Semtin 'dünya karması' ve askeri doktrin

Cam gibi parlayan buz tabakasının üstünde keyifle top oynuyorlar. "Aman hava soğuk, çıkma dışarı hasta olursun" diye...

Cam gibi parlayan buz tabakasının üstünde keyifle top oynuyorlar. “Aman hava soğuk, çıkma dışarı hasta olursun” diye eve mahkum eden ebeveynleri yok. Çoğunluk, “Burada yaşıyorsan, buranın şartlarına uyacaksın, soğuk vız gelir” diye düşünüyor. Kat kat giysiler, şapkalar, atkılar, eldivenlerle lahana gibiler. Eksi 10 derecede top tepiyorlar. Sık sık kayıp kıç üstü düşmek işin eğlencesi. Düşen de seyreden de kahkahalarla gülüyor. Ben, başının üstünden kara tren gibi habire buhar tüten bizim oğlanın ‘gözlemcisi’ olarak seyirdeyim. Telefonum çalıyor.
Arayan bir gazeteci arkadaş. “Medvedev’in yeni askeri doktrin açıklamasını gördün mü?” diyor. Gözüm maçta, kulağım onda. Hangi kurala göre oynadıklarını anlayabilmiş değilim, ama bizim sitenin bahçesinde çocukların ‘dünya karması’ top peşinde! Biz Türk-Rus tarafını temsil ediyoruz. Ermeni olan afacan Karo’yu tanıyorum. Bizimkinin kankalarından. Güney Koreli Sambin... Adını bilmediğim Azeri bir bıcırık; en küçükleri. Ve birkaç Rus. Biri mahallenin en yaramazı Saşa. Öbürü küçük kardeşi Paşa, yani Pavel. Biri cin gibi bakışları olan bir Yahudi çocuk. En büyüğünün yaşı 10 bile değil.
“Yeni savunma doktrininde bir ifade var. Kollektif Güvenlik Örgütü Anlaşması üyesi bir ülkeye yapılacak silahlı saldırı, tüm üye ülkelere yapılmış sayılır diyor. Fark ettin mi? Hepimiz birimiz için misali... Çok önemli” diyor telefonun ucundaki ses. Sonra açıklıyor; Ermenistan’ın bu örgüte Rusya ile birlikte üye olduğunu, Azerbaycan’ın olmadığını, bunun önemini...
O arada Azeri çocuğun pasıyla Ermeni Karo, basket potasının ayakları arasındaki kaleye gol atıyor. “Gooool! İbragimoviç!!” diye kendini Barselona’nın yıldızı ilan edip yumruk şov yapıyor. Pas verirken kayıp düşen Azeri çocuğu da Rus toramanlardan biri el atıp kaldırıyor.
Telefonun ucundaki ses, mühim mevzularda. Diyor ki, “Aliyev ‘Sabrımızın sonuna geldik. Eğer Karabağ sorununu yakın zamanda görüşmelerle halledemezsek, güç kullanmaktan çekinmeyiz’ demişti. E, şimdi Azeriler Ermenistan’a savaş açarsa, bu kollektif savunma anlaşması uyarınca Rusya’ya da savaş ilan etmiş olmaz mı? O zaman işler iyice çatallaşmaz mı? Rusya’nın bu yeni savunma doktrinini açıklama zamanlaması ilginç değil mi?”
Ben, soğuğun ısırdığı ayaklarımın üstünde sekerek temposundan bir şey yitirmeyen maça gözucuyla bakıyorum. Kulağımda gittikçe daha az işitmeye başladığım laflar var: Doktrin, ortak savunma, strateji, Karabağ, Kafkasya, savaş...
Bu çocukların henüz hiçbir şeyden haberi yok. Aynı topun peşinde keyifle koşuyorlar. Mola verince çikolatalarını bile bölüşüyorlar. Birer melek gibi yaşıyorlar. Ama hızla büyüyorlar. Büyüdükçe kirlenmek gibi bir dertleri yoksa da kirletiliyorlar işte. Önlerinde çok zaman yok. Kafalarının içi dolmaya başlayacak. ‘Hayatın gerçeklerini’ öğrenecekler. Politikacılar, iktidar sahipleri, kapanmayan yaralarla canları yananlar, babalarının kendilerine anlattıklarını muhtemelen çocuklarına anlatacaklar. Yaralara tuz basacaklar. Büyü yavaş yavaş bozulacak. Karo, bizim oğlana dönüp “Siz bizimkileri kesmişsiniz!” diye efelenecek mi? Bizimkisi “Boş konuşuyorsun” diye heyheylenecek mi? Azeri çocuk Karo’nun yakasına yapışıp “Topraklarımızı geri verin!” diye yumruğunu gösterecek mi? Yahudi çocuğu Ruslar çaktırmadan izole mi edecek yine? Paşa ile Saşa, bizim gibi ‘yabancı’lara dönüp, “Evinize dönün, Rusya Ruslarındır!” diyen radikallerden mi olacak?  Çocukluk buharlaşıp gittiğinde, reel politik ve asırların genlere yapıştırdığı öfke, hınç mı kalacak bu çocukların elinde. Kim bilir?
Bir gol, bir kıç üstü düşüş, bir sevinçle kucaklaşma, bir neşeli kahkaha daha... Çocukların keyfi yerinde. Yeni askeri doktrin umurlarında değil. Bu an uzadıkça uzamalı. Onlar büyüdükçe dünya kirlenmeyecek, onlar zaten kirletilmiş bir dünyada büyüyorlar işte... Keşke çocuklar büyüse de, çocukluk öylece kalsa...