Balığı kim koruyor?

Coğrafi istişareye devam: Geçen hafta Gola Derneği'nce düzenlenen Yeşil Yayla Festivali vesilesiyle Arhavi'ye varıp, tulum huzurunda 'hasretliğimizi' dindirdik. Detayları başka yazıya paslayıp, balık meselesine dertlenmeye devam edelim
Balığı kim koruyor?

Malum, coğrafyamızın en değerli ‘takı’ları olan derelerin ayarı, şu HES (Hidro elektrik santralleri) ‘gaybana’ları yüzünden kaçmış vaziyette. İnsanın insana, insanın doğaya attığı kazıkların sınırı yok. Tüm bu şamata sırasında, bahsi geçen diğer ‘jön’lerden biri de, derelerin nadir mukimi alabalıklar. Ki, ‘kırmızı benekli’ olanı Doğu Karadeniz’den dünyaya poz veriyor, o kadar nadir yani. Hal böyle olunca, her bölge temasımızda kendileri ile ilgili muntazaman hüzün ve asabiyete gark oluyoruz. Sadece HES’lere de yıkmayalım bütün kabahati.
Kimyasal gübreleme, acayip ve insafsız avlanma ve evlere şenlik denetim nedeniyle, geçmişte ‘kazık kadar boyları’ ile bir aşağı bir yukarı salınan bu balıklar, şimdi daha doğru düzgün boy atamadan yakalanıyorlar. Üreme ve gelişme alanları ise kirletilmiş ve daraltılmış vaziyette. Meraklısı ise bu canlının ‘normal’ ebadını ancak alabalık çiftliklerindeki havuzlarda görebiliyor.
Denizlerdeki balık popülasyonu bir yana, derelerdeki durum da oldukça ciddi. Hatta dere balıkları, nitelik ve nicelik olarak çok daha ciddi ilgi ve müdahaleyi hak ediyor.
Şimdi; ‘sen de sen işit reşit’ muamelesi görmeyi göze alarak, balık koruma ve kollama görevini yürütecek ‘kolluk nizamı’na bakalım. Başta ilgili bakanlıklar ve kurumlar. 

‘Su politikası’ bekliyoruz
Yıllarca bu işin şemsiyesi Tarım ve Köy İşleri bakanlığı olmuşken şimdi bir de Orman ve Su İşleri Bakanlığı hasıl oldu. İsmi oldukça afili olan bu bakanlıktan bir balık politikasından ziyade, ‘su politikası’ beklemek daha doğru olacaktır.
Bakanlığın başında Veysel Eroğlu’nun bulunması da, su ‘siyasetimiz’in kıymeti harbiyesi hakkında, ilgilisi için yeterince sarihtir. Yani, ‘koruma ve kollama’ konusunda resmi umudumuz hâlâ Tarım Bakanlığıdır; gözümüz ve sözümüz onlaradır. Kendilerinden ayrıca kıyı emniyeti, sahil güvenlik, jandarma gibi kolluk tertiplerini daha fazla bilgilendirip, ilgili durumlarda da yetkilendirmelerini bekleriz. Meselelerin çözümünde cezai müeyyide sevdiğimiz bir method değil, lakin konu ‘yasadışı avcılık’ olunca, şahsı karşına alıp iki kelam edip, kulak memesine hafifçe dokunmanın da fayda sağlamayacağı aşikar. Yapılan sadece insanın yasasına efelenmek değil, doğanın yasasına da efelenmektir; ayıptır, günahtır, cinayettir... 

11 bin su ürünleri mühendisi
Herşeyi devletten bekleyerek ama ‘şeylerin düzeni’ni de devlete devretmeyerek devam edelim. Sivil (akıl dolu, yaratıcı, inatçı ve ekoloji merkezli) tertip ve denetimin altını kalın kalın çizelim. Üç tarafımız denizlerle çevriliyse, kıyıya daha fazla inip, açığa doğru kulaç sallamanın vaktidir. Deniz ürünleri ile ilgili kütüphanemiz ve akademik çalışmalarımız oldukça yetersiz. Yeterli olanları, konuya kafa yoran münevverlerin seslerini ise, tüm tatava arasında duymak imkansız.
Malum, memlekette makul ve itibarlı ses aralığı ‘bas bariton’, etkili sima tonu ise ‘kızarık’ (sinirden) ton. Hal böyle olunca, akil insanların sakin ve ehemmiyetli sesi bir türlü sahne alamıyor. Vaziyet, belki de buzul çağı standartlarına varmışken, hala ‘balıkçılık’ meselesini ticari kıvamda tartışmak da şaka gibi...
Peki malzeme çok fena da böylesi bir ‘düşünme ve eyleme‘ süreçlerine mahkum oluyoruz? Ses geldi de öğrendim, hadise çok da fena değilmiş. Misal, bu işe akıl ve gönül vakfetmiş, sepet sepet ders okumuş, yıllarca kafayı memleket sularına ve içindekilerine takmış, 11 bin mezun vermiş ‘Su Ürünleri Mühendisi’ kaynağımız varmış da bilmiyormuşuz. E nereden bileceğiz, kendilerini ortalıkta görmüyorduk ki. Çünkü, mühendis adayına bölüm açan, onu okutan pek saygıdeğer büyüklerimiz okul sonrasını düşünmemiş. Herhalde, lavabo ve küveti su doldurup onun mekaniğine, dinamiğine bakacağına kanaat etmiş. O da gerekli tabii ama bu ekibi, daha büyük sulara kafa yorarken görmeyi düşlüyoruz. Yerimiz dar, sözümüz var, meseleyi tartışmaya devam edelim. Haftaya...

Ehlikeyfin Seyir Defteri
Eylüle az kaldı, balık mekânlarını dikize devam. Denizle arasında sadece yaya yolu olan ve yazları sahili plaja dönen İsmet’in Yeri 1985‘den beri hizmet veriyor. Etrafı ağaçlarla çevrili mekanın bitişiğinde mini bir ‘hayvanat bahçesi’ de mukim. Çocuklu ailelere not olsun. Mezeler çeşitli lakin mevsiminde mutlak balık yenmeli. İki de tavsiye; Kağıtta kaşarlı fener ve fener sarma
Antik Balık Restaurant (İsmet’in Yeri), Kordon Boyu Cad. Albatros Mevkii, Büyükçekmece, Tel: 0212 882 3333

.