Erken menopoz lüfer usandırır

Geleceği zordaki lüfer ailesi kaç santime ulaştığında yumurta bırakıyor? Bir bilimsel gerçeğin birden fazla cevabı olabilir mi?
Erken menopoz lüfer usandırır

Memlekette iyi şeyler de oluyor. Misal, şu haberin kıymetine bakınız: “Rize Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Davut Turan, Yrd. Doç. Dr. Yusuf Bektaş, İsviçreli bilim adamı Dr. Maurice Kotellat, Dicle Nehri’nde yeni balık türlerinin keşfi için yaptıkları ve yaklaşık iki yıl süren çalışmaları sonucunda Van’ın Çatak ilçesinde dünyada ilk kez tanımlanan yeni bir alabalık türü keşfettiler. Yeni türe Dicle’nin Latince adı olan ‘Tigris’den esinlenilerek ‘Salmo tigridis’ adı verildi.”
Bu İsviçreli bilim adamları (bilim insanı desek daha bir doğru olacak) da maharetli insanlar, ellerini nereye atsalar, efektif sonuç alıyorlar. Girmedikleri yer kalmadı; önce çamaşırımız, bulaşığımız, sonra saçımız, başımız... Mübarekler üstümüzü, başımızı gıcır gıcır yaptıkları yetmedi, şimdi de coğrafyamızdan ‘hazine çıkarıyorlar’. Kendilerinin hem hastası, hem takipçisiyiz.
Bu Dicle mühim ırmak, tarihin en sıkıntılı coğrafyasına asırlardır hayat vermeye devam ediyor. Geçenlerde de nehirden, soyu tükendi sanılan Leopar sazanı (Luciobarbus subquincunciatus) çıkarılmıştı. Hakikaten şaşılacak durum; onca HES, baraj, kimyasal tarım, su havzalarında yapılaşma, sanayi atığı muhabbeti ve pratiğine rağmen, nehir hâlâ nasıl böyle artistikler yapabiliyor? Şarkıdan tüyoyu kapmamız gerekirdi; ‘Şu Fırat’ın suyu akar, derindir’. Abisi Fırat nasıl derin derin akıyorsa, Dicle de bir o kadar ketum akıyormuş, bağrındaki güzellikleri saklayarak. 

Greenpeace’in ‘ısrarı’!
Devam edelim, şu haberin güzelliğine gıpta ederek: “Zonguldak’ta bir amatör balıkçı 15 yıl önce yakaladığı ve evladı gibi baktığı sazan balığını, ‘yaşlandı’ diye doğal ortamına bıraktı.” Balığını onca yıl boyunca evinin önündeki havuzda ciğer, haşlanmış yumurta ve mısırla besleyen, vakti gelince de onu doğduğu sulara ‘ölmeye yatmaya’, öperek ve okşayarak gönderen bu abiye ne desek azdır. Var olsun, makamı ‘rast’ olsun.
Bu kadar keyif yeter, şimdi de biraz kıllanalım; malum memlekette ekseri iyiden çok, garip şeyler oluyor. Slow Food ve Fikir Sahibi Damaklar’dan Defne Koryürek’in ikazıyla haberdar olduk ki daha detaylı malumat kendilerinden edinilebilir: Hürriyet gazetesinden Vahap Munyar, Metro Toptancı Market Türkiye Genel Müdürlüğü görevine atanan Kubilay Özerkan ile ‘balık ve deniz ürünleri’ üzerine söyleşmiş. Muhabbetin ilk kısmı satış rakamları üzerine; anladık ki hiç fena kazanmıyorlarmış, Allah artırsın, kimsenin ne kârıyla ne cirosuyla uğraşmayız, bize ne! Lakin, işin ilmi ve etik yanına itinayla ve ivedilikle ilişiriz, hiç kusura bakılmasın. 

Araştırmanın detayları lütfen
Anlaşıldı ki, haziran ayındaki istişare toplantısı daha çok baş ağrıtacak. Tartışmaların bundan böyle sürdürülebilir avcılık ve ekosistem için olacağını beklerken, anladık ki hadise ‘sündürülebilir cirosistem’ kıvamına dönüşmüş. Çıkan tavsiye karar, tezgah öncesi de enteresan kıvama getirilmiş. Özerkan’dan aktarıyoruz: “Biz İstanbul Su Ürünleri Bölümü ile çalışıyoruz. Onların araştırmalarına göre sarıkanat 19 cm.’ye ulaştığı anda yumurta bırakıyor. Greenpeace ise 25 cm.’de ısrar ediyor (...) Biz 20 cm’i baz aldık, ona göre karar veriyoruz.”
İstanbul Su Ürünleri Fakültesi’nin vebali ve sorumluluğu ağırlaşıyor. Bir senedir okuyup yazıyoruz, kampanyaları ehemmiyetle takip ediyor ve destek veriyoruz. Vaktinde tez falan da yazmıştık, yani araştırma ile ‘bilimsel araştırma’ ayrımına akademik anlamda da vâkıfız. Hakikaten meraktan soruyorum; tüm lüfer ailesine 19 cm’de doğurtan bu araştırmanın yayım tarihi, yayımlandığı ‘hakemli’ dergi, sunulduğu akademik konferans, makaleden yapılan alıntı sayısı nedir? Bu bilgilere kâmil olana kadar bizim için konuyla ilgili yegane makale, Ege Üniversitesi’nden Tevfik Ceyhan’a aittir. Onda da ‘lüfer doğum’ verileri sarihtir.
Yiğide de hakkını vermek gerekir; “Hem torunlarımız lüfer yiyebilsin diye çinekop, sarıkanat satmıyoruz” diyeceksiniz hem de memlekete bu bilinci ve sloganı aşılamış Greenpeace’in, Fikir Sahibi Damaklar’ın taleplerini ‘ısrar’ diye niteleyeceksiniz. Benim bildiğim, amatör balıkçıdan sonra balık boyuna ilk dertlenen ve bunun için kamuoyunu gıdıklayan bu arkadaşlar. Onlar basına, tezgahlara, balık hallerine, teknelerine düşmeseler, daha lüfer ailesinin seceresini dahi bilmeyecekti üç tarafı denizlerle çevrili yalnız ve güzel ülkemin insanı...
Uyarmak gerekir, bu gidişle 19 cm’de doğuran lüfer 25 cm’de de menopoza girer, sonra boğaz geçişlerinde ‘tansiyon’ artınca, ne oluyor denmesin! Çok rica edeceğizdir, ilim irfan işlerine de tahvil muamelesi yapılmasın, hem bize hem İsviçreli ‘bilim adamı’na yazık... Her haltı da onlara soramayız ki!