Avrasyalı mıyız, 'Asyavrupa'lı mı?

Jirinovski ile geçen hafta Duma'daki odasında görüşürken, "Biz birbirine çok benzeyen, eşi benzeri olmayan iki ülkeyiz" dedi kırık Türkçesiyle...

Jirinovski ile geçen hafta Duma'daki odasında görüşürken, "Biz birbirine çok benzeyen, eşi benzeri olmayan iki ülkeyiz" dedi kırık Türkçesiyle,
"Çünkü dünyada sadece iki Avrasya ülkesi var: Rusya ve Türkiye." Yıllardır herkesin ettiği bir çift klasik laf işte. Ama bence işin doğrusu, Rusya 'Avrasya' ülkesi, ama biz 'Asyavrupa' (Asya-Avrupa) ülkesiyiz. Onların dominantı Avrupa, bizimki Asya. Ama son tahlilde 'Biz birbirimize benzeriz' lafı doğru.
Mesela, benzer komplekslerimiz var. Bush'un NATO zirvesinin ardından Rusya'yı ziyaretinde medya için 'flaş haber' Irak sorunu veya NATO'nun genişlemesi değil, Putin'in İngilizcesiydi. İki saatlik 'ekspres' ziyaretten geriye, Putin'in müzeyi gezdirirken Bush'a birkaç basit
İngilizce cümle söylemesi kaldı. Medya, son Almanya gezisinde Putin'in akıcı Almancasıyla parlamentoda yaptığı konuşmayı da 'gurur vesilesi' olarak her fırsatta gösteriyor. Washington'da, Beyaz Saray'daki resmi görüşmelerin planlanandan 5-10 dakika uzun sürmesini manşetlere taşıyan medyayı bir yerlerden hatırlarsınız herhalde.
Bir başka örnek. Muhteşem bir mazisi olan Rus sinemasının son yıllarda ürettiği filmler, gösterilecek salon bulamıyor. Bulsa da birkaç günde afişleri iniyor. Çünkü Hollywood şirketleri, dağıtımdan sinema salon işletmeciliğine kadar, Rusya'da da tekel kurdular bile. Yeryüzünün en
'ucuz' filmleri, müthiş reklam kampanyalarıyla salonları dolduruyor. Halk Rus filmlerini 'banal' buluyor.
Bir filmden, Sovyet devrine ait bir sahne hatırlıyorum. Devlet mağazasının önünde, upuzun bir kuyruk. Bir yoldaş yaklaşıp soruyor. 'Ne kuyruğu bu?' 'Bilmiyorum. Tuvalet kâğıdı da olabilir, ayakkabı da, konserve et de. Ne fark eder?' Geçen hafta Moskova'daki McDonald'sların birinde benzer
sahne yaşanıyor. Kuyruğun sonuna eklenen delikanlıya kız çıkışıyor: Beklesene, daha ne yiyeceğime karar vermedim. Çocuk gülüyor, "Bize ancak yarım saatte sıra gelir, önce kuyruğa girelim sonra karar veriririz."
15 yaşında 180 kilo çeken zavallı Amerikalı, vebali McDonald'sa yıkıp dava açadursun, biz McDonald's medeniyetininin önünde kuyruktayız. Bu yıl 10 ülkede 175 mağazaları kapanmış ne gam? Rusya'da bu yıl 30 yeni McDonald's açıldı. Moskova'da 50, ülke çapında 90 mağazaya ulaşıldı. Amerikalı hamburgercilerin dünyada en yüksek ciro yapan mağazası da Moskova'da, Puşkin heykelinin gölgesinde para basıyor.
Biz sahiden de birbirimize benziyoruz. Ruslar da kendi dillerini bozmakta, yabancı dillerden özenti kelimeleri araya sıkıştırmakta pek mahir. Duma bunun önünü almak için 'dil koruma yasası' çıkarmaya alışıyor. 'Başkasının hakkına saygısızlık' bizde olduğu gibi burada da yaygın. Altında Mercedes olan krımızı ışıkta geçme, yasak şeride girme hakkını kendinde görüyor. Polis, memur vb. burada da rüşvet alıyor, ama işin doğrusu bizimkiler biraz çırak kalır!
Bir başka örnek pazar günü Rusya'nın teniste kazandığı Davis Cup. Rusya, tarihinde ilk kez bu kupayı aldı ve müthiş bir başarıya imza attı. Ama tıpkı bizim Dünya Kupası üçüncülüğümüzde olduğu gibi, başarıyı daha büyük göstermek için hep 'kompleks' dolu, 'İşte biz istersek Avrupa'yı da, dünyayı da dize getirecek bir milletiz' nutukları ortalıkta çınlıyor.
Burada da siyasete sıra gelince vatandaşların kafası karışık. Halkın yüzde 62'si 'Putin'in uyguladığı ekonomi politikaları başarısız' diyor. Aynı halkın yüzde 83'ü, 'Ama Putin'i destekliyorum' diye ekliyor. 'Bu ne yaman çelişki' mi demeli, yoksa 'Burası Rusya; uyarsa' diye mi tercüme etmeli?
Ruslar da 'kimlik bunalımı'nda, tıpkı bizim gibi. 'Biz kimiz, nereye aidiz, ne yana gitmeliyiz?' sorusu burada da eksik olmuyor. Jirinovski'nin dediği gibi, birbirine bu kadar benzeyen iki ülke biraz daha kafa kafaya verse, 'Avrasya' ortak paydasında kendilerine yeni bir 'yol' bulurlar mı acep?