Herkesin bir 'casus' öyküsü vardır...

Nefes aldıkça, ayazda buza kesen burnumun kıllarının haşır-huşur sesler çıkardığı bir mart...

Nefes aldıkça, ayazda buza kesen burnumun kıllarının haşır-huşur sesler çıkardığı bir mart ayıydı. Orak-çekiçli kızıl bayrağın rengi atmış, gönderden ebediyyen indirilmesine sayılı günler kalmıştı. ‘Sovyet’ Moskova’nın iç karartan griliğinden ziyadesiye nasiplenmiş, döküntü İzmailova Oteli’nin lobisinde ‘turist’ sıfatıyla oturuyordum. Ünlem kılıklı bir adamın çaprazdan beni kestiğini fark ettim. Müthiş gerildim. Korktuğum başıma gelmişti işte... Adam uygun anı bekledi, etrafı kesti ve usulca yanaştı. ‘Tamam’ dedim içimden, ‘KGB hamlesini yapıyor!’
20 yaşındaydım. İlk kez yurtdışındaydım. Komünizmin kalesindeydim. Her köşebaşında Le Carre’nin George Smiley’sinin ‘kızıl muadillerini’ görüyordum. Karlı Moskova caddelerinde taksiciyle dikiz aynasında göz göze geldiğimde içimi bir ürperti kaplıyordu. Berbat lokantalarda garson önüme menüyü koyduğunda, içinde şifreli bir not var mıdır diye bakıyordum. KGB ajanı olduğuna kalıbımı basacağım fahişe kılıklı afetler, eski İnturist Oteli’nin bodrum katındaki dumanaltı barda etrafımda dönüp duruyordu. ‘Soğuktan Gelen Casus’u daha yeni bitirmiştim ve KGB takibindeki yabancı rolü benim için biçilmiş kaftandı.
Otel lobisindeki ‘macera’nın müthiş finalina sonra döneriz. Tüm bunları 20 yıl evvelinin puslu anılarından çıkarıp getiren, ‘kızıl saçlı femme fatale’ diye manşetlere çıkan Anna Chapman. FBI, ‘Amerikalı’ maskesiyle yaşayıp aslında Rus Dış İstihbarat Teşkilatı SVR için çalıştığı söylenen 10 kişiyi yakaladı. Rusya da inkara pek meyletmeden işin üstünü kapatma derdine düştü. Şimdi Le Carre’ye parmak ısırtacak senaryoların, heyecanlı öykülerin bini bir para. Medyaya gün doğdu. ‘Casus’ damgası yiyenlerin en güzeli, en alımlısı Anna Chapman, halka açık Facebook fotoğraflarının da sayesinde diğer zanlıların hakkını yiyecek kadar ön planda. Amerikan gazetelerinde yazılanları satır satır çevirirken ‘Tanrı kelamı’ gibi doğru kabul edip yazanlar, işin elifbası olan ‘kuşkuculuk’tan hiç nasiplenmeden yeni ‘007 öyküleri’ yaratıyor. Anna serbest kalırsa, milyonlarca dolar götüreceği bir film ya da anı kitabı artık çantada keklik. İşte biz de o zamana kadar ‘Kızıl saçlı casus İstanbul’da ne yaptı? Les Ottomans’daki o fotoğrafı kim çekti?’ gibi başlıklara çıkan ‘dehşetengiz’ sorularla yaşayacağız.
Elimde bir delil yok. Ajanlarla da işim olmaz. Ama benim ‘makul’ senaryom şu: Anna Chapman, nam-ı diğer İrina Kutsova, ya da samimi bir deyişle ‘İriçka’ aslında ilk defa bavulcu olarak geldi İstanbul’a. Laleli’den deri mont taşıdı. Köşeyi döndü. Bu arada ‘sıcak kanlı Türk sevgilileri’ oldu ve İstanbul’u su yolu yaptı. Gürcistan-Rusya savaşı sırasında, Karadeniz’e çıkmak isteyen Amerikan savaş gemilerini gözetlesin diye Les Ottomans Oteli’nde Boğaziçi manzaralı bir oda tuttu. Rapor ettikleri gemiler ‘şehir hatları vapurları’ çıkınca kızağa çekildi. Sonra Medvedev’in “Petrol ve gaza bağlı ekonomi olamaz. İnnovatif ekonomiye geçmeliyiz. Buluşlarla, yeni ürünlerle ilerlemeliyiz” kampanyası kapsamında, 1777’den beri damak çatlatan lokumları üreten Ali Muhiddin Hacıbekir’in gizli tarifini çalmak için İstanbul’a bir kez daha yollandı. Beceremeyince de, “Bari Amerika’ya git, Coca Cola’nın tarifini yürüt, köşe olalım” denip New York’a postalandı. Ama daha Atlanta’ya varamadan işi güzel yüzüne gözüne bulaştırıp enselendi. Durum bundan ibaret!
Neyse, işte 1990 Mart’ında, o rezil otelin lobisinde o adamın bana doğru sinsice yaklaştığı ana dönmeliyim: Buza kesmiş bekliyordum. Ajanlık mı önerecekti? Randevusu olan bir başka ajanla mı karıştırmıştı? “Ayşe nerede?” diye sorduğunda benden “Tatile çıktı!” cevabını mı bekleyecekti? O birkaç saniyede neler geçti 20’lik deli fişek aklımdan neler!
Ve adam kulağımın dibinde durdu. Azeri Türkçesi ile, “Türkseeen?” diye sordu. Kafamla onaylayınca, son kez etrafı kolaşan edip kartlarını açtı: “Karı isterseeen? Yahşi karılar vardıııır!”. İşte bütün casusluk hayallerim, üçüncü sınıf bir pezevengin elinde tuz buz olup gitti. Ve o gün bugündür Moskova’da kuşkulu bir tip tarafından süzüldüğümüz hissetsem ya cüzdanım yerinde mi diye bakıyorum, ya da bu ilginin sebebi açık unuttuğum fermuar mı diye yokluyorum. Casus hikayelerine metelik vermiyorum. Le Carre yerine de çoktandır Çehov okuyorum.