Ben iyiyim, kendinizi rahat bırakın!

St. Petersburg'un güneyinde, Kupçino'da Sovyet devrinden kalma eski bir apartmanın küçük, mütevazı bir dairesi. 'Beyaz Geceler'in, karanlığa aman vermediği geç bir saat. Odada saçları sakallarına karışmış bir adam tek başına. Viyolonseliyle halvet olmuş.

St. Petersburg’un güneyinde, Kupçino’da Sovyet devrinden kalma eski bir apartmanın küçük, mütevazı bir dairesi. ‘Beyaz Geceler’in, karanlığa aman vermediği geç bir saat. Odada saçları sakallarına karışmış bir adam tek başına. Viyolonseliyle halvet olmuş. Haydn’ın ‘D Major’ konçertosunda dolaşıyor. O dünyanın derdi; ama dünya onun umrunda değil. Çünkü kendi dünyası, onu yutmak isteyen yalancı dünyadan büyük. Bizim dert etmediğimiz soruların cevabını kendine sessizce vermiş, bizim uğrunda kafayı yediğimiz 1 milyon dolarlık sorunun cevabını da bahşiş gibi önümüze atıp edeplice kalkıp gitmiş...
Anlattığım, ‘gerçek’ bir insana dair ‘hayali’ bir senaryo. Aslı da aşağı yukarı böyledir herhalde. Grigori Perelman, yani bizim ‘Grişa’mız... Haftaya bugün 44 yaşına basacak, Ruslarda ‘uğursuzluk’ sayıldığından, önceden kutlamıyorum.
Onu siz de tanıyorsunuz. Hani şu “Hayatta cevabı bulunmaz” denilen yüzyılın matematik problemini çözen, hiç gürültü koparmadan çözümü de e-mail olarak bir web sitesine atan, ABD’den verilen 1 milyon dolarlık ‘Clay Yüzyılın Matematik Problemi’ ödülü dahil, sunulan hiçbir payeyi kabul etmeyen, ABD’de yıllarca ders verdikten sonra annesinin dizinin dibine dönen ve adını ‘işsiz’ defterine yazdıran dahi...
O “1 milyon dolar için hala düşünüyorum, son kararımı vermedim” derken, dün gelen bir haberle yine hatırladık Perelman’ı.
St. Petersburg’lu komünist örgüt KPLO, Perelman’a mektup yazmış. “Parayı kesinlikle, tez elden almak lazım Grigori Yakovleviç” diye akıl veriyorlar, “Hatta faiziyle alın! Kurnaz, kirli Batılı matematikçilere bırakmayın. Biliyoruz, size para lazım değil. Ama bu paranın nasıl harcanacağına dair yardımcı olabiliriz.”
Sonra önerileri sıralıyorlar: “Parayı sakın devlete vermeyin; rüşvet-yolsuzluğa gider. Parayı St. Petersburg’a, devrimci deneyimi olan örgütümüzün korumasında getirin, nerede ve nasıl saklanacağını size yüz yüze görüşmemizde söyleriz. Paranızla, bir bilim şehri kuralım, yoksul, ama yetenekli gençleri toplayıp geleceğin büyük, sosyalist Rusyası’na katkı sağlayacak bilimadamları yetiştirelim. Ayrıca 100 bin doları Lenin Mozolesi Fonu diye ayıralım ki, Kremlin’in Lenin’in mozolesinin maliyeti üzerine bitmeyen şikayetlerini ağızlarına tıkalım.”
Bana kalırsa, yaşadığımız yüzyılda  aklı başında bir insanın başına gelebilecek en büyük felaket medyatik ve ‘ünlü olmak’. Perelman’ın dediği gibi sizi ‘sirk maymununa’ çeviriyorlar. Kendi içler acısı ‘normalleri’ni size de yamamadan peşinizi bırakmıyorlar. Rus bilimadamı Mihail Gromov diyor ki: “Perelman’ın mantığını anlıyorum. Büyük bir iş yapmak için sakin bir kafa lazım. Sadece matematik düşünmelisin. Ger kalan herşey ‘insani zayıflık’tır. Ödülü kabul etmek de, onun mantığıyla zayıflık göstermektir.”
Perelman,  yüzyılın problemini çözüp medyanın eline düştükten sonra matematikten soğumuş. Evinin önünü ablukaya alan medya ordusunu, çelik gibi bir sinirle görmezden gelmeye devam ediyor. Varsa da fırtınalar, içinde kopuyor. Artık nadiren evinden çıkıyor, köşedeki bakkaldan ekmek, süt, kefir alıp alelacele dönüyor. Kışın kafasına geçirdiği yün bereyi, “Anneme söz verdim, çıkarırsam hasta olurmuşum” diye metronun sıcağında bile takıyor. Evinden bazen viyolonsel sesi geldiğini söylüyor komşular. 
Biz, 1 milyon dolar dahil hiçbir ödülü almayan, annesiyle minicik bir dairede papaz hayatı yaşayan bir adamın ‘anormal’ olduğunu birbirimize anlatırken, o hayatı dilediğince yaşıyor... Biz her an dönüp, “Yeter! Beni rahat bırakın” diye çıldıracağını ve manşetlerimize malzeme çıkacağını umarken, tek kelime etmeden “Ben iyiyim, ne olur siz kendinizi rahat bırakın” diye fısıldıyor ateş saçan gözbebekleri.
Merak ediyorum, Perelman eğer Sait Faik’in ‘Lüzumsuz Adam’ öyküsünü okusaydı, “Ah işte tam da böyle bir hayattı istediğim” der miydi?