Dilde balık 'yarası'!

Hayatın her alanında kendini gösteren balık, türlü sözlü muhabbette de başrolde. Memleketin balık gündemini de es geçmeden 'içinden balık geçen' atasözlerini anımsayalım... Haftanın tarifi 'Boklu balık', haftanın mekânı ise Beyoğlu'ndan...
Dilde balık 'yarası'!

Pullu magnet: Kampanya: İstanbul da roka devri Balık şehrinin parklarına çim değil, roka yakışır!

İnsan evladının balıkla mesaisi malum. Bir kere ‘evrim’den kaynaklanan derin bir ilişkisi var. Peşi sıra araya milyonlarca yıl sokarak, hadiseyi komple değiştirmesi var. Öyle veya böyle akrabalıktan, beslenmeye evrilen süreçte, hayatın her alanında poz veren kıymetli bir canlıdan bahsediyoruz. Öyle bir poz ki sözlü muhabbet içinde de vaziyet almış, ihtiyaç kabilinden. Bakalım nasıl almış; bakmakla kalmayalım, manayı vakte malzeme edelim... Nasıl olsa herkes atasözünün aslına vâkıftır; tereciye tere satmayalım, balığın yanına roka koyalım. Keza, yakışır...
Balık kavağa çıkınca: İmkânsız faaliyet... Bunun ‘hamsi kavağa çıktığında’ formu da siyaseten vaziyet almıştır. Klişelerin şahı Süleyman Demirel, 91 seçiminden önce Mesut Yılmaz’ın ANAP’ını kastederek, “Ancak hamsi kavağa çıkarsa, Rize’den başbakan çıkar” demişti. Peşi sıra ‘açıklama yapmak’ zorunda kaldığı bu lafın Rize’deki sonucu: Rize’de ANAP % 47, DYP % 19’du. Olan Demirel’in adayı Mehmet Haberal’a olmuştu; şimdi olduğu gibi. Velhasıl Hamsi ciddi iştir, öyle herkesin ağzında ‘dağılmaz’. Özellikle Demirel’in...
Bulanık suda balık avlamak: Olmayacak işe girişmek... Misal, 24 metrenin altına çevirme ağ salmak ki aslı 50 metre olması gerekirken... Misal, yavru balıkların köküne kibrit suyu dökmek. Ez cümle; önce suyu bulandırmak, sonra ava yatmak.
Balık baştan kokar: Mevzu sakatsa, tepedekinden kıllanmak lazım gelir... Denizlerin, balık neslinin akıbeti meçhul, faili belliyse, kural koyuculara, deveyi havuduyla götürenlere ters ters bakmalı, vicdanen, ahlaken, bu tezgâhlara dayanmalı. Hem kokan balık değil insanlık. Baştaki daha çabuk koktuğu için biz fanilere çürümek kalıyor.
Battı balık yan gider: Balıksız versiyonu, saldım çayıra mevlam kayıra... Hani artık denizden umudunu kesmiş, yasayla masayla bu işin kurtarılamayacağına kanaat getirmiş, bari hiç olmazsa bu neslin balık yiyeceğine inanmış bünyenin sloganı. Gelecek nesiller hesap sorar elbet.
Büyük balık küçük balığı yutar: Mevcut düzenin, şımarık kapitalizmin beylik lafı. Buna eşlik eden diğer kelam da “Beş parmağın beşi bir mi?”dir. Balığın bu edepsiz muhabbete sokulmasına kıllanmak kadar, büyüğün küçüğe ettiklerine de ‘yeter’ demek insanlık vazifesidir. Dolayısıyla, en sevmediğimiz atasözüdür. Artık hangi ata etmişse bu lafı, sağlam ayıp etmiştir, tekneye almamak gerekir.
İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlik bilir: Mevcut halini, yeni ‘deniz ürünleri avcılığı yasası’ nezdinde revize edelim. Yasa yapılmıştır, denize atılmıştır, balık mevzuya hâkimdir de bir kısım balıkçı ne kadar hâkimdir tartışılır. Öte yandan, Hâlik ‘sevaba’ vakıftır. Yasayı yapanın, uygulayanın bu dünyada olmasa da, öte dünyada mükafatı sağlamdır.
Kaçan balık büyük olur: Hamsi gelir torik olur, istavrit gider lüfer olur. Isınan hava genleşir, kaçan balık enleşir. Artık bu yasa da uygulanmazsa, ileride deniz anaları ile oynaşılır.

ŞİKÂYETİM YARADANA!
Balıkçıyız diye, memleket meselelerine uzak kalmayız... Hem hassasız, hem de çeşit çeşit oltamız var, yatağı bulduğumuzda, livarı doldururuz. Meselemiz balık, yani keyif. O vakit bundan kerli, keyif bozan hadiselere muntazaman kıllanıyoruz. Mevzu ‘kaldırım’: Hani kentte yürümek mühimdir ya o yüzden söylüyoruz. Bir vakittir, şehrin kaldırımlarına, kaldırımların enine, boyuna dikkat kesiliyoruz. Daralmaları bir yana, bir de üstlerine park eden arabalar da cabası. Misal Üsküdar-Kuzguncuk arası, yaya olanı Allah korusun; dizi dizi araç yoluna seriliyoruz, kaldırımda yer kalmadığı için. Yanımızda arabalar akıyor cayır cayır. Üsküdar Belediyesi’ne ses ettik, bana mısın demediler. Başımıza bir şey gelirse vebali boyunlarına...

Ehlİkeyfİn Seyİr Defterİ
Galatasaray’da Kartal Sokak’ın şenlikli (masalı) zamanlarında, sokağı anason kokutan iki meyhaneden biri. Çukur Meyhane’nin ve Urban Cafe’nin afili komşusu. İki katlı mekânın alt katı daha çok sükûnete, üst katı ise muhabbete uygun. Meyhaneye en çok yakışan ahşap, kiremit ve çini dekorasyonun temeli. Üst kattaki aktif şömine özellikle kışları ‘yanına’ çağırıyor. Meze dünyası pek geniş, lakin balık hastası olduğumuzda özellikle soğuk balık mezelerine kayıyoruz: Misal, çiroz salata, hardal soslu somon, levrek marine, portakallı somon, kaya koruklu dil, vs.. Bu kadarla kalmıyor, gerisi de var. Şehir Meyhanesi, İstiklal Caddesi, Kartal Sokak, No:3/A, Galatasaray, Beyoğlu, Tel: 0212 249 61 60

Sofranın gülü: Boklu balık
Balık denizden çıktığı gibi, ayıklamadan, teknenin üzerinde (sahilde veya barınakta da olur) kurulan ızgaraya dizi dizi serip pişirilir. Özellikle sardalyada ızgaranın içine asma yaprağı döşenirse hem lezzete takla attırılır, hem de pul ve deri yapraklara yapışır. Balığı yerken içini çıkarınız, teknede yahut barakadaysanız nevaleyi çay bardağı ile alınız.