Gri kalmadı, siyah ya da beyaz verelim

Moskova'nın en işlek caddesi Arbat'ta, yolun iki yanına park etmiş yüzlerce araçtan birine, arabama yürüdüm.

Moskova'nın en işlek caddesi Arbat'ta, yolun iki yanına park etmiş yüzlerce araçtan birine, arabama yürüdüm. Daha kontağı çeviremeden bir trafik polisi bitiverdi. Ve her gün Moskova'da binlerce
kez aynı repliklerle tekrarlanan sahne başladı. "Arabanızın belgelerini verin" dedi. Verdim. Baktı. "Buraya park etmek yasak" dedi, "Lütfen polis arabasına gelin, ceza yazacağım". "Ne gereği var? Burada halledelim" dedim. Polis kim bilir kaç bininci kez aynı 'saf' ayaklarında sordu, "Nasıl yani?" Ben 'tarifeyi' bildiğim için, cüzdanımdan 100 rubleyi (yaklaşık 5 milyon lira) çıkardım. Belgelerimi uzattı, eline parayı sıkıştırdım.
Bir gram bile suçluluk duygusu hissetmedik.
O sağ, ben selamet, vedalaştık. Yandaki arabaya geçip 'tahsilata' devam etti.
Bu 'Moskova normalleri'nden biridir. Rüşvet, dünyanın pek az yerinde bu
kadar aleni, bu kadar utanmazca istenir ve verilir. 'Hayatın doğrularıyla' pek örtüşmez ama kendi içinde bir mantığı vardır, 'alan ve satan' memnundur ve bu çark öylece döner durur.
Yol üstü, bir arkadaşımın ofisine uğradım. Rus muhasebecisini, cumartesi günü de çalışmaya ikna etmek için uğraşırken buldum. "İş çok, sana fazla mesai ödeyeceğim" diyordu. "Sorun para değil ki" dedi kadın, kaşlarını çatarak, "Benim maaşım bana yeter, ben dinlenmek istiyorum. Çocuğumu tiyatroya götüreceğim, söz verdim." Arkadaşım şakayla karışık, yüklendi: "Siz Ruslar böylesiniz işte, tembelsiniz. Bak Türk inşaatçılar aslanlar gibi çalışıyor, sizin beş yılda yapamadığınız inşaatları biz altı ayda bitiriyoruz." Neşesini kaybetmeyen Rus muhasebeci altta kalmadı, "Bak patron. Affedersin ama siz aslan gibi değil, eşek gibi çalışıyorsunuz. Siz sadece çalışıyorsunuz. İstanbul'da mağazaların çoğu haftada yedi gün, günde 15 saat açık. Hiç öyle olur mu? Biz çalışırken, hayatı unutmuyoruz. Paradan daha önemlisi bu işte."
İşte bu da 'Moskovalının normalleri'nden biridir. Gerçi 'bozulma' başlamıştır ama Ruslar genellikle parayı bir 'araç' olarak görmeyi becerir. 'Genel pratikle' uyuşmasa da bu böyledir ve yeni düzen, Rus karakterinden bunu kolay söküp atamaz...
Akşam Rus televizyonlarından birinde 'yıldızlar geçidi' vardı. 50. sanat yılını kutlayan bir Rus müzisyenin onuruna Kremlin Sarayı'nda konser veriliyordu. Rus popunun eski, yeni tüm ünlüleri teker teker sahne alıyor, yaşlı müzisyen övgü ve çiçek yağmuruna tutuluyor, devlet başkanının temsilcisi hediyeler yağdırıyor, salonu dolduran binlerce kişi 'ustayı' çılgınca alkışlıyordu.
Hemen her hafta bu tür 'ustalara saygı' konserleri izleriz Moskova'da.
Bu da 'Rusya normalleri'ndendir.
Adı lazım değil, 'uzak bir ülke'deki gibi 'nekrofiliya' toplumu yaşamaz Rusya'da, 'ölüsevicilik' toplumsal bir hastalık değildir. Yaşarken
kadri kıymeti pek bilinmeyen insanların ardından gözyaşı döküldüğü de pek vaki değildir. Hak ettiği sevgiyi, henüz hayattayken kucak kucak sunarlar, 'gerçek' sanatçılarına.
İşte size birkaç minik kesit bu topraklardan. Polisi arsızca rüşvet alır, sıradan vatandaşı 'hayatı ıskalamamak' için gerektiğinde parayı elinin tersiyle iter, 'değerlerini' yaşarken ölümsüzleştirirler. Tezatlar kol kola yaşar. Velhasılı bu şehirde ve bu ülkede griden çok siyahla beyaz vardır.
19 derecede buharlaşmak
Aynı klişe laf dünyanın her köşesinde söylenir: 'Filanca şehrin havasına ve kızına güven olmaz' diye. Moskova mevzubahis olunca bu lakırdı kızları için doğru, ama havası için külliyen yalandır! Moskova'nın havası
'harbi'dir, 'mutedil' değildir, kimseyle gönül eğlendirmez, polemiğe girmez.
Mesela şu an kahve-konyak takviyesiyle klavyeyi gagalarken, termometre eksi 19'u gösteriyor. Her sabah, sokaklarda donup ölen evsizlerin ya da sarhoşların haberiyle uyandığımız günlerdeyiz. Hava üç gündür pırıl pırıl, tek bir bulut yok. Yazın bile bu kadar güneş ışığı zor bulunur. Ama mevsim kışsa ve havada bulut yoksa, feci bir ayazın işaretidir. Sokağa çıkmak akıl işi değildir. Böyle günlerde damdan dama atlarken donakalan kedi görmüşlüğüm yok, ama dünya gözüyle eksi 36 dereceyi görmüşlüğüm var. Bu kış henüz esaslı kar görmediysek de, soğuk havalara direnemeden teslim olduk. Çok sevdiğim bir laf var; 'Moskova'da kış dokuz ay sürer' diyor
Ruslar, 'Üç ay da yazı beklemekle geçer!'. Ama bizi bu şehre bağlayan kelebek ömürlü yazın umudu değil, yüreğimizi beyaz bir örtü gibi örtüp ısıtan karın yumuşaklığı. Yaz umuduyla bu şehirde yaşanamaz. Kışı sevmeyen zaten Moskova'yı sevemez. Sevmeden de bu şehir çekilmez.