Irak'ın derdi, Rusya'yı neden gerdi?

Irak meselesi muamma. Bu alamet, kıyamete mi yoksa selamete mi çıkar, bilen yok. B&B'nin (Bush-Blair kumpanyası) derdi Saddam.

Irak meselesi muamma. Bu alamet, kıyamete mi yoksa selamete mi çıkar, bilen yok. B&B'nin (Bush-Blair kumpanyası) derdi Saddam. Ama Rusya cephesinden görüntü farklı. Rusya'nın derdi, ABD'nin efelenmesi karşısında 'iki kutuplu dünya' iddiası uğruna kuyruğu dik tutmak değil. Saddam'ı değil, Irak'ı ve haliyle kendilerini düşünüyorlar.
Moskova, Saddam'sız Irak'ta, Saddam'lı Irak'ın sağladığı ya da vaat ettiği çıkarları koruyabilecek mi? Burada medyaya yansıyanları hatırlatmakta fayda var.
Derler ki, 'BM'nin gıda karşılığı petrol satışı programı Rus şirketlerine yılda 4 milyar dolar akıtıyor. Yani cendereye alınmış Irak'ın pörsümüş memelerinden bile Rusya süt sağıyor.'
Derler ki, 'Irak'ın Sovyet devrinden kalan borcu 9 milyar dolara yakın.
Bunu koz yapıp, Rus petrol şirketlerine Irak'ta ayrıcalıklar koparıyor.'
Derler ki, 'Buna 40 milyar dolarlık ekonomik işbirliği anlaşmasını koyun. 'Ve Rusya'nın silah sanayii için Irak'ın 'yağlı kaz' olacağını hesaplayın...'
Ve kimileri diyor ki, 'Rusya ABD'den, Saddam sonrası Irak'ta, tüm ekonomik çıkarının korunacağı garantisi istiyor.'
Düşünsenize: Saddam gitse, ambargo kalksa... İmzası atılmış kontratlarla pusuda bekleyen Rus petrol şirketleri kuyuları kazsa... Irak ordusu donatılsa. 40 milyar dolarlık anlaşma uygulansa...
Kuş uçuşu kaç saat, bilmem; ama çıkar ölçüsüyle Bağdat, Moskova'dan öyle çok da uzak değil.
Çehov'a vişne borcum var
Bu yaz bir günah işledim. İtiraf ediyorum. Ama pişman değilim.
Kim olsa baştan çıkardı.
Novodeviçye (genç kızlar) Manastırı'nın mezarlığındaydım. Nâzım'ın huzuruna bir dostumu götürmüştüm. Sonra çok sevdiğim o mezara uğradım; Anton Çehov'a. Rus köy evinin karikatürize edilmiş bir minyatürü olan bu anıt mezarı anlatmak zor, mutlaka görmelisiniz.
Mezarın üstünde minik bir vişne ağacı vardı. Ve ince dallarında olgunlaşmış birkaç vişne... Etrafta kimsecikler yoktu. Birini hemen koparıp ağzıma attım. Kökleriyle Çehov'dan beslenmiş vişneyi afiyetle yedim. Pek de lezzetliydi!
Sırrımı paylaştığım Rus arkadaşım Ksenya, 'Ne yaptın sen?' dedi dehşetle, 'Ölü toprağında yetişen yemiş yenmez, uğursuzluk getirir!'
O gün bugündür Çehov'un mezarına uğramıyorum. Başıma gelecek felaketi bekliyorum. Yine de 'ihtiyatlı bir iyimserlik' içindeyim. Çehov'un işi o kadar büyüteceğine inanmıyorum.
Eve kapatılmadan sayılıyoruz
Şükürler olsun ki, Çar Petro zamanında yaşamıyoruz. Yoksa kelleyi kaybetmek işten değildi. Bizim 'Deli Petro', Rusların 'Büyük Pyotr' dediği zat, 'Nüfus sayımına katılmayanların kellesi vurula!' diye ferman salmıştı vaktiyle.
Şükür ki, Türkiye'de de yaşamıyoruz!
Sayım bahanesiyle eve tıkmıyorlar kimseyi. Sayım bir hafta sürüyor.
İsteyen eve gelen memura kapıyı açıyor, isteyen mahallesindeki sayım merkezine gidip beyanda bulunuyor, isteyen telefonla cevaplıyor soruları.
Son sayım 1989'da yapılmıştı Rusya'da.
O zamanlar nüfus 147 milyondu. Geçen 13 yılda 4 milyon azaldı. Dünyada nüfusu azalan tek ülke galiba Rusya. Göçler de etkili oldu elbette ama asıl rol, kriz dönemlerinin karanlık gerçeğinde: Yarınını göremeyen çocuk yapmıyor. Gerçi Jirinovski dört kadına kadar evlenmeye yasal izin çıkmasını istiyor ama 'mahallenin delisine' kulak asan yok.
Şimdi umut, son iki yılda krizi unutturan ekonomik büyüme. Bu sürerse, Rusya'da 'baby boom' yaşanması kuvvetle muhtemel. Sürmezse, 'azalan' nüfusun, 'artan' psikolojik baskısı karamsarlığı körükleyecek. Parklarda yalpalayan sarhoşlardan çok şen şakrak çocukları gördüğümüz gün işlerin
yoluna girdiğine iman edeceğiz.