Cesur balıkçıya dair...

Memleketin dört bir yanındaki balıkçıların sözlerini duymak, duyurmak istiyoruz. Lütfen kaleme-kağıda sarılıp, dertlerini, tasalarını, hikâyelerini anlatmaktan çekinmesinler...
Cesur balıkçıya dair...

Fotoğraf: STRATIS VOGIATSIZ

Pek uzun zamandır balık muhabbeti demliyoruz, doğanın yüzü suyu hürmetine... Seksen yazı yazmış, mebzul miktarda da çene çalıp, işin erbabına kulak kabartmışız. O kadar ki çok sevdiğimiz balık lezzetine, keyfine bile itinalı yaklaşır olduk. Malum, vaziyet pek fena. İnsanlık tarihiyle yaşıt bir ilişkinin gerileme devrine denk geldik ve medeniyetin bu aşamasında artık yakamıza asılı olan kartta yazılananlar yüz kızartıcı. Halbuki, tüm bu sıkıcı kakofoniye yılların emeği, bilgisiyle ‘es verecek’ âkil adamlar da vardı; denizle geçirdikleri mesainin dökümünü sunup, livarlarındaki hüznü, derdi ve sıkıntıyı anlatacak, doğanın ve solungaçlı yaşamın sesi olacak, elleriyle avlanan, gözleriyle yol alan. Ezcümle; balıkçılarımız vardı. O vakit, kerterizi Amerika’nın New England diyarından Glouchester kıyılarından alıyor ve ortak bir lisanın tüm insanlığın kulağına düşen tınısına bakıyoruz.
Herbert A.Kenny’nin, Massachusetts’in tarihi balıkçılık bölgelerinden Cape Ann’deki yaşamı anlattığı (Burnun eski ismi, bölgeyi İngilizler adına kolonileştiren ve Osmanlı’yla pek çok savaşta cebelleşmiş, birinde esir düşmüş John Smith’in, İstanbul’daki esaret günlerinde kendisine iyi davranan ve âşık olan Rum kadının ismi olan ‘Tragabigzanda.’ Bize uzak olduğu kadar yakın bir burun.) ‘Cape Ann: Cape America’ adlı kitabının ‘Gloucester Balıkçısı’ bölümünde, kovboylar üzerinden Amerikan popüler kültürüne sağlam bir şekilde girişir:
Tek yaptıkları at tepesinde, inek peşinde koşturan, cahil, kıt yetenekli, bu adamlara gösterilen ilginin yanında eli kalem tutmasa da, denizin yüzünü, göğün haletiruhiyesini maharetle okuyan, yaşamını muazzam bir muharebede düzenli olarak riske atan, yaşamı hem kendi ellerine hem de yoldaşlarının çabasına bağlı lirik bir dayanışmanın eseri olan gerçek birer kahramanlara balıkçıya reva görülen körlüğe içerler. Peşinden de cevabı yapıştırır: “Dar kafalı, vulgar, yaratıcılıktan yoksun olan televizyonun ve Hollywood’un efendilerinden gerçek kahramanların hayatlarını anlatmalarını beklemiyoruz tabii...” Ki bunu da Hollywood’un, Rudyard Kipling’in Cape Ann’in Gloucester şehrindeki balıkçı teknesindeki yaşamı anlattığı ‘Korkusuz Kaptanlar’ adlı romanının nasıl içine ettiğini yazarak anlatır. Öküz güdücüden silahşor ve Kızılderili ‘avcısı’ klişesi yaratan klişe makarasının sadece Gloucester’da, 1830’la 1892 arasında 576 tekne içinde 3224 kişi ile birlikte Atlantik sularına gömülen epik manzumelere sağırlığı, kapitalist şımarıklığın bugün doğa ve içindeki eşsiz ahenge kayıtsızlığının da basit örneklerinden biri olsa gerek.
Herbert A.Kenny beğenir miydi bilinmez ama, George Clooney’in cesur bir kaptanı canlandırdığı ‘Kusursuz Fırtına’ (Perfect Storm) da Glouchester limanından bir teknenin balık peşindeki zorlu yolculuğu, hazin sonu ile işler. Cesur balıkçılara Rudyard Kipling’le eşlik edelim: “Kurşunun suya değerken çıkardığı ses, balıkçıların darbeleriyle sersemleyen morinaların debelenişi... Ne muhteşem bir melodiydi... Gerçekten, çok güzel bir avdı.” (Korkusuz Kaptanlar) 

Bazı şeyler değişiyor mu...
Kökleri tarihle bir olan balıkçıların doğayla giriştikleri mücadele, insan evladının varoluş sürecinin en kıymetli yekûnudur. Bu kadar lafı ne diye ettik? Sağ olsunlar, köşemize ilgiyi esirgemeyen balıkçılardan Kenan Kedikli’den yakında haber aldık: Kıyı balıkçılarının derneği GELBALDER’in kuruluşuna çağırıyordu. Uzakta olduğumuz için iştirak edemedik, yine de davet metninden bir bukle verelim de derneğin alameti farikası belli olsun:
“Çok paydaşlı demokratik bir balıkçılık yönetimi için çok paydaşlı bir mücadele ve tüm STK’larla iş birliği dün olduğu gibi bugün de temel prensiplerden biridir. Canlı sucul kaynakların ortak kamu malı olduğunu savunan GELBALDER, denizlerimizin ve balıkçılığın içinde bulunduğu sorunların çözümünün ancak çok paydaşlı bir mücadele ve işbirliği ile gerçekleşebileceğine inanmaktadır.” Hayırlı olsun, en kısa zamanda barınaklarına gidip, kelamlarına kulak kabartmak da sözümüz olsun. Sadece onların da değil, memleketin dört bir yanındaki balıkçıların sözlerini duymak, duyurmak istiyoruz. Gidip toplayacağız elbet, lakin duyma kapasitemizin de sınırları var. Olur ya, kendileri, evlatları, komşuları, müşterileri bu sese rast gelir, lütfen kaleme-kâğıda sarılıp, dertlerini, hikâyelerini anlatmaktan çekinmesinler. Av sezonu açılana kadar, işin muhataplarına, küçük de olsa, bir alan olması açısından, buyrun burayı kendi livarınız gibi kullanın.
Ernest Hemingway’in ‘İhtiyar Adam ve Deniz’ kitabından: “Balığı, sadece hayatta kalmak ve sofrasına aş katmak için öldürmediğini düşündü. ‘Onurun için öldürdün, çünkü sen bir balıkçısın. O hayattayken onu sevdin ve sonrasında da... Eğer onu seviyorsan, onu öldürmek günah değildir. Yoksa dahası mı?”
Kapanış olsun: Öldürdüğün balığı seveceksin... Çünkü sen onurlu bir balıkçısın!