Bataklık, sinek ve 3.5 milyon yıllık insanlık

Gelişmiş ülkeleri geri kalmış ülkelerden, gelişmiş insanı geri kalmış insandan ayıran önemli bir faktör:

Gelişmiş ülkeleri geri kalmış ülkelerden, gelişmiş insanı geri kalmış insandan ayıran önemli bir faktör: Nerede ve kimde ‘koruyucu hekimlik’, nerede ve kimde ‘tedavi edici hekimlik’ gelişmiş? Ona bir bakın, kimin önde kimin arkada olduğunu şıp diye anlarsınız. Hiç değilse yılda bir defa diş kontrolüne gidenle, çürüyen dişini “Yandım Allah!” diye dişçi koltuğuna zor atana... Düzenli kan tahlili yaptıranla, deva bulmaz dertleri ölüme yek parmak kala “Size kötü bir haberim var” diyen hüzünlü bir doktor sesinden duyana...
Terör de böyle işte. Tıpkı hastalık gibi.
Klasik anlamda bir ‘koruyucu hekimik’ var, bir de ‘tedavi edici hekimlik’. Mesela uçaklarda dağıtılan kolonyalı mendille ellerini yemeğe dokunmadan önce silersen ‘koruyucu’, pis ellerle yemeği yedikten sonra kullanırsan ‘tedavi edici’ hekimliğe hizmet ediyorsun. Basit ama gerçek!
Terörün at sineği gibi musallat olduğu memleketlerde yöntem genelde ‘tedavi edici hekimlik’ gibi. Yani
içten içe serpilen, ama ortaya, hastanın zannıyla ‘pat diye’ çıkan ciddi bir hastalık şoke ediyor. Belirtiler artık apaçık görünüyor. Ve apar topar, hastalığın tanısını koymak, nedenini ortadan kaldırmak ve böylece tedavi etmek için alarm veriliyor.
Terörden daha az çeken, insanların o korkuyu terli bir gömlek gibi, uzayan bir gölge gibi sırtlarında taşımadıkları ülkelerde, ‘koruyucu hekimlik’ sistemin kökünde var. Tıpta aşıyla yapılan korunma, buralarda olabildiğince adil, özgürlükçü ama toplumsal çıkar temelinde kuralcı, yasalar önünde eşitlikçi, yasayı ihlal edenler karşısında herkese karşı tavizsiz, farklılıklara saygılı, ekonomik açıdan güçlü, kuralları korkuyla dayatma değil hür iradeyle ve gönüllü kabul etme gibi kıstaslar hakim kılınarak topluma zerk ediliyor.
‘Koruyucu hekimlik’ dediğiniz şey teröre örneklediğimizde, sabır, zaman, imkân ve ısrar isteyen bir ‘bataklıktan korunma’ ve varsa ‘kurutma’ operasyonu. ‘Tedavi edici hekimlik’ ise ‘sivrisinek öldürme’ harekâtı.
Bataklık kuruyunca zaten sinek kalmıyor, ya da kalan tek-tük sineğin zararı az, avlanması kolay oluyor. Ürkütücü bataklık orada öylece dururken, öğle uykusun-da kamikaze gibi dalıp yanağımızı sokan, canımızı yakan sineği öldürmemiz bize sadece bir sonraki sineğe kadar rahat ve huzur verebiliyor. Tıpkı patlayan bombalar gibi.
3.5 milyon yaşındaki insanlığın ilk cinayeti muhte-melen bir taş parçasıyla işlendi. Daha tekerleğin bile keşfedilmediği bir ahir zamandı. 3.5 milyon yılda uzaya ulaştık, internet çağına vasıl olduk. Çok şey başardık ama kendimizi öldürmemekten alıkoyamadık. Doğaya hükmet-tik ama kendi doğamızdaki alçaklıkları temizleyemedik. İlk günkü kadar vahşiyiz. Kısasa kısas yaşıyoruz. Bilimin insana faydası var, insanlığa yok. Keşfettiklerimizle fiyakamızdan geçilmiyor ama hala eli kanlı katillerin, masum kurbanların kanına ekmek doğradığı bir
dünyada bir arpa boyu yol gidebilmiş değiliz.