Perakendeci Hatice'nin gündüz kâbusları

Bu memlekete çok kızıyorum. Ve bu memlekete bayılıyorum. Vallahi. Laf olsun diye söylemiyorum. Bir 'tatlı bela' burası. Ne onunla, ne onsuz oluyor.

Bu memlekete çok kızıyorum. Ve bu memlekete bayılıyorum. Vallahi. Laf olsun diye söylemiyorum. Bir ‘tatlı bela’ burası. Ne onunla, ne onsuz oluyor. Can sıkacak şey çok; ama lügatında ‘can sıkıntısı’ yok. Başka bir memleketin birkaç senelik gündemi mevzular burada birkaç güne sığıyor. Afrika’ya Safari’ye giden uyuşuk Batılılar buraya gelse adrenalin anında tavana vurur. Hayvansa burada da iki ayaklısı bol. Cangılsa, burası tam adresi. Neyse. Bu kadar muhabbetin muhatabı, nesnesi hangi memleket mi? Valla ikisi de olur. İkisi de bizim. Fark etmez.
Orası sizden sorulur; biraz buraya bakalım. Rusya’da acayip kafayı taktığım bir hadise var. Bu memlekette herkes, özellikle de bürokrasi müthiş toptancı. Ve de komisyoncu. Perakendeye girmiyor. Bir voliyle iş bitiyor.  Bir sorun varsa bölüp, parçalayıp, hataları saptayıp kalıcı çözüm üretmekle kimse uğraşmıyor. Bu hayli zor, zahmetli, uzun iş. ‘Perakende’ dememin nedeni o. Yükleri indireceksin, kolileri açacaksın, raflara koyacaksın, vitrini düzeceksin, reklamıyla, satışıyla, tahislatıyla, çekiyle senediyle uğraşacaksın, müşterinin karşısında iki büklüm olacaksın... Boje moy! Yok öyle. Kim girer o kadar sıkıntıya. Toptan alalım, satalım, üstüne kafadan yüzde 10 komisyonumuzu ekleyelim, mesele varsa halının altına süpürelim, komisyonu sürdürecek sistemi yaşatalım, sen sağ ben selamet yolumuza ‘bugünlük’ devam edelim. ‘Yarın’a Allah kerim. Zaten günü yaşamak, yarın yokmuş gibi davranmak Rus halkının alameti farikası değil mi?
Hani örnek toptan-perakende diye ticaretten oldu, ama derdim yine gündelik hayat yaraları. Kanadıkça kanayan, dermansız dertler. Bu toptancı kafa en çok orada mesai yapıyor. Örnekleyeyim de derdimi anlayın.
Mesela bodrum kattaki bir gece kulübünde çıkan yangında yüzden fazla insan can veriyor. Ertesi gün bürokratlarımız, ‘Yangın güvenliğine uyulmadığı gerekçesiyle 2 bin 729 mekanı kapatma’ kararı alıyor. “Yahu, dünyanın her yerinde bodrum katında gece kulübü, bar var. Her işin bir standardı var. Yangın çıkışı dahil, bu standartlara uyuluyorsa sorun yok. Uyulmuyorsa zaten buraya baştan çalışma izni veren cinayete teşebbüsten yargılanmalı” diyesi geliyor insanın.
Mesela metro yanında çeyrek dönere yumulan bir yoldaş, bağırsak enfeksiyonundan hastanelik oluyor. Ertesi gün, ‘Bütün döner satış noktalarının kapatılması’ kararı alınıyor. “Güzel kardeşim, Manhattan sokaklarındaki geleneksel hot dog’culardan Almanya’daki dönercilere kadar dünyanın her yerinde sokakta gıda satılır; yeter ki belli hijyen koşullarına uyulsun, bunun denetimi yapılsın” diye itiraz eden olur; nafile...
Mesela dövizi koyduğunuz kasa haznesine bal damlatıp, bozdurduğunuz parayı alırken bir kısmını orada iç etmeye kadar her türlü sahtekarlığı yapan kimi döviz büfelerinden şikayetler artıyor. Ertesi gün Merkez Bankası,  ‘Ülkedeki tüm döviz büfelerinin derhal kapatılmasını’ istiyor. “Kardeşim denetlesenize, çürük yumurtaları ayıklasanıza, neden tüm yumurtaları çöpe atıyorsunuz?” diyen nefesini tüketmekle kalıyor.
Her yer gibi burada da sorunlar var. Ama daha kronik. Çözmek için standartlar belirlemek, kurallar koymak, bunları herkese eşit uygulamak ve denetlemek lazım. Uzun iş, yorucu bir süreç. Rusya’da bunu yapmaya hevesli çıkmıyor. Yapılsa zaten ‘Kırk Haramiler’ gibi yaşayan bürokratlar aç kalacak.
Burada ‘süreç’ ile değil, ‘sonuç’ ile ilgileniyorlar. Hatice değil netice önemli. Hatice’nin işi perakende. Zahmetli. Burada işler toptan. Bir yerde bir arıza mı çıktı, ya yasaklıyoruz, ya imha ediyoruz. Ya da ‘ücreti mukabili’ hallediyoruz. Bir tek Azrail’i rüşvete bağlayamadık.
Bir şeyleri ‘halletmek’ değil, ‘ertelemek’ ihtisas alanımız. Çünkü sorun kökünden hallolursa, bürokratların rüşvet toplayacağı kapı kapanmış olacak. Ama ‘ertelenirse’, birileri her seferinde ‘üstünü örtme’ parası alacak.
Velhasıl, sorunu çözmesi beklenenler, hem ‘sorunun kaynağı’ hem de ‘memleketin kaymağı’ olursa, Hatice Hanım’ın hayatı kayıyor. İşin komiği, Rusya herkesin her ayrıntısını bildiği, gördüğü bir ‘oyunu’ büyük ciddiyetle oynuyor. Balo ‘maskesiz’. Arada Medvedev ve Putin asıp kesiyor, ‘bir şeyler’ yapmak istiyor. Bizim toptancı hırsızlar, uğursuzlar o ara kesilesi kafalarını da halının altına gizliyor. Birkaç günah keçisi Tanrıların önüne atlıyor. Sonra birisi bir yerden “Tehlike geçti” işareti çakıyor. Kafalar tekrar çıkıyor ortaya. Ve tempolu hayatımız toptan, kaldığı yerden sürüyor. Dedim ya, bu memlekette sıkılmak imkansız!