Havasına, suyuna olta keyfine...

Kadir Topbaş haberi verdi: Amatör balıkçılar artık istediklere yerde olta atamayacaklar. Gerekçesi ise vatandaşlardan gelen şikayet
Havasına, suyuna olta keyfine...

Hele bir notumuzu düşelim: Geçenlerde, denizlerin korunmasına yönelik büyük bütçeli projelerden biri olan COCONET’in (Coast to coast networks) ilk bilimsel toplantısı İstanbul Üniversitesi’nde yapılmış, Serkan Ocak da takip etmişti. Önceki yazılarda mevzudan bahsetmiş, projenin önemine değinmiştik.
Projenin hedefi, koruma altına alınacak alanları balıkçılığa, tekne trafiğine, turizme, gürültüye, ses kirliliğine karşı ‘kapatmak”. 22 ülkeye tahsis edilecek bütçe, Akdeniz ve Karadeniz’de 2016’ya kadar yapılacak araştırmaları finanse edecek. İşin bizim için özel kısmı, artık iyiden iyiye ‘kararan’ Karadeniz olduğu için projenin İtalyalı başkanı Salento Üniversitesi’den Prof. Ferdinando Boero’ya kulak veriyoruz, Serkan’ın haberinden: “Karadeniz’de koruma alanının oluşturulması Karadeniz ülkeleri için büyük şans. Karadeniz için yüzde 1-2 koruma alanını kabul ettirsek bile önemli bir şey”.
Denizlerdeki canlılığın devamı için, koca koca ülkeler bir araya gelip, karar alıyor, bütçe ayırıyor ve fecaatinin ilmine vakıf hocalar yüzde 1-2’ye bile şükrediyor; işte, insanlığın ipten kazıktan kurtulmuş tüketim patolojisinin özeti.
Bu hafta, Mustafa Pultar hocanın kitabı (Deniz Balıkları Sözlüğü, Türkiye İş Bankası Yayınları) vesilesiyle Türkçe’de balık isimleri etimolojisine girelim demiştik, lakin okuduğumuz bir haber fikrimizi değiştirdi, o konuyu haftaya saklayarak, tekrar ajanslara bağlanıyoruz. 

‘Oltaya’ kısıtlama yolda
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, inşaat halinde olan Tarabya Tekne Parkı’nı incelerken, sahil-olta balıkçılarını ilgilendiren mühim bir haberi de verdi: “Boğaz’da sahil boyunca balık tutan amatör balıkçılar artık istediklere yerde olta atamayacaklar”. Gerekçe, vatandaşlardan gelen şikâyetlermiş. Eyvah, eyvah; ‘tandem’ vatandaş sahada!
Topbaş’ın açıklamaları Boğaz’ın akıntıları gibi, çift yönlü: İlkin, teknelerin sahil şeridini işgal ettiğini, bu nedenle İstanbulluların deniz keyfi yaşayamadığını belirtirken, gönüllere su serpiyor... Peşi sıra, üç kuruşluk ‘sivil’ Boğaz keyfine kısıtlama getirerek, aynı gönüllere limon sıkıyor. Vaziyete ‘kontrollü’ itiraz edelim. İstanbul’u yaşamaktan zor olanı herhalde İstanbul’u yönetmek, biliriz. Lakin, kimse de o koltuğa zorla oturtulmuyor.
Seçim dönemlerinde yapılan muhabbetten hadiseye vakıfız; İstanbul’a hizmet, neredeyse kutsal emanet. İstanbulluya hizmet ise ‘halk ekmek’. Cehennem azabı trafikten, iyice daralan kaldırımlardan, zerre bir yeşil-boş arazi bırakmamaya yemin etmiş şantiye kafasından, kullanılmamakta ısrar edilen Boğaz trafiğinden, halkına şebekeden su bile içiremeyen yönetimden, masasız ve ‘masalsız’laştırılmış kent sokaklarından bahsedip oyunu ileride kurmayıp, kendi sahamızda kısa pas yapalım; kontrollü oyun mühim. 

Atalım bünyeyi sokağa...
Hakikaten, İstanbul’da yaşamanın nesi güzel? Misal havası; hâlâ güzeldir, arada nemli nemli sarılmaya kalkmasa daha güzel olacak. Suyu; içme kısmına dair şikâyetimizi imledik, ses ve seyir kısmına dair keyfimiz ise baki. Peki ya insanı; herhalde uzun zamandır birbirimizle öyle çok öpüşüp koklaştığımız iddia edilemez. Dizi dizi sinir katarları gibi, salınıp duruyoruz kentin orta yerinde. Bıraksalar birbirini bir kaşık suda boğacak bir popülasyon, toplu ulaşımdan meydanlara birbirinden kaçıp duruyor ya da ilk fırsatta pis pis kesiyor. Kurtuluş yokmuş tek başına, ona iyice kanaat getirdik. Lakin, hani düşük dozda da olsa, mevzunun ilacı da var aslında; yoğunlaştırılmış keyif ve bol muhabbet. Öncelikle başkanı harekete geçiren o şikâyetçi vatandaştan başlayarak kuralım sofrayı misal. Hemşehriyi evde televizyon başında, sabah şekerlerinde, yarışma programlarında, dizi fonlarında figüran olarak değil, yanı başımızda baş rolde tanıyalım. Çıkalım kapı önüne, atalım bünyeyi sokağa, uzun uzun yürüyelim, terleyelim, hele önce biraz gazımız kaçsın bakalım. Sonra, efil efil yerlerde de temas edelim, ki zaten her gün otobüste, metrobüste kâfi miktarda kaynıyoruz cemi cümle. İşte bu yüzden gidelim, daha bedavaya keyif basacağımız sahillere, alalım çocukları, çaydanlıkları, keki-böreği (ve sallayalım oltaları. Balık da gelirse ne âlâ, akşamı keyfi de garanti altına alınır. O vakit İstanbullular için geliyor: Avrupa’da; Arnavutköy, R.Hisarı, Sarıyer, Galata ve Unkapanı Köprüleri, Sarayburnu... Anadolu’da; Kuzguncuk, Kuleli önü, Kandilli, Çubuklu, Beykoz... Dahası da var, piknik opsiyonlu...