Balığı tutan da ayıklayan da şereflidir!

Devlet bir vakitler ahalinin gıda meselesiyle de ilgilenmiş meğer. Et Balık Kurumu Umum Müdürlüğü'nün 1956 tarihli dergisi rehberimiz

Asri zamanlar fena zamanlar; piyasa kıllı elini binbir şekilde daldırıyor ‘kıspet’imizin içine. Her kim ki özelleştirmeye (veya özelleşmeye) karşı duruyor, tez zamanda kelamı vurulur, kalemi bükülür oluyor. İnadım inat; eğitim, sağlık, barınma, ulaşım gibi kalemlerin yanına bir de iletişimi koyaraktan insaf diyor ve ifade ediyorum: Kamu malı insan evladının malı, herkes onu kullanmalı. Yetinmemeli; yönetmeli, o da yetmez, denetlemeli... Evet, telakki ettiğiniz üzere; ne ‘yerli malı’ diyorum ne ‘devlet’. Mevzu ahalinin zaruri ihtiyaçları oldu mu, özel mülkiyet bereket kaçırıyor. Devlet yerine kamu dememizin sebebihikmeti de başka yazının konusu.
Mevzuya dahil olalım... Yaşı kâfi miktarda olanlar hatırlar; taze, temiz ve ucuz gıda için çok sefer sıra beklemişliğimiz vardır kapısının önünde. Yaşını da kurusunu her daim bulabildiğimiz bu kuruma pek bir muhabbet ederdik. Sağ olsun; Ender Merter abimiz vesile oldu da bir dergi vasıtasıyla tekrar temas etmiş olduk mazinin KİT’i ile: Derginin adı ‘Balık ve Balıkçılık’, neşreden ise adı güzel, kendi (vaktiyle) güzel ‘Et ve Balık Kurumu Umum Müdürlüğü’. Şimdilerde inanması zor olsa da, devlet vaktiyle ahalinin gıda meselesiyle az da olsa ilgilenmiş. Yememiş, yedirmiş denmez elbet ama az buz ‘delikanlılık’ yapmış. 

Dünya balıkçılık âlemi
Mevzu et-balık-süt olunca gerisi teferruat olmuş. Haliyle, halk için ‘Balık tutan devlet de, balık ayıklayan devlet de şerefli’ addedilmiş. Bu devlet başka devlet: Şöyle ki, halk işinde gücündeyken evi ısıtan, çocukları okula (sınavsız mınavsız) getirip götüren, masayı kurup, balığı kapıp gelen, ayıklayıp bir güzel hazır eden, peşi sıra da nevaleyi getiren cinsinden. Kuzey Avrupa veya Latin Amerika tipi yani. Devletin tüm sıkıcılığı, cevvalliği ve soğukluğuna rağmen aslında bazı şeyleri nasıl becerebildiğinin göstergesiydi bu tip kurumlar. Artık ya yoklar, ya işlevsizler.
Hayır; ne et, ne süt ne de balık ihtiyacımız bitti. Lakin, bu ‘kamusal akıl’ tasfiye olup ortamı kapitalist şımarıklık ve açlık zaptedince, ne memleket hayvanıyla temas edebilir olduk, ne de denizde balık kaldı... Neyse, ortam çok fena ‘kanlandı’; oldu ya, bu topraklara ‘kamusal akıl’ tekrar yüklenir, o vakit vejetaryen kardeşlerimizi de unutmamak gerekir. Misal bir ‘Felafel ve Sebze Kurumu’ neden olmasın...
Dergimizin 1956 yılı haziran-temmuz sayısından bazı yazı konuları: ‘Dünya balıkçılık âlemi’, ‘İzlandalı uzman Gudmundsson gırgırlar üzerinde tadilat yaptı’, ‘Taş balıkları ve nişanlara dair’, ‘Temizlik ve dezenfeksiyon’. Balık yemekten değil, tutmaktan hoşlanan Trafik Mühendisi amatör balıkçı Muhittin Merter’le yapılan söyleşi de derginin ‘interaktif’ kısmı. 

Yunusa karşı hamsi
Didikleyeceğimiz yazı ise ‘Balıklar düşmanlarından ne şekilde korunmağa çalışırlar?’ Makalenin yazarı Sıtkı Üner, ‘Amatör balıkçılarımızdan olup günün mesai yorgunluğunu, balık avlamakla gidermektedir’. O tarihlerde tabii... Yazının başındaki malumattan, Boğaz’da 20-30 adet fok olduğunu öğreniyoruz. Peşi sıra kuvvetli bir çeneye sahip olan sinarit ve mercanın kolay bir mücadeleyi müteakip istakoz ve çağanozları ‘çatır çatır’ yediğine ve yunus saldırısına karşı en ‘etkin yanıtı’ veren sürünün hamsi olduğuna vâkıf oluyoruz. Saldırı esnasında birbirine sokulan sürü, ortama yoğun miktarda pul salıyormuş: “Pullar bir nevi perde teşkil ettiği gibi yunusların gözlerine de kaçtığından, bu fırsattan istifade eden mühim bir kısmı canlarını kurtarabilirler.”
Gelincik-çağanoz muharebesinden kalkan-istavrit-tekir muharebesine geçiyoruz. Ama asıl mühim mücadele, zargananın mücadelesi: Bu balığın habire su yüzeyinde zıplar halde olmasının nedeni garibe ‘hasta’ iki av üstadının olması. Biri kılıç balığı, diğeri lüfer. Hakikaten bu iki balıktan kaçmak için, uzun ve yüksek atlama dallarında maharet sahibi olmak gerekiyor. Evrim bu, belli mi olur, milyon-yıllarda zargana karada yürürüken görülebilir. Neyse ki o ana tanıklık etmeyeceğiz. ‘Zargansın sen, zargan kal!’ diyelim ve kılıç-lüfer ikilisine biraz daha efendi olmasını salık verelim. Hoş, homosapiens’ten vakit kalırsa.
Yine yer bitti; lakin ne dergi bitti, ne Et Balık Kurumu üzerine edeceğimiz kelam. O vakit, arkası yarın... 



Ehlikeyfin seyir defteri
Ada mekanları arasında, en şık manzaraya sahip olan Burgazada’ya demirlemiş olanlardan biri de AdaKeyf. Hemen dibinde kayıklar, arkada şehrin bet grisini görmemizi engelleyen Kaşık Adası eşliğinde pek leziz bir sahilde muhabbet mümkün. Doğma büyüme adalı Fatma Bucak, eskilerden öğrendiklerinin yanına kendi ustalığını da ekliyor. Birkaç tavsiye: Ahtapot salatası, kalamar dolma, tarama, çeşitli otlar ve mevsiminde ada civarı balıklar.
AdaKeyf: Yalı Cad. No:14 Burgazada Tel: 0216 381 27 59

.