Avrupa, balıkları rahat bırak!

Avrupa Birliği'nin balıkçılık 'politikaları' zalim; karşıtı etkinlikler çeşitli ve kadirşinas. Seslerini yükseltebilmeleri içinse destek şart

Yazdıkça bayatlama ihtimali olsa da, inadımız inat, ‘balık hakları’ mevzuunda taraf olmaya devam ediyoruz. Amacımız, köşenin ‘yatır’a dönmemesi. Hayır, günü gelecek, lüferin, palamudun, kılıcın resmine çaput bağlayıp dilek dileyeceğiz, ondan korkuyoruz. Bu nedenle yerel düşünüp küresel ‘kıllanıyoruz’.
Malum, yığınsal tüketime maruz kalan balık nüfusunun çoğu ‘göçmen’ ve haliyle ‘yabani’ balıklar. Ulusal ve uluslararası sularda idari ve hukuki kısıtlamalara tabi olmadan fink atan bu camia için en tatsız hadise ise endüstriyel avcılık. Devasa ağlar ve son derece gelişmiş radar sistemleriyle musallat olunan deniz canlısı toplamını önceki yazılarda ifade etmiştik: 2005 rakamı yıllık 90 milyon ton. Sadece yesek iyi (ki bunca mahlukatı yemenin vebali de az değil), bir de yem, boya ve kozmetik gibi ‘çok lüzumlu’ alanlara döküyoruz onca canlıyı.
Bu ‘edepsiz’ avcılık/tüketim sarmalında Türkiye’nin yeri listede bile gözükmeyecek kadar küçük. Avrupa Birliği üyesi ülkeleri de listede mühim yerler tutmuyorlar. Bahane olarak algılanmasın, üç tarafımız denizlerle olduğu kadar yükümlülüklerle de çevrili. İşi ‘iklim’ muhabbetine çevirmenin âlemi yok; ‘Daha çok kirletmedik, o zaman bir şey yapmamıza gerek yok!’ tarzı evlere şenlik politikaya teessüf etmek elzemdir.
Bir tekrar daha: Balıkçılık politikası sadece bireylere ve devletlere terk edilmeyecek kadar ciddi iştir. Çünkü göçmen canlıların yoğun olarak avlandıkları yerler uluslararası sulardır. Hal böyle olunca, ulus ötesi kurum ve komisyonların tavırları da pek mühim oluyor. An itibarıyla AB’deki vaziyete bir bakalım. Malum bizi temel olarak ilgilendiren uluslararası kurum oluyor kendileri. 

Avrupa’da balık avı
Temel önceliği, ‘Rekabetçi bir balıkçılık endüstrisi ile balık stoklarının ve deniz ekosisteminin sürdürülebilirliği arasında sağlıklı bir denge kurmak’ olarak belirlenen AB’nin Ortak Balıkçılık Politikası (OBP) 1983 yılında tesis edilmiş...
Dünyanın 3. büyük balıkçılık endüstrisine sahip olan AB’de, yılda yaklaşık 6.9 milyon ton balık piyasaya sürülmekte, balıkçılık ve su ürünleri işleme olarak 400 bin kişiye istihdam sağlayan sektörün, üye ülkelerin gayrisafi milli hasılalarına katkısı ise yüzde 1‘den az...
Görüldüğü üzere, sanayi AB’nin can suyu falan değil. Fakat hadise üzerine yapılan tartışmalar oldukça mühim. Misal, OBP’nin tartışmalı başlıklarından olan kontrollü avlanma yani kota sistemine ilişelim...
Her üye ülkenin kota seviyesini sürekli olarak izlemek ve kota seviyesi dolunca avlanmayı durdurmakla yükümlü olduğu bu mesele, kıtanın, uluslararası STK’ların ve örgütlerin canını hayli sıkmakta. Nedeni ise bu politikanın sonucu olarak, balıkçıların her yıl avladıkları balığın yüzde 40’la yüzde 60’lık kısmını, kotayı aşmamak için tekrar denize boca etmesi.
Yani balıkçılar ağı denize salıyor, balığı çıkartıyor. Tartıyor, ediyor. Kotayı aştıysa, bu süre zarfında teknede istiflenmiş ölü balığı denize geri döküyor. Öyle yüzde 2-3‘lük bir miktar da değil, neredeyse tutulan balığın üçte ikisi. Hadiseden anladığımız; bu kota işinin her şey olabileceği ama ‘politika’ asla olmayacağı... Ayıptır! 

Ekmek kavgası gibi...
Bu garabete nihayet bazı İngiliz parlamenterler ve AB Komisyonu’ndan insanlar da ses çıkardı. İkna faaliyetinde Ocean2012, Marine Conservation Society, Greenpeace, WWF gibi örgütlerin kampanya ve ‘asabiyet’leri mühim.
Öncelikle 2007’de Brüksel’deki Greenpeace eyleminden bahsedelim: Örgüt, 200 üyesiyle Konsey’in 2008 yılı avlanma kotalarını tartışmak için bir araya geldikleri AB binasının yedi girişine 30 metre uzunluğunda ve 2 metre yüksekliğinde duvar örerek, ‘Avrupa Balıkçılık Konseyi, balık stokları iyileşene kadar kapatılmıştır’ sloganı ile kapatıyor. Yakışır!
Bir de, sadece bu mevzu üzerine dellenen Fish Fight (www.fishfight.net) diye bir oluşum mevcut. Siteden ‘The Fish Fight Times’ adlı gazeteyi indirerek mevzuya vâkıf olabilirsiniz. Hazırladıkları video da pek manidar. Bir de imza kampanyası var ki şu anda 670 bine dayanmış durumda. ‘Balıketli’ site ‘şimdilik’ yasaklı değil, imza atışı da serbest.
Ekmek kavgası gibi bir şey hakikaten ‘balık kavgası’: Kampanyanın yüzü ve pek çok şeyi olan Hugh Fearnley-Whittingstall, balıkçı teknelerinden Kraliyet sarayına, parlamentodan sokağa her yere taşıyor sesini, ‘Böyle kota politikası mı olur?’ deyip nasıl olacağına dair kelamını söylüyor. Ahaliye de ses etmeyi ihmal etmiyor: ‘Biraz çeşit yiyin, denizden ne çıkarsa muhabbet gösterin’ diyor.
Misal, ‘Kırlangıç, pisi veya dil balığı neden yemiyorsunuz?’ diye soruyor. Çünkü balıkçılar, İngilizler bu balıkları yemiyor diye, önce bunları denize atıyormuş. Uskumru veya sardalyaya da yanaşılmıyormuş.
Faaliyetlerinden biri olan ‘uskumru kampanyası’nda, hastası oldukları Fish and Chips’te kullanılan morina (cod) yerine uskumruyu öneriyor.
Hakikaten çok fenaymış durum, ondan sonra sen gel Marmaris’te yat güneşin altına gün boyu, tenime renk gelsin diye... Böylesine lezzetlere yüz vermezsen betin benzin daha zor yerine gelir. Sözüm sana Britanyalı!



Greenpeace, AB binasının yedi girişine duvar örüp üstüne ‘Avrupa Balıkçılık Konseyi, balık stokları iyileşene kadar kapatılmıştır’ yazdı.

.