'Deniz'in dostları

Türkiye'de Sorumlu Amatör Balıkçılığın Geliştirilmesi projesi, memleket denizlerinde sürdürülen amatör balıkçılığa 'teknik-taktik' yetenekler kazandırmayı amaçlamış, kayıtsız kalmıyoruz...
'Deniz'in dostları

Karadeniz’in trajik hali pür melaline bir müddettir vâkıftık. ‘Marmara Denizi’nin Değişen Oşinografik Şartlarının İzlenmesi (MAREM) Projesi’ 2012 raporunun açıklanmasından sonra anladık ki Marmara Denizi için de ‘sela’ verilmesi yakınmış. Bu iki deniz, insanlık için küçük, gezegen için zerre hayatında böylesi zulüm görmedi herhalde.

Asırlar boyunca, ahaliye cennet vaat eden bu denizlerin cenazesini kaldırmak da nesl-i şahanelerine düşecekmiş.

Aferin bize, ne kadar iftihar etsek az! Tekrar edelim: Sorarlar bir gün sorarlar!

İyi şeyler de olmuyor değil memlekette; misal Emin Alper’in ‘Tepenin Ardı’ filmi (nihayet) vizyonda. Keza, ‘Gözetleme Kulesi’, ‘Babamın Sesi’, ‘F Tipi Film’ de tüm salon ‘salomanje’ye inat ahaliye ulaşmaya çalışıyor. Seyirciden de biraz güzel ortaları göğsünde söndürmesini bekliyoruz.

Yine de memleket sularına değinelim. Öncülüğünü Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) Ekolojik Grubu’nun üstlendiği, WWF Türkiye, Kaş Sualtı Derneği (KASAD), Geleneksel Balıkçılığı Yaşatma Derneği (Gelbalder) ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün desteklediği ‘Türkiye’de Sorumlu Amatör Balıkçılığın Geliştirilmesi’ projesi, amatör balıkçılığa ‘teknik-taktik’ yetenekler kazandırmayı amaçlamış, kayıtsız kalmıyoruz. Projenin omurgasını Doç. Dr. Vahdet Ünal (balıkçılık ekonomisi), Dr. Baki Yokeş (balıklar üzerine) ve birçok uzman danışmanlığı ile SAD koordinasyonunda ilgili resmi kurumlar, avcı kulüpleri, avcılık dernekleri, dalış kulüpleri, rehber dalgıçlar ve denetlemeden sorumlu Sahil Güvenlik Komutanlığı ve doğa korumacılar ile yerel halk oluşturacakmış. Kadro böyle olunca, biz taraftarlar için de ‘şampiyonluğu’ hedefleyen bir oyun kurgusunun planlanması kaçınılmaz oluyor. ‘Lig’ uzun bir maraton, rakipler de (yasadışı avcılık yapan) trol ve gırgırcılar olunca, sürecin zorlu geçeceği kesin. Projeden anladığımız, öncelikli hedefin, kadroda sıkıntı yaratan ‘kendi oyuncuları’ olduğu. Muhtemel neden idman, kondisyon ve motivasyon eksikliği. Yoksa, amatör balıkçı kardeşimiz de sahanın bu kadar içindeyken kendi takımına (denize ve doğaya) böylesi zarar vermez herhalde. Bu zamana kadar ‘hakemler’ hakkında konuşmadık ama böylesi güzel oyuna da sessiz (ve denetimsiz) kalırlarsa, haklarında çokça konuşacağımızı ifade edelim.

Burada sözü işin ehli olan projenin yürütücüsü, Sualtı Araştırmaları Derneği Çevre Bilimleri Uzmanı Nesimi Ozan Veryeri’ne bırakalım: “8 bin 500 km.’den uzun kıyıları ile Türkiye’de, amatör balıkçılığın gelişimini inceleyen diğer ülkelerde göz önünde bulundurulan kriterlere temkinli yaklaşırsak 4 milyon civarındaki amatör balıkçı bulunuyor. Av malzemesi, tekne imalatı ve satışı, lojistik hizmetler, amatör balıkçının tuttuğu balığı tüketen kesim de düşünüldüğünde amatör balıkçılık konusu 10 milyonu bulan bir camiayı kapsıyor.” Rakama dikkat; amatör balıkçının ‘seyirci kapasitesi’ azımsanacak gibi değil. Devam: “Türkiye’de balıkçılık malzemesi satan tek bir mağazadan yılda 5 tona kadar olta kurşunu satışı olurken, 1000-1500 arasında sualtı tüfeği satılabiliyor. Trol ve gırgırlardan kaçarak üremek için kıyılara yaklaşan balıkların, bilinçsiz avcılık nedeniyle değil üremek, hayatta kalmak için bile şansı kalmıyor.” Araya girip sloganımızı atalım; amatör balıkçı kardeşim, ‘Düşene vurmak sana yakışıyor mu hiç!’ Veryeri’nin kelamı ile kapıyoruz: “Bugüne kadar birey olarak bizler balık stoklarındaki azalmada veya korunmasında topu çoğu zaman sadece profesyonel balıkçıya attık. Artık bu sorumluluğu bilinçli avlanan, bilinçsiz avlanan, az avlanan, çok avlanan; velhasıl tüm kesimler ve bireyler olarak da hissetmeliyiz...”

Bundan sonrası, ilgiye mazhar hadise, kulağımızı, gözümüzü esirgemeyelim. Amatör balıkçı kardeş, sözümüz sanadır. Bu da kampanyanın e-mail adresidir: sorumlubalikcilik@sad.org.tr

Kadıköylü yavru lüfer almaz, satmaz!

Bir kere işin içinde lüfer ve Fikir Sahibi Damaklar var, sonra Kadıköy Belediyesi cisminde yerel yönetim var, yetmiyor bir de ‘varyete’ye Kadıköy Çarşısı’nı da katıyoruz... Haliyle, bizim de durumdan vazife çıkarmamız elzem oluyor. Afişe lütfen dikkat kesilelim. Bakalım, daha hangi belediyeden izan kerterizi alacağız, bekliyoruz!

EHLİKEYFİN SEYİR DEFTERİ: DEMETİ

Dünya Rakı Haftası vesilesiyle, Mey İçki’den davet alınca Demeti’yi bir kez daha ziyaret etmiş olduk. İyi de oldu.

Cihangir’de bir apartmanın kıymetli manzarasına demirlemiş mekânda otururken (Hele balkonda pozisyon almışsanız), aldığınız boğaz pozu bir kere cepte dursun. Hemen girişte, masaya yerleşmeden seçmeniz gereken mezeler arasından birkaç tavsiyede bulunalım, acıseverler için ‘eroin’ isimli meze (umarım ismi yanlış anlamamışızdır) çok fena bir lezzet. Ha keza nar salatası, hamsi füme, levrek marine, vs. de...

Kapanış için elmalı baklava (kaymaklı) iddialı bir son. Büyük aynalar ve bir dolap içinde ‘rakı sergisi’ ise geçmiş meyhanelere selam çakıyor ki pek bir sevdik. Servisteki nefaseti de söylemeden geçmeyelim. Demeti, Şimşirci Sok. No: 6/1, Cihangir İstanbul, Tel: 0212 244 06 28