Denizaltında fersah fersah keyif

Mert Gökalp'in Türkiye'nin farklı noktalarında yaptığı 300 dalışın sonucu olan 700 fotoğraf, 'Türkiye Deniz Canlıları Rehberi'nde buluştu. Kitap, memleket sularından 280 türü tanıtıyor

İnsanlık tarihinin hakkında en çok konuşulan ve etrafında en şaşaalı medeniyetlerin ‘demirlediği’ denizle ‘içeriden’ ilişkiye muhabbet göstermemek olmaz. Hele ki bu alaka bizatihi memleket kıyılarında vuku bulmuşsa ziynet bulmuş gibi oluyoruz. Malum, memleket balık kütüphanesi fena durumda, haliyle bu tip eserlerin kıymeti harbiyesine vâkıfız. Kitap: Türkiye Deniz Canlıları Rehberi (İnkılap Yayınları), yazarı ise Mert Gökalp. Beş, altı yaşlarında suyun altına merak saran, ODTÜ’ye girerken bile bölüm kadar Sualtı Topluluğu’nu hedefe koyan, peşinden eğitimini Amerika’da Miami Üniversitesi-RSMAS, ‘Uygulamalı Deniz Fiziği Bölümü’ ve Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü’nde tamamlayan, yüksek lisans çalışmasını deniz biyoteknolojisi ve denizsüngerleri üzerine yapan, Avrupa Birliği projelerinde, Greenpeace bilim ekibinde yer alan, okuyan, araştıran, fotoğraflayan, kameraya alan ve nihayetinde de yazan bir deniz sevdalısı. Konuşmayacağız da ne yapacağız... 

Kitap, Gökalp’in de imlediği üzere, memleket sualtı ekosistemine dair popüler bilim kitabı, ilgilisi için yeterince doyurucu. Sadece balıklarla değil, knidliler (denizanası, hidroyid, yumuşak mercan, mercan, gorgonya, anemon, denizkalemi), yumuşakçalar (midye, deniz salyangozu, kalamar, ahtapot, deniztavşanı), kabuklularla da (karides, ıstakoz, hermit yengenci, yengeç) temas ediyoruz. “Bu kadar tür kaldı mı yahu?” diyecek oluyoruz, “Eksik bile” diye cevap alıyoruz. Gerisi sonraki baskılarda.
Her daim ilgi alanımız, sofranın konukları olduğu için diğer türlerle mesaimizin fakirliğine de tanık oluyoruz. Halbuki bütün canlılar aynı ekosistemin nadir parçaları, birinin eksikliği diğerinin eksikliği demek. Bizim fazlalığımız ise tüm türlerin sefaleti demek. Tarih bunu da gösterdi, çok lazımmış gibi. 

Gökalp şahidi; doğayı, denizi içindekilerle seviyor, tükenişe seyirci kalmak istemiyor: “Tüm bu fotoğraflar, kitaplar ve makaleler hep bu yok oluşu engellemek, türler dünya üzerinden silinmeden bir eylem gerçekleştirmek adına... Gözünü ve ruhunu şehirlerin restoranlarında sunulanlar haricindekilere kapamış, insanlara ve kapital sevdalılarına denizin ve barındırdıklarının önemini hatırlatmak için bir vasıta...” Üç senelik bir çalışmanın eseri olan kitapta yaklaşık 280 tür (Kitabın 430 tür deniz canlısını kapsayan yeni baskısı yakın zamanda raflarda) 700 civarı fotoğraf bulunuyor. Kitabı hazırlarken Türkiye’nin çeşitli noktalarında, farklı ekosistemlerde gece-gündüz yaptığı 300 kadar dalışta (serbest-scuba), tümü kendi olmak üzere 200 bin kadar fotoğraf çekmiş. Dalış yaptığı mekânlar ise: Bodrum Yarımadası, Güllük Körfezi, Datça, Bozburun, Kaş, Fethiye, Saroz Korfezi, Marmara Denizi... Her dalıştan ayrı bir keyif alsa da adeta bir zaman tüneline benzettiği Kaş ve Saroz dalışlarını ayrı bir yere koyuyor. En temiz noktalar da Kaş, Bozburun, Datça’ymış. Kendisinin dalış, deniz canlılarının yaşam keyfine limon suyu sıkan ‘atıklar’ ise her yerde. 

Hareketsiz deniz canlıları neyse de hareketli olanları çekmek ayrı bir zanaat. Ön hazırlık kısmı başka bir hadise, biz denizaltı kısmını merak ediyoruz: “Deneyim mühim. Biraz da şans tabii. Dalış sırasında, mümkün olan en iyi fotoğrafı çekmek için çabalıyorsunuz. Ürkütmeden yaklaşmak için canlıyla bir bağ kurmanız gerekiyor. İzlemekten en keyif aldığım balıklardan biri ‘remora’ balığı, korunacak bir canlı bulmak için her şeye yapışabilir, dalgıç ayağı, tüpü, vs. Orfozu her gördüğümde yeniden büyülenirim, izlemeye doyamam. Trakonyanın kuma bir saniyede gömülmesine hastayım... Ama konu hız ise akya ve orkinosların balık sürülerine yaklaşma anındaki hızları inanılmaz.”
Taş balığına dikkat 
Gökalp’in çoğunu yalnız yaptığı, sessiz ama görkemli deniz yolculuğuna kıyıdan da olsa ilişmekte ve macerasına kulak kabartmakta fayda var: “Denizde renk gani ama en renkli deniz canlıları, deniztavşanları ve süngerler. Beni en çok şaşırtan canlılar ise beraberlik sergileyenler sanırım: Kayabalığı-karides, anemon-karides, caretta caretta-remora, anemon-yengeç. ‘Nasıl ve neden böyle bir ilişki içindeler?’ sorusu hep ilgimi çekmiştir. Kızıldeniz göçmeni balon balığı sürüsünün gözümün önünde açıkta kalan bir ahtapota dalışları ve kafasının yarısını bir çırpıda yemeleri de aklımdan çıkmayan görüntüdür.”

Deniz hastasıyız, denizin altındaki ‘tehlikeleri’ sormadan olmaz. Balon balığı, deli sarpa, bazı karides türleri ve en zehirli deniz canlılarından taş balığını tutmanın âlemi yokmuş anladık. Denizanası gördük mü avuçlamaya kalkmıyoruz, arkasında uzayan tentikülleri yakıyormuş. Denizkestanesine basmak Allahı’n emri; zeytinyağı ve cımbızla müdahale de. Denizçiyanına dokunmanın, mürenin tepesini attırmanın âlemi yok. Lakin bir gerçeğe Gökalp’in hatırlatmasıyla tekrar kani olduk; denizin altında da üstünde de hiçbir tür insan kadar tehlikeli değil. 

Bu kadar iyot kokusu ve tadı alınca, deniz lezzetine duyarsız kalmak olmaz. İyi bir aşçı olan Gökalp’in favorileri: Denizkestanesi, ahtapot, çeşitli midyeler, balıklardan lüfer, tekir vs. Bodrum tarafındakilere tavsiyemiz, 15 Temmuz’a dek süren karma sergide Gökalp’in fotoğraflarını görmeleri. Diamon Otel yanı, Ekşi Restoran içinde, Mavi Sanat Odası Galerisi’nde.