Derviş'in gizli günlüğü (3)

15 Nisan: Dün programı açıkladım, bu sabah da gazetelerin Ankara temsilcileri ile kahvaltı.

15 Nisan: Dün programı açıkladım, bu sabah da gazetelerin Ankara temsilcileri ile kahvaltı. Onlara, sosyal adaletten yana, sol tandanslı bir insan olduğumu anlattım. Yarın böyle yazarlarsa, programa halk desteği de kuvvetlenir... Akşam Cottarelli için bir veda partisi verdik. Carlo, işlerin gecikmeyeceğini ve bu hafta Ankara'dan ayrılabileceğini düşünüyor.
16 Nisan: Erkenden, oda servisinden gazeteleri istedim, ama dün verdiğim mesajı tam olarak yansıtmamışlar. Hızla düşünüp, halkla bizzat iletişim kurmaya karar verdim... Şort giymeme şaşırdıkları belli oluyor. Yürürken, evlerin birinden izlendiğimi fark ettim. Kafamı çevirince perdenin arkasına kaçtı. Korumalara sordum, Güniz Sokak'tan geçiyoruz, dediler. Çöpçülerle karşılaştım. Allah razı olsun beyim, sayende işimiz hafifledi, tüketim ve çöp azaldı, dediler... Otele döndüm, piyasalar iyi açıldı ve program genel olarak kabul gördü. Tabii, bunda biraz anlaşılamamasının da payı var... Bakanlar Kurulu... Ve tabii, Tarım Bakanı, çiftçi borçlarının da ertelenmesini istiyor:
- Çiftçi, köylü perişan. Tarla sürerken güçsüzlükten toprağa takılıp kalan 65 bin köylüyü ve hayvanlarını kurtarma çalışmalarımız devam ediyor. Borçlarını erteleyelim.
- Parayı nereden bulacağız?
- Seni niye getirdik, sanıyorsun?
- Siz böyle yaptıkça, kimse para vermez!
- Kemal bey, üslubunuza dikkat edin. (Bahçeli)
- He he he...( Yılmaz)
- 9 gün bayram tatilini öne alıp şu andan itibaren ilan edebilir miyiz Hüsamettin bey? (Ecevit)
Sonuçta, çiftçilerin kredi borçlarını eski faizden ödemesine karar verdiler. Zavallı Carlo, sen biraz zor gidersin... Hazine'ye döndüm. İç kaynak arayışı kapsamında 'Defineciler Derneği' yöneticilerine randevu verdim.
17 Nisan: Faziletliler şimdi de şortuma taktı, memleketi tanımadığı bundan belli, diyorlar. Siz öyle zannedin, bacaklarım tüysüz olsa giyer miydim, hiç... MHP'li Gül de, benim için mason, gayritürk, şerefli değil, demiş. Nereden biliyorsunuz, demek için kendisini aradım, Avustralya'ya gitmiş. Bir kangrunun torbasına saklandığı için telefonu çekmiyor, dediler.
18 Nisan: Bugün, Merkez Bankası ile ilgili tasarı hakkında bilgi vermek için Meclis'e gittim. Komisyon'da bütün partililer birlik olup Merkez Bankası'nın özerk olmasına karşı tavır aldı. Bir ara, Komisyon'dan çıkıp Ecevit'i aradım. Ve, Bush'u arayarak, G-7 ülkelerinden Türkiye'ye yardım etmelerini istesin, diye ricada bulundum. Siz de, Bush'un numarası var mı Kemal bey, konuşup, size bilgi vereceğim, dedi. Komisyon'a döndüğümde, yokluğumdan yararlanıp, Merkez Bankası'nı Türk Parlamenterler Birliği'ne bağladıklarını öğrendim. Komisyon ile uğraşmaktan vazgeçerek, Genel Kurul'da görüşülürken durumu düzeltmesi için Ecevit'e söylemeye karar verdim ve Meclis'ten ayrıldım. O sırada Ecevit geri aradı ve Bush ile görüşmesini aktardı:
- Sayın Başkan, daha önce de konuşmuştuk, ben o zaman Makedonya'da Balkan Zirvesi'ndeydim ve siz aramış, destek vermiş ve ne zaman istersem ödemeli arayabileceğimi söylemiştiniz.
- Bir dakika lütfen... Baba, babaaa... Alo, tamam sayın Ecevit, hatırlamışım, yani hatırladım. Sizin için ne yapabilirim?
- İyi bir ekonomik program hazırladık. Bunu söylerken övünmek istemiyorum ama, tam 14 sayfa.
- Ruslar ya da Çinliler programı mı çaldı!
- Hayır, hayır. Şunu rica edebilir miyim, programa destek olmaları için G-7'leri arayabilir misiniz?
- Yedisini birden mi? Buna söz veremem maalesef, ben birini arayayım, o diğer altısına söylesin. Yedi kere aynı şeyi söylerken, aklında tutamayabilir insan.
- Sizi çok iyi anlıyorum. Teşekkür ederim...
Para bulmak için, önce bizim üzerimize düşeni yapmamız gerekiyor sayın Ecevit, bu konuda desteğe ihtiyacım var, dedim. Benim de, DSP kongresine çok az kaldı ve hâlâ yeterli sayıda güvercin bulamadık, Kemal bey, dedi... Kamu toplusözleşmeleri için, Mehmet Keçeciler ile görüştüm. İşçilerin sıfır zamma razı olmadıklarını söyledi. Onları sıfırın da bir rakam olduğuna ikna edemez misiniz, dedim... Bugün otelden lojmana taşındım.
19 Nisan: Sabah, Telekom sorununu halletmek üzere, Özkan, Yalova ve Öksüz ile yeniden bir araya geldik. Öksüz direniyor. Özkan'ın, diğer maddelere itiraz etmeyin, Tantan'dan bütün telefonları dinleme hakkını size vermesini isteyeyim, önerisini de kabul etmedi. Bunlarla uğraşmaktan iş yapamaz oldum. Bir de Carlo aradı. Lütfen bana gerçeği söyle, hiçbir zaman dönemeyeceğim, değil mi, dedi. Ona da sabretmesini, niyet mektubunu kurşun kalemle yazmasını, mektubu sürekli yırtıp atarak tasarruf önlemlerini ihlal ettiğimizi, söyledim... Akşam lojmana dönüşte kapıyı açamadım. Bir kadının, kilidi bozup, ya gidecek, ya gidecek diye bağırıp kaçarken görüldüğünü söylediler.
20 Nisan: Sabah, Avrupa Birliği büyükelçileri ile kahvaltı. Yardım edecekseniz, edin artık lütfen, rakam açıklayın, dedim. İlk altı ay sıfır yardım, diye espri yaptılar. Gözlüğümün üzerinden bakıp, Alman bankalarının krizdeki rolünü de unutmayın ama, dedim. Alman Büyükelçisi, bizim Nazileri fiştekleyip Türklerin markları ile birlikte Türkiye'ye göçmelerini sağlamamazı ister misiniz, diye sordu... Programın finansmanı gecikiyor. Bir grup bürokratı bugün önden Washington'a gönderdim, siz onları oyalayın, ben de haftaya geliyorum, diye...