Anlamayana anlayan anlatsın

Hollanda'da çalışıp emekli olduktan sonra memleketi Adana'ya dönen okuma yazma bilmeyen bir Türk, hayatta olduğunu tespit etmek için düzenli aralıklarla Hollanda'dan gönderilen belgelere parmak basarak, ölene dek maaşını alır.

Hollanda'da çalışıp emekli olduktan sonra memleketi Adana'ya dönen okuma yazma bilmeyen bir Türk, hayatta olduğunu tespit etmek için düzenli aralıklarla Hollanda'dan gönderilen belgelere parmak basarak, ölene dek maaşını alır.
Aradan uzun yıllar geçer, söz konusu kişinin ölmüş olabileceğinden şüphelenen Hollandalı müfettişler Türkiye'ye gelirler.
Sonuçta Hollanda'dan emekli vatandaşın öldüğü, onun sağ başparmağını kesip derin dondurucuda saklayan ailesinin gelen belgelere parmağı basarak, yıllarca bu yolla emekli maaşı aldığı anlaşılır.
***
İstanbul Beyoğlu'nda bir barda Alman turist grubu garsonun getirdiği hesaba itiraz eder:
- Bu hesap olmaz!
- Neden olmaz?
- Bu hesap fazla.
Garson tartışmaya son vermek için masaya mönüyü getirir. Ve turistlerden hesaptaki fiyatlarla mönüdeki fiyatları karşılaştırmalarını ister. Mönüdeki fiyatlarla hesaptaki fiyatların birbirini tuttuğu ortaya çıkar. Ancak Alman turistlerden biri yine de tatmin olmaz:
- Bize Türklere uyguladığınız mönüyü getirin, der...
Tartışma turistlerin gelen hesabı ödemeleriyle son bulur.
***
Aynı barda aynı garson bu kez de bir İtalyan çifte hizmet etmektedir. İtalyanlar 11 euro'luk hesabı öder. 10 euro'luk banknotu alan garson, 1 euro'luk bozukluğu almayıp tabakta bırakır. İtalyan, garsonun yeni tedavüle giren euro'yu tanımadığını zannediyor olmalı ki, ısrar eder:
- Bir euro bu, bir euro...
Garson uzatmayıp parayı alır ve söylenerek uzaklaşır:
- Kardeşim geçmiyor bu para bir yerde, bozuklukları biriktirip bankaya götürmek gerekiyor...
***
Beyoğlu'nda bu kez biri akordeon, diğeri trampet çalan iki İtalyan bozuk bir Türkçeyle şarkılar söyleyip sokaklarda dolaşırken barların olduğu bir sokakta durup Tarkan'ın 'Kuzu kuzu'sunu icra etmeye başlarlar.
Birkaç kişi akordeonun ön tarafına takılı bardağa bozuk para atar.
İkili, 'Kalinka'yı çalmaya başladığı sırada sokağın müdavimi bir tinerci çocuk kilitlenmiş şekilde para dolu bardağa hamle eder.
Karşılığında akordeon çalan İtalyan'dan yediği yumrukla yere düşer.
İtalyanlar korkup olay yerinden uzaklaşırken tinerci çocuk bir süre sonra, sokaktaki kokoreççinin yanına giderek tezgâhı seyretmeye başlar.
Bu manzara karşısında duyguları kabaran bir bar müşterisi kokoreççiye tinerci çocuğa vermesi için 1 milyon lira uçlanıp, çeyrek kokoreç ısmarlar.
Ancak, tinerci çocuk kokoreççinin kendisine verdiği çeyrek ekmeği almaz ve müşterinin masasına giderek:
- Abi, yanlış anlama, kokoreç sevmem ben, der...
***
Aynı tinerci çocuk ertesi gün, sokağın bir köşesinde kendisine mesken tuttuğu yerde, gazlı kalemlerle önündeki dosya kâğıtlarına resim çizerken görülür...