Bakakaldım giden Anya'nın ardından...

Pastırma yazının son demlerindeki Moskova güneşinde ısınırken yanıma...

Pastırma yazının son demlerindeki Moskova güneşinde ısınırken yanıma yanaştı. Bir içim su mavi gözlerini gözlerime dikti. Ama konuşacak cesareti bulamadı hemen; bakışlarını kaçırdı. Apartmanın bahçesinden kopardığını anladığım gül goncasını parmaklarının arasında evirdi çevirdi. Ve ansızın uzattı bana. Alıp burnuma götürdüm. Kokmadığına yandım. Romantizmin ateşi düşer gibi olmuştu ki, yeni bir gonca gül, ağzında açıldı: “Seni seviyorum!”
Öylece kalakaldım. Allah’tan eşim, bizi fark etmeyecek uzak bir köşedeydi. Veletler top oynarken, anneler aylardır aynı konuyu tartışıyordu: “Çocukları hangi okula vereceğiz?” SSCB dağılıp her şey haraç mezat satılmış, öğrencisizlikten kapanan pek çok kreş, okul binasını da şirketler iç etmiş, nüfus azaldığı için önce bunu pek önemseyen de olmamıştı. Oysa Moskova on yıldır tam bir ‘baby boom’ yaşıyor, okul yetmiyor, mahallenin devlet okuluna öğrenci sokmak için bile 10 bin doları bulan rüşvetler dönüyordu. Etrafta kimsenin bizi görmediğini düşünsem de sakinleşemedim, yüreğim yerinden uçacak halde ona döndüm.
Cevap bekler gibi gözlerimin içine bakıyordu.
Ne diyeceğimi bilemeden zaman kazanmaya çalıştım. Kalbini kırmaktan, duygularını incitmekten korkuyordum. “Ne güzel bir gül bu...” dedim.
Bizdeki “hı-hı”nın Rusçasıyla, “a-ga” dedi.
Bir kızla aramda böyle bir diyalog ve kalp çarpıntısı geçmeyeli ne kadar uzun zaman geçtiğini hesaplamaya çalıştım. Yüz yılda durdum. Kısacık zamanda dünya kadar şey düşündüm. Rus kadınları için aşkın uçurumdan atlamak için yeterli sebep olduğunu, masumiyet ‘vahşi kapitalist’ devrin anaforunda yitip gitmeye başlamadan evvel  ‘sadece aşk için’ evlendiklerini, ekonomik güvence kaygısının ya da hayatın gerçeklerinin hep romantik toz bulutunda kaybolduğu serzenişlerini hatırladım. Etrafta, sırf bir yıldırım aşkına kapılıp öğrenciyken evlenen, aynı hızla boşanan, kucaklarında bebeleriyle annelerinin evine dönen, ama küsmeden hayata tam gaz devam eden ne kadar çok Rus kadın olduğunu düşündüm.
“Bak” dedim, “Sen daha çok gençsin. Duygularından emin olamazsın.” Bilgiç ve kırgın bir suratla lafımı kesti: “Ben ne dediğimi biliyorum. Evlenmek istiyorum!” Gülecekken frene zor bastım, “Ama ben evliyim. Üstelik oğlum var, Maksim’i de biliyorsun” diye kıvrandım.
“Hepiniz aynısınız” dedi, ellerini böğründe kavuşturup. “Saşa amca da öyle dedi!” Artık dayanamadım, kahkahayı bastım. “Tamam Anya” dedim, “Sana söz veriyorum. Sen ilkokula başlayıp, üniversiteyi de bitirdikten sonra bir daha konuşuruz. Tabii o zamana kadar beni sevmeye devam edersen ve Maksim’le evlenmezsen!”
Saçını hırsla savurup uzaklaşan Anya’nın arkasından tebessümle öylece bakakaldım. Pastırma yazını belki sonsuza dek uzatacak bir aşkın eşiğini geçememiştim!
Not: Dokuz yılın ardından ‘Gece Gündüz Moskova’,  yenilenen Radikal’de kepenk indiriyor. Başka formatlarda, farklı yazılarla Radikal’e
katkıda bulunmak üzere.  Sağlıcakla.