Denizden gelen casus

Amerikalılar bu müthiş yaşamöyküsünden, muhtemelen tüm Oscar'ları toplayacak bir film yaparlardı. Ruslar 'Kahramanlık Madalyası' verip ardından bir kadeh şampanya içmekle yetindiler.

Amerikalılar bu müthiş yaşamöyküsünden, muhtemelen tüm Oscar'ları toplayacak bir film yaparlardı. Ruslar 'Kahramanlık Madalyası' verip ardından bir kadeh şampanya içmekle yetindiler. Putin dün Novo-Ogaryovo'daki villasında hayatı hep gölgede geçen bir kahramanın adını ilk kez anıp ruhunu şad ederken, Pentagon'da oturanlar 60 küsur yıl sonra bile muhtemelen aynı hırs ve öfkeyle soluyordu.
Adı ABD'de George Koval, SSCB'de Georgi Abramoviç Koval, Rus askeri istihbarat teşkilatı GRU'da ise sadece 'Delmar', yani 'deniz'di. Yahudi ailesi daha Ekim Devrimi gelmeden gidişatı görmüş ve ABD'ye, Iowa'ya yerleşmişti. Koval 25 Aralık 1913'te orada doğdu. Ünivesitede iki yıl fizik okumuştu ki, 1930'ların büyük ekonomik krizi ailesinin varını yoğunu elinden aldı ve sefaletin pençesine düştüler. Babası, bu acımasız kapitalist dünyadan kaçıp sosyalizme sığınmayı tek çıkar yol gördü. Pasifik Okyanusu'nu gemiyle geçip SSCB'ye geri döndüler.
George Koval, 1934'te, 21 yaşındayken Moskova'ya geldi, en prestijli enstitülerden Medeleyev'de fizik okumaya devam etti ve 1939'da bitirdi. Parlak bir öğrenciydi. İmtihan edilmeye bile gerek görülmeden doktora programına alındı.
Yıl 1939'du. Dünya, yaklaşan felaketin ayak seslerini duyuyordu. ABD'de doğan, İngilizceyi ikinci anadili olarak konuşan, kafası zehir gibi çalışan bu genci Stalin'in istihbarat birimleri elbette laboratuvarında unutma lüksüne katlanamazdı.
İşte Oscar'lık filmin senaryosu o saatten sonra yazılmaya başlandı. ABD'nin çok gizli bir projede atom bombasını üretmek için uğraştığı SSCB'ye malum olmuştu. Stalin bu sırrın ele geçirilmesini istiyordu. Kızılordu'nun istihbarat örgütü GRU, uygun adayı bulmakta zorlanmadı. Her şeyiyle Amerikalı olan Koval'ı alıp dört dörtlük bir casus olarak eğitti. 1940'ta illegal yollardan Koval ABD'ye sokuldu. Ve imkânsız başarıldı: CIA'in, temizlikçisini bile defalarca güvenlik soruşturmasından geçirdiği, atom bombasını üretmek üzere oluşturulan 'Manhattan projesi' ekibine genç Sovyet casusu fizikçi olarak alınmayı başardı! Oak Ridge'deki atom merkezinde, sırların tam göbeğinde bir 'kızıl casus' cirit atıyordu.
Sonrası zaten çorap söküğü gibi geldi. 2. Dünya Savaşı biterken, ABD, Japonya'ya ilk bombaları atarken, Koval tüm hayati bilgileri Moskova'ya aktarmıştı. Görev tamamlanmıştı ve 'Delmar' 1948 sonunda memlekete, ailesine döndü. Ve 29 Ağustos 1949'da yerel saat sabahın 7'sini gösteririken, Kazakistan'ın bozkırlarında ilk Sovyet atom bombası başarıyla patlatıldı.
George Koval ya da Georgi Abramoviç Koval ya da 'Delmar'ın hayatının bundan sonraki kısmından, casus filmlerine konu olacak başka malzeme çıkmadı. Ama zaten o sekiz yıl her şeye bedeldi. 1949'da Kızılordu'daki görevinden ayrılıp Moskova Fizik Tekonolojileri Enstitüsü'ne, sakin bilimsel hayatına geri döndü. Başarılı bir bilimadamı, çok sevilen bir ğretmen ve Spartak Moskova'nın maçlarını kaçırmayan bir futbol tutkunu olarak yaşadı. İsmi zaten medyada hiçbir zaman anılmadı, cismi de ortalıkta görülmedi. Onun varlığını kitleler 31 Ocak 2006'da, 94 yaşındayken Moskova'da öldüğünde öğrendi. Ölümünden birkaç gün önce kendisini ziyarete gelen GRU yetkilisine, "Artık benden söz etmenizde bir mahzur yok" demişti.
22 Ekim 2007'de Başkan Putin, 'George Abramoviç Koval'i vatana üstün hizmetinden ötürü altın kahramanlık madalyası 'Altın Yıldız' ile ödüllendiren kararnameyi imzaladı. Onun, 'vatan savunması için verdiği eşsiz hizmeti' övdü. Hayatta kimsesi kalmadığı için, madalyası askeri istihbarat teşkilatı GRU'nun müzesine yollandı. Moskova'da bu dokunaklı ödül töreni olurken, Washington'da muhtemelen 'büyük sırrı' vaktiyle Ruslara bu kadar kolay kaptırmanın utancı bir kez daha hatırlandı.
Benim tek umudum, bir gün ajansların şöyle bir haber geçmesi:
'Ünlü casus Georgi Abramoviç Koval'ın anılarını yazdığı günlüğü bulundu ve kitap olarak basılıyor.' İşte o zaman Le Carre'yi kıskandıracak, Cambridge Beşlisi'nin pabucunu dama atacak bir şeyler okuruz belki!