Paslı buhurdanlık ile kıl testere (1)

Aslında Mesut Yılmaz, MHP ile Avrupa Birliği işinin yürümeyeceğini daha koalisyonun ilk günlerinde anlamış ancak belli etmemişti.

Aslında Mesut Yılmaz, MHP ile Avrupa Birliği işinin yürümeyeceğini daha koalisyonun ilk günlerinde anlamış ancak belli etmemişti.
Devlet Bahçeli ilk liderler zirvesinde Başbakan Ecevit'in kulağına eğilerek, 'Çorabınızın topuğu yırtık' diye fısıldamış ve bu durum Yılmaz'ın gözünden kaçmamıştı.
Ecevit'in sağlığı o zamanlar yerindeydi ve Bahçeli'nin sarf ettiği o üç kelimenin anlamı ise daha sonra ortaya çıkacaktı.
Nitekim, sonraki 3 yılda AB meselesi hükümet ortakları arasında giderek çözülemez bir kördüğüm halini aldı ve Yılmaz, Bahçeli'nin Çin gezisi sırasında öne sürdüğü 'AB için 5 şart'ı yakınlarına, 'Bu iş burada biter beyler' diye yorumladı...
Yılmaz'ın gizlice düğmeye bastığı an da işte o andı.
Mesut bey, hemen o gece Hüsamettin Özkan'ı aradı ve Ankara'da Papazınbağı'ndaki bir söğüt ağacının altında buluştular.
"Bu iş daha fazla yürümez Hüsamettin bey, MHP ile AB'ye üye olamayız, biz artık kendi yolumuzda yürüyeceğiz, haberin olsun" dedi Yılmaz. Özkan da ona hak verdi ve helalleşerek ayrıldılar.
Onlar kafalarındaki siyasi düşünceler içinde evlerine doğru dönerken, Ankara sabahının sessizliğinde Polatlı taraflarından Yunan işgal ordusunun attığı topların sesleri işitiliyordu derinden derine.Ve onları dinleyen bir çift kulağın sahibi, Devlet Bahçeli, henüz uyumamıştı. Camdan ufka bakarken, 'Gün ola harman ola', diye fısıldadı kendi kendine.
Salonun bir diğer köşesindeki arkalı koltukta yorgunluktan içi geçmiş halde uyuklayan Şevket Bülent Yahnici, fısıltıya uyanarak, gayri ihtiyari 'Buyrun paşam!' diye ayağa fırladı.
Bahçeli omzu üzerinden geriye doğru bakarak gülümsedi, sonra dikkatini tekrar Sakarya Ovası'ndan gelen top seslerine yöneltti.
Ertesi gün Özkan'ın ilk işi Dışişleri Bakanı Cem ve Devlet Bakanı Derviş ile görüşmek oldu, ne yapabileceklerini tartıştılar. Hükümetin ve Ecevit'in siyasi ömrü sona eriyordu, ellerini çabuk tutmaya karar verdiler.
İsmail Cem, sosyal demokrasiyle ilgili daha önce yazdığı kitapları yeniden okumaya girişti.
Derviş, Hüsamettin Özkan'dan haftada 5 saat hızlandırılmış ve gizli iç siyaset dersleri almaya başladı.
Özkan ise, Ecevit'in kendisine emanet ettiği kıymetli evrakı muhafaza ettiği kasanın şifresinin yazılı olduğu kâğıdı suda ıslatarak yuttu.
Artık hepsi, yani Yılmaz, Özkan, Cem ve Derviş birinin düğmeye basacağı anı beklemeye başlamıştı.
Bekledikleri an çok gecikmedi ve Devlet Bahçeli kuru sıcak bir yaz günü Kocayayla Şenlikleri'nde elinde sigarası bir tepeye tırmanırken aniden kendisini üç adım geriden izleyen kurmaylarına dönerek konuştu: "Seçim zamanı geldi ülküdaşlarım, AB muhipleriyle daha fazla birlikte hareket edersek, vatanın başına geleceklerin vebali boynumuza olur..."
Olaylardan zamanın ve eşinin süzgecinden geçtiği haliyle birkaç gün tehirle haberdar olan Başbakan Ecevit, Bahçeli'nin seçim isteğini öğrendikten sonra ağır adımlarla yerinden kalkarak pencereye doğru ilerledi.
Boğaz'ın sisine demir atmış İngiliz zırhlılarının çaldığı kampanaların sesi Yıldız Sarayı'na kadar ulaşıyordu.
Yaşlı Başbakan'ın yüzü çaresizlikten acıyla gerildi.
Yüksek tavanlı salonun bir kat daha artırdığı boşluk hissi içinde geçmiş güzel günleri düşünmeye çalışırken kapı vuruldu.
Başyaver topuk selamı verdikten sonra, "Başbakan hazretleri" diye yutkundu ve ağlamaklı bir sesle, "Garp cephesinden kötü haberler var, ne yazık ki parti bölünüyor" dedi.
Yaşlı Başbakan boş gözlerle Başyaver'e baktı.
"Bu günleri de görecek miydik Rahşan?" dedi.
Günler ve geceler ağrısız bir ölüm ile sancılı bir doğuma gebe gibiydi.
(1. Bölümün sonu)