AKP'den korkan Ruslar gelmez mi?

"Ne olacak şimdi?" diye soluk soluğa odama girdi Anna. Zeytin irisi olan gözleri hepten fal taşına dönmüştü.

"Ne olacak şimdi?" diye soluk soluğa odama girdi Anna. Zeytin irisi olan gözleri hepten fal taşına dönmüştü. "Gerçekten radikal İslamcılar iktidarı ele geçirdi mi? Türkiye'de demokrasi yok mu artık? Rus turistlere vize uygularlar mı?"
"Yüce Tanrım, sen sabır ihsan et" dedim. Tabii ki içimden. Türkiye delisi kızcağız elinde İzvestiya gazetesiyle karşımda dikiliyordu. Birinci sayfada 'Allah'ın hükümeti' başlığı altında AKP zaferini irdeleyen haber analiz vardı. Yazıda, AKP'yi engellemek uğruna Türkiye'deki kimi gazetelerin yazdığı 'felaket senaryoları'ndan fazla bir şey yoktu aslında. Yeni hükümetin Türkiye'yi radikal İslam'a döndürmek isteyeceğinden, ordunun buna göz yummayacağından, Rus turistlerin Türkiye'ye gidemeyebileceğinden filan bahsediliyordu.
Anna'yı sakinleştirdim ama Rus medyasında benzer yorumlar da Rus dostlarımın soruları da sürdü. En aydınından en avamına kadar, soruların düzeyi de değişiyordu elbette. 'İslamcı hükümetin Çeçen politikası Rusya ile ilişkileri bozabilir mi?' diye soran da vardı, 'Gerçekten Antalya'da içki yasaklanacak mı? Gitmem o zaman' diyen de.
Burada bir parantez açmak farz. Biz garip bir milletiz. Yurtdışında kendi aramızda konuşurken futboldan vakit artarsa- mevzu illa ki memleket meselelerine gelir. Herkes ağız birliği etmişçesine tek ses olur: Ülke hırsızların, namussuzların elinde perişandır. İnsanlarımız cahildir, üçkâğıtçı ve fırsatçıdır. Yerlere tükürürüz. İkiyüzlü bir namus anlayışı egemendir. Gecekondularla şehirlerin ırzına geçeriz. Sahilleri yağmalar denizleri kirletiriz vs Ama kapı açılır ve içeri bir yabancı girerse, hemen tornistan yaparız: Ne kadar misafirperver olduğumuzdan, Osmanlı'nın dinlere olan hoşgörüsünden, kadınlara seçme-seçilme hakkını İsviçre'den bile önce verdiğimizden, cennet sahillerimizden, muhteşem otellerimizden, dillere destan Türk mutfağından, Yunanlıların sahiplendiği baklava, musakka, döner, Hacivat ve Karagöz'ün aslında bizim olduğundan bahse başlarız ve bizi kimse susturamaz!
AKP olayı da farklı değil. İçeride yazılıp çizilenler ve tartışılanlarla
'felaket senaryoları' gündeme getiriliyor. Sonra bu içeride yazılanlardan beslenen yabancı gazeteler 'karanlık tablolar' çizince 'Türkiye İran olamaz. Neden Türkiye'yi yanlış tanıtıyorlar?' diye feryat ediliyor.
İşin doğrusu, herkes gibi Rusya da yeni hükümeti yakından izliyor. Putin'in gelecek yıla sarkan muhtemel Türkiye gezisinin akıbeti siyasi gelişmelere endeksli. Rus hükümeti, özellikle Çeçenya konusunda Ankara'da tavır değişikliği olup olmayacağını bekliyor. Her yıl Akdeniz sahillerini dolduran 1 milyon Rus'a gelince. Ankara'da kimin oturduğu onların derdi değil; biz Türkiye'yi bu kadar ucuza sattığımız sürece onlar her yıl 'sıcak denizlere' inmeye devam edecek.
Küçük şeyler
Bir şehre ilk geldiğinizde 'yabancı'sınız, anteniniz iyi çalışıyor. Ama yıllarla ölçülünce varlığınız, 'yabancı' kalamıyorsunuz artık. Kanıksıyorsunuz çok şeyi, ilk zamanki gibi gözünüze batmıyor. Biraz körleşiyorsunuz. Bunu, Moskova'nın yabancısı olanları şaşırtan 'küçük şeyleri' dinlerken fark ediyorum.
Mesela, yaşlıların 'yaşama bağlılığı'. İster elinde çalı süpürgesiyle sokağı temizlesin, isterse metro önünde çiçek satsın, yaşlı kadınların dudaklarında muhakkak hafif bir ruj olduğunu gözden kaçırmamak lazım.
Mesela Moskova'da taksi beklemek diye bir kavram olmaması, sokakta elinizi kaldırdığınızda herhangi bir özel aracın durup, fiyatta anlaşırsanız sizi istediğiniz yere götürebilmesi aslında renkli bir ayrıntı değil mi?
Ya da taşradan gelen Rusların, McDonalds mağazalarının içinde ve önünde fotoğraf çektirmeleri, bunun taşrada bir itibar vesilesi olması trajikomik bir durum.
Mesela inşaatlarda erkekler kadar kadın işçileri sıva yaparken görmek bu şehrin ve ülkenin normallerinden biri.
Veya hafta sonları parklarda paltoları, atkıları, eldivenleri içinde yaşlı-genç yüzlerce çifti dans ederken görmek de şaşırtıcı değil.
Moskova'nın keyfini çıkarmanın sırrı 'yabancı' bile olsanız bu şehre
'yabancılaşmamak'tan geçiyor. Moskovalılaşırken de biraz 'yabancı' kalmaktan...