İnci kefali sunar: Van Gölü balesi

Balığın boyuna ve üreme hallerine dair orada burda sürdürülen 'kofti' tartışmaya inat, "İlim neredeyse, üşenmez, gidip temin ederiz" demiştik. Ettik de... Bu sefer rotamızda Van, potamızda inci kefali vardı, kürsüde de yirmi yıllık emeğiyle Prof. Mustafa Sarı
İnci kefali sunar: Van Gölü balesi

Urartulardan bugüne, tarihin Van ve çevresine attığı şık imzayı bir kenara koyup, Şamran kanalının açtığı yeşil yarıktan Van Gölü’ne akalım: Marmara Denizi’nin üçte biri büyüklükte olan 1730 metre yüksekliğindeki Van gölü, tuz ve soda oranı ile nevi şahsına münhasır bir göl. Misal, Karadeniz’den daha tuzlu. Mübarek, göl değil sanki bir ‘kokteyl’, lakin seveni fazla değil: Sadece inci kefali ve 103 tür fitoplanktonla, 36 tür zooplankton. Fırında ve tavada plankton günleri (şimdilik) gelmediğinden, tez zamanda jönümüzü seçelim: İnci kefali, sazangillerden endemik (sadece Van Gölü’nde) bir balık olup, ortalama boyu 20 cm, ağırlığı 80 gramdır (lakin aşırı avcılık nedeniyle boyu 93’te 17,5 cm, 96’da 16 cm’e düşmüşse de, bugün tekrar güzel günlerine dönmüştür: 19,8) Cinsel ergenliğe üç yaşındayken ulaşır ve maksimum yedi yıl yaşar. Üreme döneminde Van Gölü’nün tuzlu-sodalı suyu yumurta bırakmaya uygun olmadığından nisan başından başlayarak temmuza kadar etraftaki 12 akarsuya hücum ederler. Lakin önce, bünyeyi tatlı suya alıştırmak için, akarsu ağızlarının (mansaplar) sığ sularında beklemeye geçerler. İşte hikâyemiz de bundan sonra başlar. 

‘Mübarek’ balıklar
Evliya Çelebi bile seyahatnamesinde, ‘Bendimahi sultanı ziyaret etmek için yollara koyulduğunda, ahalinin dokunmadığını’ söylediği bu ‘mübarek’ balıkların, en yoğun enselendiği dönem de genellikle bu dönem olmuş, hatta inci kefaline dair ağız tadının bu dönem belirlemiştir. Yani acımtırak, tuzlu ve yoğun aromalı. Malum bu aylarda avlanması çok kolay olduğundan, o kadar yoğun avlanmış ki taze tüketmekten ziyade tuzlanarak saklanmış. Haliyle, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıkları da Van’ın ‘kültürel’ özelliklerinden biri olagelmiş. Dolayısıyla, ağız tadını değiştirmek bile mücadelenin mühim alanı oluyor. 

Boyu uzadı...
Uzun yıllar ‘sorun olarak’ gözükmeyen bu durum, nüfus artışı ve ‘aşırı avlanma’ nedeniyle, son yıllarda balığın soyunu ciddi sıkıntıya sokmuş, hatta ‘inci kefali’ IUCN’nin (International Union for Conservation of Nature) kırmızı listesine bile girmiş.
Şu rakamların garabetine bakın: 1996 verilerine göre, 15 bin ton inci kefali avcılığının yüzde 90’ı kaçak, yani üreme döneminde yapılıyordu. Vicdansızlığa dair diğer bir gösterge: Yedi, sekiz kişiden mütevellit kaçak avcılar, mansaplardan bir gecede 30 ton balık çıkarırıken, profesyonel balıkçı 150 gün avcılıktan toplam 20 ton balık çıkarınca ihya oluyor. 2006’da kaçak avcılık yüzde 40’a gerilemiş, şimdi bu rakam yüzde 30’lara tekabül ediyor. 2009’dan beri de sürdürülebilir balıkçılık dönemine geçilmiş denebilir - bu arada ülkenin yıllık 43 bin ton olan iç su avcılığının neredeyse dörtte birinin çıkarıldığı gölden bahsediyoruz. Kaçak avcılığa müdahalenin getirisi ise, 96‘da balıkçının toplam cirosu 750 bin TL iken, 2006‘da 10 milyon TL. Neden mi: Çünkü balığın popülasyonu ile birlikte boyu da uzamış. Ah bir de bu kapasiteyi değerlendirme imkanları biraz daha gelişse...
Tüm bu artistik sürece değer katmış, emek vermiş, bürokrasi, balıkçı ve sivil toplum üçgeninde çalmadık kapı bırakmamış, 2003’te UNDP projesi vesilesiyle her hafta gölün çevresini turlamış, gölde avcılık yapan 165 teknenin ahalisiyle hemhal olmuş (Çelebi) Mustafa Sarı hoca, yirmi yıllık mücadelesinin meyvelerini de nihayet görüyor. Sofrasına katkı veren tüm diğer gönüllülere de selam olsun. 

Heykeli bile var
Hocanın meyveleri çok kıymetli. Misal, kaçak avcılıkla mücadelede, işin merkezi kadar çevresinin de ne kadar önemli olduğuna kani oluyoruz: Beslenme alışkanlıkları, bu işle iştigal edenlerin sosyo-ekonomik durumları vs... Özellikle kaçak avcılıkla uğraşan köylerdeki erkekleri, kadınlarla temas kurarak (Sağlıklı beslenme, hijyen, çocuk sağlığı gibi eğitimlerle), abluka altına almışlar, yani kaleyi içten fethetmişler.
Meyve bol; vaktiyle kaçak-seyyar satımının yoğun yapıldığı kent meydanında artık inci kefali heykeli var. Erciş’te, Deliçay girişinde (ki burası da yoğun kaçak avcılık yapılan yermiş) izleme noktası ve buna eşlik eden balığın ismiyle anılan bir festival var. Velhasıl, haziranın ilk haftasını boş tutun. Bu eşsiz balık balesine yerinde şahit olun, arada da Mustafa Hoca’yı bulun, anlatacak çok kelamı var. Sadece bize de değil, memleket balık politikasına yön verenlere...
Söylecek söz bol, lakin burada keselim: Sürdürülebilir balık avcılığı yönetimine dair, ‘inci kefali’ mücadelesi kıymetli bir örnek. Sonra balık boyu ve sayısına dair sağlıklı rakamlara ulaşmanın bilimsel ve meşakkatli yoluna dair tüyo verelim: Hoca yirmi yıllık bu emek sırasında 27 bin balık ölçmüş; ‘boy’ bahsi açılınca ‘kurtlananlara’ duyurulur.