Moskova Erdoğan'ı beklerken şeytanın 'gör' dedikleri

"Nereden çıktı bu ziyaret? Gündemde yeni imzalar mı var?" Erdoğan'ın Putin'e Moskova'da konuk olacağı 12-13 Ocak'taki ziyaretle ilgili bu soruyu soran çok. Cevabı, geçen ağustos başında Ankara'da Putin'i ağırlarken...

“Nereden çıktı bu ziyaret? Gündemde yeni imzalar mı var?” Erdoğan’ın Putin’e Moskova’da konuk olacağı 12-13 Ocak’taki ziyaretle ilgili bu soruyu soran çok. Cevabı, geçen ağustos başında Ankara’da Putin’i ağırlarken bizzat Erdoğan’ın söylediği sözler: “İki ülke arasında çok boyutlu stratejik işbirliğini koordine etmek üzere, hükümetlerarası nitelikte bir üst düzey buluşmayı, görüşmeyi, liderlerin eş başkanlığında yürütelim diye bugün bir karar aldık. Bugün aldığımız bu kararın ilk uygulamasını 2010 yılbaşında Rusya’da gerçekleştireceğiz. Her yıl bir kez başbakanlar nezaretinde, icracı bakanlar bunu yapacağız.”
Erdoğan geçen mayısta da Soçi’de Putin’i ziyarete gitmişti. Yani bu, bir yılda üçüncü zirve olacak. Son dokuz yılda kaç kere buluştuklarını unuttum. Ama artık ‘kadim dost’ oldukları kesin. Her ne kadar, Putin ile Erdoğan Berlusconi’ye ‘Silvio’ diye seslenirken birbirlerine hala ‘Sayın’ sıfatını ekleyerek hitap ediyorlarsa da, bu, ‘mesafe’ değil, birbirlerinin ağırlığına-önemine verdikleri nottan kaynaklanıyor.
Türk-Rus ilişkileri 1999’da rahmetli Ecevit’in başbakan olarak yaptığı Moskova ziyaretiyle yeni bir sayfa açtı. Mavi Akım boru hattıyla ‘hasım’lıktan ‘hısım’lığa makas değişti. Erdoğan ile Putin sayesinde de bugün artık ‘stratejik ortaklığın’ vurgulandığı bir aşamaya geldi.
Haftaya yapılacak ziyaretin elbette enerji projelerinden Kafkasya’da barışa kadar kalabalık bir gündemi var. Ama ‘hiç gündemsiz’ dahi olsaydı, sırf iki liderin zirvelerinin artık ‘rutine’ dönmüş olması bile önemli kazanım sayılmalıydı. Hep söylüyoruz, Rusya’da hala en önemli ‘kanaat önderi’, Putin’in bizzat kendisi. Dolayısıyla, Putin Türkiye’ye ne kadar izzet-ikram gösterirse, turizmden ticarete kadar her alanda Rus halkının, bürokrasinin Türkiye’ye, Türk mallarına bakış açısı o kadar olumlu yontuluyor.
Ama bugün dikkat çekmek istediğimiz nokta başka. Erdoğan-Putin ahengi sıcak rüzgarlar estirirken, bizim uçurtmalarımız bu rüzgarda neden yeterince yükseklere uçmuyor? Liderlerin taşlardan temizlediği toprağa, yeterince verimli tohum atılabiliyor mu? Hasat yapılabiliyor mu? Yani “Rusya ile ilişkilerimiz maaşallah çok iyi, Putin Erdoğan’ı çok seviyor, bölgenin en önemli iki ülkesi olduk, enerji yollarında köprü başını tutuyoruz” diye keyiflenmekle iş bitiyor mu? Olanla yetinmek iş mi?
Sadede geleyim: Rus tarafında ‘lider’ var, yukardan politikaları kararlaştırıyor, yol haritasını-stratejiyi çiziyor, sonrasında ‘ekibi’ çıkıp projeleri yürütüyor. Lider Putin. Son dönemde netleştiği üzre Türkiye ile ilişkilerde ‘ikinci adam’ da Başbakan 1. Yardımcısı İgor Seçin. Neden Seçin? Çünkü Rusya’nın tüm enerji politikalarının dümeninde o var. Türkiye ile ilişkilerde Rusya cephesinden bakınca ‘1 numaralı’ madde enerji ve Seçin doğru seçim.
Peki Türk tarafına bakalım. ‘Lider’ kim? Erdoğan. Türkiye için Rusya’ya bakınca ‘1 numaralı’ madde ne? Enerji önde ama onun siyasi yanı-etkisi baskın; pratikte ticaret daha önemli. Çünkü herkes aldığına değil, sattığına konsantre oluyor, olmalı. Peki Erdoğan’ın Putin ile taşlarını temizlediği yolda ışık tutacak, Türkiye’nin ticari potansiyelini Rusya’ya aktarmanın rotasını çizecek ‘ikinci adam’ kim? Türk-Rus Karma Ekonomik Kurul Eşbaşkanı kim? Enerji Bakanı Taner Yıldız. Elbette enerji çok önemli, ama ya bizim asıl ekmek kapımız ticaret? Ortada bir gariplik yok mu? Var. Peki nedir? Biz Rusya’ye enerji satmıyoruz. Erdoğan’dan sonra Rusya’yla ilişkilerin kaptanı olacak kişinin odak noktasının ‘ticaret’ olması lazım. Ya da Yıldız’ın dışında bir ‘koordinatör’ daha olmalı. Diyeceksiniz ki, “Yıllarca Kürşat Tüzmen o koltukta oturdu da, ne oldu?”. Haklısınız ama “Kötü misal emsal değildir” lafı boşa söylenmemiş.
Erdoğan bu konuda iyiniyetli davrandı. “Sözkonusu ticaretse, devleti değil iş dünyasının kurumlarını, temsilcilerini cepheye sürelim” diye düşündü. TOBB’u DEİK’i de fiilen bağlayarak- öne çıkardı. Ama geçen yıllar içinde gördük ki, o cepheden maalesef, iş dünyasının önünü açacak ‘gerçekçi’ projeler çıkmıyor. İşin PR’ına, havasına ağırlık veriliyor. Olmuyor, olamıyor... 
Başbakan yol yakınken bir daha düşünmeli. Rusya’yla daha fazla ticaret için zemin müsait. Türkiye’yi besleyecek ekmek ihracat. Ama birkaç büyük şirketimizin tırnaklarıyla kazıyarak burada elde ettikleri başarılarla övünmek değil, yeni başarı öykülerinin zeminini hazırlamak lazım. Dericisinden makinacısına, tekstilcisinden sebze-meyvecisine her sektörün Rusya’da pazar payını katlayabileceği bir ortam var. Ama onların yolunu açacak projeler lazım. Bunun ‘kaptanı’nın da doğru seçilmesi lazım. İşin ehlini bulmak şart. ‘Vizyon’ Erdoğan’dan gelse de, ‘projeyi’ altındaki ekip üretmeli. Stratejiyi Erdoğan düşünse bile, taktik adımlar atacak cevval insanlar, kurumlar olmalı. Şu an bu iş emanet edilenler, o yüklerin altından kalkacak kapasitede değil. Hızla zemin kaybediyoruz. Siyasette, enerjide koşuyoruz; ticarette geriliyoruz.
Rusya’yla ilişkilerde ağırlığı sadece enerjiye verip projesiz kalmak yanlış. Yıllardır Rusya’daki Türk işadamlarıyla profesyonel çabalarla kapsamlı bir sorun tespiti-imkan envanteri çıkarmak mı zor? Lojistik merkezi kurulmasından pilot KOBİ işetmelerine finansal kaynak sağlamaya kadar bir dizi proje mi imkansız? Türkiye’den yetenekli üniversite mezununlarını seçip Rusya’nın her bölgesindeki şirketlerde staj imkanları ayarlayarak ‘geleceğin ihracat elçilerini’ yetiştirmek mi güç? Türkiye’nin reklam-tanıtım kampanyalarını koordine etmek, PR’la desteklemek mi imkansız? Turquality projesinde ‘Türk malı’ damgasından çok, uluslararası ‘marka yaratma’ kriterine odaklanmak mı mantıksız? Türk-Rus Üniversitesi’ni, Moskova Türk Kültür Merkezi’ni yapıp geleceğin kadrolarını, Türkiye dostlarını yetiştirmek mi güç? İnternet çağında kapsamlı bir ‘Rusya bilgi bankası’ kurup müteşebbisi sürekli bilgilendirmek mi zor? Ve daha bin türlü soru, proje, düşünce... Tabii işi ‘günü kurtarmak’ olmayanlara...
Tam da rüzgar arkamızdayken, Ankara-Moskova ahenkli ilerlerken, hatalı tercihlerle ticaret cephesinde fırsatlar heba edilmesin. Çünkü Rusya’da her boşluk anında dolduruluyor.