Erdoğan’ın bu memleketin muhafazakarlarını getirdiği yer konusunda muhafazakarlar mutlu mu? Bülent Arınç’ın toplumun yarısı bize nefretle bakıyor sözlerini arkasında geç de olsa idrak edilmiş bir gerçeklik var ama bu durumdan rahatsız olanların azlığı dikkat çekici. Nitekim bu memlekette herkes kendine demokrat.

Seçim yaklaşıyor, bu ülkenin tarafsız olacağına dair yemin etmiş Cumhurbaşkanı laik olduğu iddia edilen bir ülkede insanların suratına kutsal kitabı sallıyor. Seçim meydanında siyasi rakiplerini din üzerinden yakışıksız bir şekilde ötekileştiriyor. Türk, Sünni Hanefi mezhebinden olup ona oy veriyorsanız makbulsunuz. Gerisi ‘afedersiniz’ öteki... Siyasetin en ilkeline, en kabasına en görülmemişine başvuruyor. İnsanları analarından miras edindikleri kimlikler üzerinden ayrıştırıyor. Bu ülkenin zıvanadan çıkmasına sebep oluyor. Belli ki iktidar partisinde bu gidişatın nelere yola açabileceğini gören bazı kalemler yazmaya başladı. Ama kahir ekseriyet inşa edilmiş bir yalana inanmış ve bunun hararetli savunucusu konumuna gelmiş. Kimi kendini akıntıya teslim etmiş, kimi kaderine razı olmuş bir şekilde 7 Haziran’ı bekliyorlar. Bir tek kişinin sürüklediği bu fırtınaya karşı dur diyecek kimsenin gücü yok. Aklın yitirildiği, makulun bittiği, sadece en radikalin prim yaptığı bir evredeyiz.

7 Haziran akşamı seçimin sonucu ne olursa olsun Türkiye durulmayacak. 8 Haziran sabahı Türkiye ya üzerindeki kamburu atabilmek için bir miktar zaman kazanmış olacak, ya da tamamı ile kaos ve iç çatışma vaat eden bir sürece girecek. Dolayısı ile 7 Haziran’dan kimse mucize beklemesin. Ne var ki, iki senaryo arasındaki fark o kadar büyük ki seçmenin sağduyusuna gerçekten ihtiyacımız var. Türkiye en azından üzerine çullanmış bu anomaliyi üzerinden atmak için bir miktar zaman kazanmalı. Normalleşebilmenin kapısını aramalı. Yoksa toplum olarak zıvanadan çıktık. Sonumuz hayır değil.