Masum değiliz hiçbirimiz...

'Ne? Savaş mı? Çeçenleri mi? O iş bitmemiş miydi? 'Terörist Çeçenlerin' defteri dürülmüş, kalıntılar da dağlara sürülmemiş miydi?

'Ne? Savaş mı? Çeçenleri mi? O iş bitmemiş miydi? 'Terörist Çeçenlerin' defteri dürülmüş, kalıntılar da dağlara sürülmemiş miydi? Huzur ve güven tesis edilmemiş miydi? Yoksa bunların hepsi yalan mıymış? Bir ülkenin bodrum katında kirli bir savaş mı varmış?..'
Aslında burası sözün bittiği, anlamın yittiği yer... Kim haklı? Kim haksız? İlk kanı kim akıttı? Ne söylense hikâye. Tartışması hep 'açık parantez' kalacak bir operasyon bitti, 100'den fazla can uçup gitti. Ve geride kalanlar, çıkmaz bir sokakta sıkışıp kalmış çaresizler ordusu. Ruslar, Çeçenler ve de 'büyük insanlık'... Rehine yakınlarından bir yaşlı kadının haykırdığı gibi, "Hem içeridekiler, hem dışarıdakiler; hepimiz bu lanet olası savaşın elinde rehineyiz!"
8 yıllık savaş, iki taraf için de, 'üçüncü taraflar' için de, 'Masum değiliz hiçbirimiz' dedirtecek olayların kronolojisi.
Keşke Yeltsin, hesapta 'Bir avuç Çeçen asinin başını birkaç saatte ezecek' bir operasyon için 1994 sonunda orduyu Çeçenya'ya sokmasaydı. Keşke Dudayev, Rusya Federasyonu içinde kalıp, içişlerinde tam egemenlik ve büyük ekonomik ayrıcalıklar sağlayan anlaşmayı yırtıp atmasaydı. Keşke Çeçenlerle din veya kan bağı olan 'dış güçler' yangına benzin yerine su sıksaydı. Keşke 1996'da imzalanan barış anlaşmasına sadık kalınabilseydi...
Keşke o anlaşma 2001'de Çeçenya'da bağımsızlık referandumu öngörürken, Rus ordusu kışlasına dönmüşken, 'sağduyu' ağır basabilseydi. Keşke kaçırılan masum insanların fidye uğruna kafaları kesilmese, şeriat mahkemeleri ve infazlarla tüm dünyaya 'dehşet ülkesi' imajı verilmeseydi.
Keşke Çeçenler, 'fiilen' bağımsız oldukları topraklarda örnek bir idare kurmak varken, zafer sarhoşluğu ile Rusya'yı tahrik etmese, 'şeriat' ihraç etme sevdasıyla 1999'da Dağıstan'a girmese, Rus tanklarına davetiye çıkarmasaydı. Keşke Mashadov ılımlı tavrını koruyabilse, ayakta kalabilmek için radikallerle uzlaşmasaydı.
Keşke başkanlığa aday olan Putin, seçilmek için 'Çeçenya'yı tekrar fetheden, Rusların incinen gururunu tamir eden lider olmak' dışında bir koz bulabilse ve ikinci savaş başlamasaydı. Keşke Çeçenya'ya geri dönen Rus ordusunun birçok subayı, Çeçen kadınlarına tecavüz etmekten köyleri yakıp yıkmaya kadar, insanlık dışı eylemlerin sanığı olmasaydı.
Keşke 'bağımsızlık' diye yola çıkan Mashadov, uluslararası radikal İslamcı örgütlerle el ele tutuşmasa, 11 Eylül sendromu yaşayan Batı'nın 'insani desteğini' yitirmeseydi. Keşke Kremlin, siyasi diyaloğun kapısını tamamen kapatıp, karşı taraftaki herkese 'terörist' yaftası yapıştırmasaydı.
Bütün 'keşke'leri sıfırla çarptıktan sonra elde kalan, unutturulmaya çalışılan ama aslında hiç bitmeyen bir savaş... Rehine krizi, Çeçenya'nın
üstüne kapatılmak istenen perdeyi kaldırdı, o kadar. Putin, 'Çeçenya savaşını bitiren adam' olarak Kremlin'e çıkmıştı. Ama savaşın bitmediği ve bu gidişle bitmeyeceği gerçeği, Moskova'nın orta yerinde bayrak gösterdi.
Kremlin'in yeni sahipleri medyayı kontrol altına alarak propaganda savaşından galip çıkmıştı. Ama bugün, kazanılanın 'savaş' değil sadece bir 'çatışma' olduğu anlaşılıyor. Ve Putin'in savaşı asıl şimdi başlıyor.
Ne diyordu yaşlı kadın, "Aslında hepimiz bu savaşın elinde birer rehineyiz"... Ve masum değiliz hiçbirimiz.
Bira sizin olsun, votka bizimdir!
Acı haberi Washington Post'un Moskova muhabiri yazdı. Rusya tarihinde ilk kez bu yıl bira tüketimi votkadan fazla olacakmış. Votkaya 6.3, biraya 6.5 milyar dolar harcanacakmış. Rusların milli içkisi tahtından oluyormuş.
Aslında votkayı ilk bulan Fransızlar. Ama onlar ilaç niyetine kullanmış. Votka, 1386'da ilk kez Rusya'ya gelip Çar'ın huzuruna çıktıktan sonra terfi etmiş, 'içkilerin kralı' olmuş ve Ruslarla anılagelmiş. Gerçi daha votka yokken de Ruslar içkiye düşkünmüş. Çar Vladimir'in 988'de Ruslara din ararken önce İslam'ı incelediği, alkol yasağını görünce Hıristiyanlığı seçtiği söylenir. 2. Dünya Savaşı'nda 30 milyon Sovyet vatandaşının öldüğünü, savaş sonrasından bugüne dek ise 27 milyon kişinin alkol yüzünden can verdiğini eklersek, votkanın gücü anlaşılır.
Son yıllarda bira tutkusu arttı. Adam başı tüketim son beş yılda 15 litreden 42 litreye çıktı. Özellikle gençler biracı. Sokaklarda çoluk çocuğu bile elinde bira şişesiyle görmek olağan manzara.
Eski tüfekler dertli, "Kapitalizm Rus karakterini yumuşattı. Votka yerine bira içilir oldu. Rusya votka demektir" diyorlar. Haksız da değiller. Her millet kendi içkisiyle anılmalı. Türkler rakı, Fransızlar şarap, Almanlar birayla... Ruslar ise her zaman votkayla.