Putin'in bile yapmadığını Erdoğan yaparsa

İki yıl kadar önceydi. Bir şeyi 'oldurmak' ya da 'öldürmek' için parmağını şıklatması yeterliydi.

İki yıl kadar önceydi. Bir şeyi ‘oldurmak’ ya da ‘öldürmek’ için parmağını şıklatması yeterliydi. Direnecek hiçbir güç yoktu. Bırakın çarları, mitolojik tanrılar kadar iktidar sahibiydi. ‘Ufak’ bir ayrıntı, ‘önemsiz’ bir çakıltaşı gibi önüne çıkmıştı: Anayasa. Diyordu ki: “Aynı kişi en fazla iki dönem üst üste başkanlık yapabilir.”
Kendisi ikinci dönemin sonundaydı. Ama koltuğu bırakacağına inananların oranı küsurattı. Çoğunluk, “Bir günde anayasa değişikliği yapılır, formül bulunur” diyordu. ‘Çardan çok çarcılar’, “Gitme, bizi yalnız bırakma!” mitingleri bile başlatmıştı. O çıkıp mealen dedi ki:
“Anayasa ne diyorsa ona uyacağım. Kişiler için anayasa değişikliği yapılmamalı. Bu ülkenin asırlardır çektiği acıların nedeni, iktidarın kurallar içinde değil, güç kullanılarak değişmesi oldu. Buna bir daha izin vermemeliyiz.”
Putin Kremlin’i bıraktı. Yerine Medvedev’i oturttu. Tabii ki ‘1 numaralı koltuğu’ bırakması iktidarı bıraktığı anlamına gelmedi. Çoğunluk, Rusya’nın dümeninde aslında hâlâ onun oturduğuna inanıyor. Esasında ‘şekli’ bir değişiklik oldu. Ama bugünkü konumuz bu değil.
Referandumun ardından Türkiye’nin gündemi başkanlık sistemi. Deniyor ki: “Erdoğan Köşk’e çıkacaksa mevcut yetkilerle değil, başkanlık sistemi yetkileriyle çıkar.”
Meclis çoğunluğunu elinde tutan bir iktidarın, neyi yapmak isteyip de sırf ‘başkanlık sistemi yok’ diye yapamadığını anlayabilmiş değilim... Üstelik referandumda görüldüğü gibi, ‘tıkanma’ noktasında halka gidip hakemlik istemek de mümkünken...  Rusya’da ‘Türk demokrasisi’ konusu açıldığında zaten hep göğsümü gererek şunu söylerim: “Eksikler vardır elbette, ama Türkiye’de 60 küsur yıldır sandık halkın önüne konur, hilesiz-dürüst seçim olur ve son sözü hep halk söyler.”
Türkiye’de başkanlık rejimi tartışmaları her alevlendiğinde ABD’den girilir, Fransız sisteminden çıkılır. Ama bana kalırsa, ülkelerin geçtikleri tarihsel yolculuklara, yaşanmışlıklara bakıldığında, Türkiye’deki bir başkanlık sistemi deneyinin sonunda gelip dayanacağı şekil Rusya’dakidir... Ve bu, 60 yıllık demokrasi geleneği olan bir Türkiye için kazanç değil, telafisi imkânsız bir kayıp olur.
İşin kitabi tarafını hukuk fakültesi yıllarında okuyup belledik; ama 40 yıllık ömrünü ‘parlamenter demokrasi’ (Türkiye), ‘diktatörlük’ (Niyazov’un Türkmenistan’ı), ‘demokratik monarşi’ (Birleşik Krallık), ‘liberal demokrasi’ (ABD), “kendine ‘yönetilen demokrasi’ diyen, katı bir başkanlık rejimi” (Rusya) sistemlerine paylaştırarak yaşamış biri olarak fikrim şudur:
Türkiye için parlamenter rejimden iyisi yoktur ve zaman zaman koalisyonlar yaşanırsa da bunu ‘sistemin zayıflığı’ değil, otoriter tehditlere karşı ‘sistemin sigortası’ kabul etmek gerekir.
ABD ya da Fransa örneğindeki ‘başkanı frenleyen güçlü kurumlar’ bir kağıda yazıldığı gün değil, tarihi süreçte çıkmıştır; yasayla değil ‘demokratik gelenekle’ yaratılmıştır ve siz ‘pat diye’ bu emniyet süpablarını yaratamazsınız.
Erdoğan’ın başkanlık sistemi derken Rusya’yı ‘model’ aldığını düşünecek kadar acımasız değilim. Aklından geçen Batılı örnekleridir herhalde. Ama Türkiye’nin şartlarından doğacak olası model, korkarım ‘Rus modeli’nden öteye geçmez... Son yılların tek parti yönetiminin Türkiye’yi nasıl ‘tek sesliliğe’ zorlamaya başladığını, nasıl ‘ikiye bölünmüşlük’ dayattığını  gördükten sonra buna inancım artıyor... Ve bu modelin, Türkiye’deki demokratik geleneği sıfırla çarpacağına kalıbımı basarım.
Türkiye’nin geldiği noktada, ‘başkanlık’ trenine binerek gideceği bir sonraki istasyon ‘özgürlük’ değil, ‘despotluk’ durağı olur. İkitidarlar ‘daha kolay, daha hızlı’ iş yaparken, insanlar daha zor ‘nefes alır’. Rusya bunun örneğidir. Ama onlar kendi tarihsel sürecinde, kendi yolunda yürür; bizi bağlamaz.
Başlığı bağlamaya çalıştığım yere gelince... Eğer demokrasi kültürü olmayan Rusya’da Putin bile, “Anayasa kişiler için değişmemeli” diyerek, en azından ‘şeklen’ kendisine Çarlık yolunu açmamışken... Eğer Erdoğan kendisi Çankaya’ya ‘icraatçı başkan’ olarak gitmek için terzi elinden çıkma bir ‘anayasal düzen’ diktirecekse, bu dikiş tutmaz. Tutarsa, Türkiye’nin 60 küsur yıllık demokrasi geleneği berhava olur. Belediye başkanlarını yüzde 51’le seçtirme olgunluğuna ulaşamamışken, başkanlık rejimi konuşmak abes. Türkiye’ye ‘dışarıdan’ bakan bir göz bunu görüyor...