Paslı buhurdanlık ile kıl testere (2)

Türkiye'nin içinde bulunduğu çamaşır makinesi 400 devirden 800 devire geçmek üzere olduğunun sinyallerini giderek artan motor uğultusuyla verirken...

Türkiye'nin içinde bulunduğu çamaşır makinesi 400 devirden 800 devire geçmek üzere olduğunun sinyallerini giderek artan motor uğultusuyla verirken, yaşlı Başbakan dışarıdaki manzaranın tamamını görebilme çabasıyla pencerenin önünden geri geri çekilmeye çalıştığı sırada çarptı mermer sehpaya.
İnlemesi sehpadan düşüp kırılan demirbaş Yıldız porseleni vazonun şangırtısına karıştı.
Aklına Sultan Abdülhamit'in Yıldız Sarayı'ndaki son günleri ile son durum geldi.
Ne yapmalıydı, dışarıda tam olarak neler oluyordu?
Şöyle düşündü Başbakan:
"Allah'tan umut kesilmez. Biz neler gördük, ama ne yazık ki siyaseten iş işten geçmiş görünüyor, gerçekçi olmak gerekirse. Artık ne olursa, olacak. Seçime kadar hükümette yer alıp, aynı süreç zarfında Türkiye'nin önüne dayanacak çok büyük sorunlarda, Irak, Kıbrıs, Avrupa Birliği, Avrupa ordusu gibi ancak tarihi bilgi ve tecrübeyle üstesinden gelinebilecek konularda ülke için en hayırlısını yaparak, son noktayı, iyi bir devlet adamıydı dedirterek koymak lazım."
Zaten bir de eşinin teklifi vardı:
"Seçimden sonra siyaseti bırakıp Demokratik Sol Parti'yi müzeye çevirsek mi?"
O sırada Balgat'taki MHP parti okulunda başöğretmen Devlet Bahçeli, sınıfa sesleniyordu:
"Ülküdaşlarım, geçen seçimi hatırlayın, o zaman da kimse bizim seçimden başarıyla çıkacağımızı, istemedikleri için tabii, tahmin de edemediler!..
Hiç merak etmeyin, bu sürecin sonunda da, bu seçimden sonra da öyle olacaaak!.. En gerçekçi parti biziz, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine bugünden yarına hazır olmadığını, Avrupalıların da Türkiye'yi en iyi ihtimalle 5-10 yıldan önce üyeliğe istemediğini doğru şekilde saptayan biziz!
Fırıldak siyasilere gelin bizim karşı olduğumuz değişiklikleri yaparak Köpengah kriterlerini Meclis'te yerine getirin dedik, göreceğiz bakalım toplanıp da çıkarabilecekler mi seçimden önce? Millet de görecek samimiyetlerini!"
MHP parti okuluna yarım saat mesafedeki bir kebapçıda baş başa yemek yiyen yeni oluşumcular, İsmail Cem ile Hüsamettin Özkan ise, can kulağıyla Kemal Derviş'i dinliyorlardı:
"Türkiye için en önemli şey ekonomik programın uygulanmaya devam etmesi. Çünkü ekonomi yeniden büyüme aşamasına gelmiş durumda. Türkiye'ye krizden sonra büyüme vaadi çantamda duruyor... Hatta, IMF'den sık sık 'Siyasi yankesicilere dikkat et Kemal' uyarısı alıyorum.
Bu vaadi, bu ekonomik programı ve asıl onun ürünü olduğu zihniyeti uzun vadede Türkiye'nin dünyaya sağlıklı ve kalıcı entegrasyonunu sağlayabilecek büyüklük ve kararlılıkta bir siyasi harekete devredebilirim ancak... Size bir sır vereyim mi? Bu, bugüne kadar açıklanmamış olan ve IMF'ye niyet mektubu ile verilmiş bir söz zaten. Yani, yeni oluşumun bu sözü yerine getirecek kadar güçlü bir çoğunluk haline getirilmesi şart, anlatabiliyor muyum?"
İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan anlamışlardı.
'Galiba sosyal demokrat gibiyiz' imasının bile vakvakları hemen ürküttüğünü gören Cem, kapitalist ekonomik programlardan ancak büyüme dönemlerinde geniş halk kesimlerine 'sosyal demokratik' paylar ayrılmasına izin verildiğini, iyi etüt ettiği Avrupa sosyal demokrat partilerinin tarihinden biliyordu, zaten.
Ki bunu Deniz Baykal da biliyordu ve Derviş'i o da anlıyordu.
Derviş'i, yeni oluşum ya tutmaz ise, kendini harcamış olmaz mısın Kemal diyerek CHP'den yana döndürmeye çalışan Baykal'ın, Derviş'e içinde büyüme vaadi bulunan çanta ile birlikte kendilerine gelmesi halinde ne dilersen dile benden dediği Ankara kulislerinde konuşuluyordu.
Çok partili döneme geçilirken Marshall yardımıyla İstanbul'daki Bizans dehlizleri örnek alınarak inşa edilen Ankara kulisleri, Başkent'in 150 metre altında doğudan batıya, kuzeyden güneye uzanan 4 bin 212 kilometre uzunluğundaki izbe galeri ve mahzenlerden oluşuyordu.
Dehlizleri ezbere bildiği söylenen Mesut Yılmaz ise, tüm bu gelişmeler olurken biraz dağılmış, kontrolü elden kaçırmış gibiydi.
(2. bölümün sonu)