Neyin var Bülent?

- Göğsümde bir ağrı peydah oldu, o gün düştüğümden beri. Kaburgamda kırık mırık olmasın?.</br>- Zannetmem, kırık olsa da Japon yapıştırıcı var evde, merak etme.

- Göğsümde bir ağrı peydah oldu, o gün düştüğümden beri. Kaburgamda kırık mırık olmasın?.
- Zannetmem, kırık olsa da Japon yapıştırıcı var evde, merak etme.
- Omurgamda da bir acı var, oturup kalkarken, yürürken çok canım yanıyor.
- Hani fidanları kırılmasın diye bir sopaya bağlarlar ya, seni de salondaki abajurun direğine sabitleriz gerekirse, dik durasın diye. Hiç dert etme.
- Bir de giderek daha ağır işitmeye başladım, neredeyse hiç duyamıyorum.
- Canını sıktığın şeye bak. Duyacaksın da ne olacak? Duymak istemeyeceğin ne varsa, onları söyleyip duruyorlar zaten.
- Merdivenler de beni perişan ediyor.
- Amaan, kimse görmeden trabzanlardan kayarak iniverirsin.
- Çıkarken, nasıl çıkacağım peki?
- Korumaya söylersin, beline ip bağlayıp çekiverir seni yukarı, incitmeksizin.
- Bir de şu dil sürçmeleri yok mu, onlar da beni çok mahçup ediyor.
- Mübalağa ediyorsun. Çok önemsiyorsan, diline biber süreriz, bir daha yapmazsın.
- Bazen de bazı şeyleri unutur oldum.
- Bu memlekette kim neyi hatırlıyor ki? Emrehan öğrenmiş, ANAP'ın yaptırdığı gizli bir ankete göre, dün akşam ne yediğini hatırlayanların oranı yüzde 3'müş.
- Gezileri de iptal etmek zorunda kalıyorum, hastalık sebebiyle biliyorsun.
- Yataklı tren işleyen yerlere gitmekle yetiniriz biz de.
- Yatalaklı tren mi dedin?
- Ay sen de, iyice bir sağır oldun! Nasıl da uyduruyorsun.
- E, duymuyorum dedim ya sana demin... Dedim değil mi?
- Dedin, dedin!
- Bak, midemde yanma başladı yine... Son zamanlarda fazla sık nükseder oldu.
- Sana öyle geliyordur, iyice hastalık hastası oldun. Vesvese etmeni anlıyorum, ama çok endişe ediyorsun. Bir ara fırsat bulursan, Susan Sontag'ın mıydı neydi, yanlış hatırlamıyorsam, 'Bir Metafor Olarak Hastalık' kitabını
okumanı salık veririm. 39. Cadde'de, ay aman, şu 39. koridordaki raflarda, sağ tarafta, üstlerde bir yerde olacaktı.
- Şimdi yine kızacaksın ama, bazen de böyle, afedersin bağırsaklarımda bir düğmelenme oluyor gibi sıkıntı çekiyorum.
- Düğmelenme değil, düğümlenme... İlikleriz geçer... Ay hakikaten çok mübalağa ediyorsun.
- Biliyor musun, canım ne zamandır şöyle sulu bir yemek istiyor. Taze fasulye, imambayıldı gibi bir şeyler... Yanlış telaffuz etmiyorum değil mi, vardı öyle yemekler?
- Daha demin topkek yemedin mi, yine mi acıktın? İlaç saatinden önce yemen için nefis bir, aslında sürpriz yapacaktım ama, hadi söyleyeyim, karşıki büfeye çift kaşarlı tost ısmarladım senin için.
- Allah razı olsun.
- Geçen gün markete gitmiştim ya, yolun kenarında tek başına açmış sarı küçük bir diken vardı, koparayım dedim, laf ederler diye koparmadım... Hatırlar mısın gençliğimizde birlikte okuduğumuz bir inceleme yazısı vardı, sanıyorum Kızılderili mitolojisi üzerineydi. Orada bir yerde Kiowa yerlilerinden bir çocuğun gördüğü bir sarı diken hakkında kabilenin büyüklerinden birinin söylediği harika bir dörtlük vardı... Hatırladın mı, hani tam yaban sığırlarıyla ilgili efsaneyi anlatan bölümden sonra?... Bülent?.. Bülent?.. Bülent?.. Ne oldu, niçin ses vermiyorsun?.. Neyin var, Büleeent?..