İstanbul için 'izan' vakti!

Çinekop avlama yasağını protesto eden 150 gırgır ve 80 trol teknesi, 'kısa dönem' çıkarlarını doğanın üstünde tutup, İstanbul'a 'efelendi'
İstanbul için 'izan' vakti!

Önce bir tespit: Bir nümayiş, bir eylem, bir hareket vuku buldu mu gözümüzü, kulağımızı buraya çeviririz. O kadar dertli, sıkıntılı veya asabi ahalinin, sesini cümle âleme duyurmak için bir araya gelmesi, kolektif bir halde kamusal alanda belirmesi her daim faydalı ve zihin açıcıdır. İnsan evladının eyleyenini severiz, eğilenini değil!
Hâl böyle olunca, geçenlerde Boğaz’da tanık olduğumuz ‘gırgır-trol’ eylemine pürdikkat kesildik. Normalde, Ortaköy’de aldığımız pozisyonda, bu aktif manzaraya gönül eylemememiz mümkün değildi, lakin içeriği bildiğimizden, tersi bir ruh haliyle ‘malul’ olduk. 

Sarıyer’den kalkıp Marmara’ya yol alan ve ‘çinekop avlama yasağı’nı protesto eden 150 gırgır ve 80 trol teknesi, Boğaz tarihine atılmış en ‘bencilce’ imzalardan birine sahip oldu. ‘Kısa dönem’ ekonomik çıkarlarını doğanın, insanın üstünde tutup, İstanbul’a ‘efelendiler’. Kendi teknelerinde çalışan onca balıkçının (onların ailelerinin) gelecekleriyle de oynadılar. Kirlilik, gıda dışı tüketim ve aşırı avlanmanın neden olduğu balık popülasyonundaki azalmanın yüzde 90‘larla ifade edildiği, şehrin sembol balıklarından uskumru, orkinos, torik gibi göçmen balıkların bu sularda neredeyse hiç gözükmediğini bildikleri halde, çinekopun ‘kellesini’ yine de talep edebildiler. Çok ayıp ettiler, büyük ‘günah’ işlediler! Bu balığın da nesli tükenirse, vebali sırtlarındadır. Bizden sonrakiler, onlardan sorsun! 

Korna seslerinden gayri bu seyire eşlik eden ‘Mehter Marşı’nı’ da duyunca, teknelerin iyiden iyiye kerterizi şaşırdığına kanaat eyledik. Eski hikâyelerden bildiğimiz, balıkçıyla deniz ilişkisinin ‘savaştan’ değil sulhtan, muhabbetten beslendiğiydi. Ne diyelim, başka bir melodiyi akla getirelim: “Ben mi geç kaldım?/Yoksa mevsimler mi soğumuş?/Görmeyeli buralara/Olanlar olmuş...” 

Pankartsız eylem olmaz. Gırgır/trol eyleminin kompozisyonuna göz atalım: ‘Yanlış karar Ankara’dan döner’, ‘Yanlış ölçtünüz bizimkinin santimi belli: Sektörde kaos’, ‘Lüferime dokunma, 1 milyon balıkçı mağdur’, ‘Lüfer yasak, ithal balık serbest’, ‘Ne ekersen onu biçersin...’ Ana tema boyun yanlış ölçüldüğü, ha keza mikrofona dert anlatanların söyledikleri de araştırma yapmadan böyle bir karar alındığı, “Çinekop avlamayın” diyenlerin konuyu yanlış bildiği, lüferin 13 cm’de bile ‘doğurduğu’... Bir arıza olduğu kesin, lakin o arıza ortada bir araştırma olmadığını ve çinekopun yavruladığını ifade etmenin ta kendisi. Hem mağduriyet işin neresinde anlamış değiliz. Aleni yasağa rağmen (20 cm’nin altındaki lüferin tutulması ve satılması), tüm tezgâhlar ‘çinekop’ hatta ‘defne yapraklarıyla’ dolu. Sadece İstanbul’da da değil, neredeyse tüm Türkiye’de. Takılmayan yasanın protestosunda yükselen kelamlar da şerbet gibi oluyor, döküldükçe üste başa yapışıyor. 

Balık bir rahat bırakılsa... 
Lüfere dair defalarca yazdık, onca araştırma ve bulguya kulak kabarttık, uzak suların kütüphanelerine bile ‘olta salladık’, ahaliyi ‘doğru’ bilgilendirmekten gayrısını düşünmedik. Yakında solungaçlarıyla gezen insan evladı görürseniz şaşırmayın.
Derdimiz neydi? Basit, İstanbul’un en afili balığının Marmara’da, Karadeniz’de ve Boğaz’da huzur bulması, caka satabilmesi. Haliyle balıkçının ağını, tezgâhını, ahalinin de midesini lüferle doldurabilmesi... Bu da ancak lüferin ‘büyüyebilmesi’, peşi sıra ‘üreyebilmesiyle’ mümkün! Türkiye’de yapılan nadir lüfer araştırmasına göre lüferin üreme boyu 27.5 cm. ABD ve Avustralya’da yapılan araştırmalar ise üreme kapasitesi odaklı: 30 cm lüfer yılda 370 bin, 53 cm lüfer yılda 900 bin, 58 cm lüfer ise 1 milyon 100 bin yumurta bırakıyor. Balık rahat bırakılsa şehir lüfer cenneti olacak. 13 cm lüfere (yavrusuna) ise yumurta bıraktırma merakı olsa olsa ‘çocuk istismarı’ olur. Akıl var izan var! El insaf yahu... 

Şöyle bir tercih hakkımız da var: Salalım ağları tutalım çinekopları, tezgahtan kaldırıp mideye indirelim, lüferin de soyuna kibrit suyu dökelim. Hem homo sapiens olarak, kök kurutma konusunda fena sayılmayız. Lakin, kendi adıma tarihe not düşmek istiyorum, bu günahta yokum: Çinekop, sarıkanat avlamıyorum, yemiyorum, satmıyorum!

Ehlikeyfin seyir defteri

Kadıköy’den meyhane yazmak istiyordum ne vakit! ‘Meyhane’ vesile oldu, hayatımızda mühim yeri olan semte girebildik. Kendisi küçük, keyfi büyük mekân, iki yaşında. Mezeler leziz: Peynirli (közde) patlıcan, bademli kabak, barbunya pilaki, zahter salatası not edile. Mühim detay; masa ‘plastik’ sevmiyor, suyu cam sürahiden içiyoruz. Mevsim balığına yapılan itinalı muamele ibret verici. Pazartesileri kapalı olan Meyhane’de 24 cm altındaki lüfer satılmıyor. Bu da not edile!
Meyhane, Osmanağa Mah. Osmancık Sok, No:14 Kadıköy, Tel: 0216 4493088