Balıkçının Ölümü

Bu sefer balıkçının (yazarın) kulağına kar suyu kaçtı, olta tutacak hali kalmadı ve nevaleyi Sait Faik'in kayığında aradı. Sağ olsun, vaktinde öyle bir balık kapmış ki, bugün bile derya kuzusu gibi yatıyor livarda

Rol çalıyorum ve perdeyi Sait Faik’le açıyorum: 

1. Perde
(...) “Bu dünya kime kalmış ki balıkçıya kalsın, dedi. Gözünü kapadı. Elbette ki bir daha açmamak üzere.
Kahvede balıkçının son sözlerini yoran yorana idi. Issız deniz kenarında, insan büyük şehirleri, büyük şehirlerin sobasını, sobasızlığının düşüncelerini düşünüyor, kurumuşa dönüyor. Hakikat çırılçıplak, avuçlarında zil, ellerinde darbuka sert rüzgarlarıyla geliyor. Bir mavilik, bir açıklık, bir hürriyet hasreti kayaları döven dalga gibi kafama doğuyor.
Şimdi her şeyi anlıyorum gibisine geliyor insanın. Bir hain akıllılar grubu poyrazda gülüyor, burnuna gülüyor adamın, tepesini attırıyor adamın. Sonra esmiyor mu bir hınzır, bir budala, bir sersem lodos... Ver anasını ediyor... düşünceyi... Sürükleniyor kafamda her şey, balıkçılar yumuşuyor, olta esiniyor, iğneden yem düşüyor. İnsan ıstakoz ağlarını denizden çeken balıkçı misali gevşiyor, gözlerini yarım yarım ölümler gibi uykuya kapamadan:
Kimseye kalmadı bu dünya ki balıkçıya kalsın, diyor.
Ama biliyorum ki bugün kafalarımızda sert rüzgârlar kara bulutlarıyla durmadan estiği zaman deniz kıyılarına hep sert balıklar gelecek. Lodosların gevşetemediği etleriyle bu sert balıklar, balıkçıya gözlerini kapatırken hep birden, tütün gibi, tatlı, sert şarkılar söylecekler(...)” Sait Faik Abasıyanık, Balıkçının Ölümü, 1949, Hikayecinin Kaderi (YKY Yayınları) 

2. Perde
Zamane sularında dertleniyorum: Bazı bazı hava fena ayaz yapar, balığın ‘kulağına’ kar suyu kaçar, mübarekler serilir su üstüne, balıkçı da kepçeyi salar denize, doldurur kayığını kafası ‘güzel’ balıklarla. Bu sefer balıkçının (yazarın) kulağına kar suyu kaçtı, olta tutacak hali kalmadı ve nevaleyi Sait Faik’in kayığında aradı. Sağ olsun, vaktinde öyle bir balık kapmış ki, bugün bile derya kuzusu gibi yatıyor livarda.
İzmir Karaburun’da, dalyan tepesinde erketede bekleyen balıkçılar, hava esintiliği olduğunda, deniz yüzeyine zeytinyağı boca ederlermiş. Dalgayla karıncalanıp iyi görüntü vermeyen yüzeyi bir müddet de olsa ‘aynaya’ çevirmek için... Kefaller poz verdiğinde de abanırlamış ağa. Malum, kefal ‘kafalı’ balık, bu yüzden ortama ‘ayar’ vermeden tepelemek zor. Lakin zamane sularının havası da, ‘balıkçısı’ (işin emekçisini tenzih ederim) da bir acayip; ağları naylondan, oltaları pas tutmuş, hakkından fazlasını isteyen, denize dost değil düşman...
Artık yüzey de her daim ‘karıncalı’, zeytinyağı da mazide kaldı. Sanki aralarında görev bölümü yapmışlar, bir kısmı kulübelerinde istifledikleri ‘radar’ları ile aşağıda salım salım salınan mübareklerin ocağına incir dikerken, diğerleri de ‘fiberglass’ teknelerinin sintilerindeki ‘pislikleri’ boca ediyorlar havamıza, suyumuza, kanımıza... Lodosta yumuşayan etimiz bile iştahlarını kaçırmıyor. Görülmemiş bir açlıkla dalıyorlar aramıza, kayaların dibinde kurulmuş yuvalarımıza, poyrazı da almışlar arkalarına, pis pis gülüp duruyorlar burnumuza... Gözleri öyle bir dönmüş ki, sofralarında minnacık yavrularımıza bile yer açmışlar. Soyumuzu kurutmadan da duracakları yok... 

‘Sert balık’ların kokusu
Namuslu balıkçılar da var, biliriz... ‘Sobasızlığın düşüncelerinde’ kuruyan, ıssızlığın kenarına vicdanıyla ilişen, sığındığı balıkçı barınağında ipekten ağını, düğüm olmuş oltasını kendi eliyle onaran, kayığını yanaştırdığı ‘kardeşi’ninkine de kendi kayığı gibi bakan... Çünkü o münevver, ne düşünü ne umudunu, ne de vicdanını ‘hain akıllılar’ın sintinesinde istiflemedi. Bu yüzden çok iyi biliyor; kara havaların peşinden sökün edecek ‘sert balık’ların kokusunu, tadını ve bereketini. Ve o balıklar, o balıkçıya ‘tütün gibi, tatlı, sert şarkılar söylecekler’... Söylemeyip de ne yapacaklar!
Farkındayız; lodos fena esiyor, başımız çatlıyor. Biliriz; şükretmek de sabretmek de balıkçının en nadide erzağıdır... Sait Faik’in kayığı hâlâ bu sularda bilge bilge dolanıyorsa, yüzeye ‘zeytinyağı’ dökmekte fayda var...



Ehlikeyfin seyir defteri
Caddebostan’ın yeni pozlarından olan meyhaneler sokağının sekiz yaşındaki mekanı Kıraça Balık, sahil yolu doldurulmadan önce bir apartmanın müştemilatı olan mekana konuşlanmış. Dekorasyona havasını veren çivit mavisi iskemleler ve masalar, mazinin meyhane havasına da selam çakıyor. Mavi mutfakta da hakim. Deniz ürünleri sebil. Levrek marin, kalamar ve Ege otları özellikle not edilmeli. Yemek sonrası sahil havası da ekstra ‘ikram’.
Kıraça Balık: İskele Cad.
No: 25/A Caddebostan Tel:0216 467 01 01

.