Karadeniz'in öksüzleri

Karadeniz'in nesli tükenmemiş ama kayda değer şekilde azalan balıkları kalkan ve hamsi konusunda acil adımlar atılmazsa, bu güzelim deniz gelecekte içinde sadece insanların ve denizanalarının yüzdüğü koca bir leğene dönecek
Karadeniz'in öksüzleri

Karadeniz de aşırı avlanma ve kirliliğin önüne geçilmezse bu bol hamsi görüntüleri tarih olacak... Mersinbalığı da kalkan ile birlikte kuzeyin tehlike altındaki türlerinden.

Gazetenin ofansif muhabirlerinden (oynadığı topu da gördüm, haybeye konuşmuyorum) Serkan Ocak, rakip defansın kademe sıkıntısını görüp, aradan ‘enfes’ kaçırdı ve Radikal Balık Timi kuruldu. Tezgâhta, restoranda, markette yavru balık gördü mü, ismini not edip anında kendisine bildiriyorsun. Haliyle biz de, kimmiş doğanın, çoluk-çocuğun (ileride de sofrada balık görme hakkı) dostları öğreniyoruz. Kolay gelsin.
Sadece kendi memleketimin denizi olduğu için demiyorum; Karadeniz, kısa ‘tuzlu’ tarihine rağmen, birçok deniz canlısının da memleket bellediği bir deniz olagelmişti. Enfes ve bol besin sağlayan sığ ve taşlık sahilleri, avcı-büyük balık azlığı birçok balık türüne doğal yaşam ve üreme alanı sağlıyordu. E haybeye değildi, sürü sepet göçmen balığın, binlerce yıllık rotasını değiştirip, bereketin kaynağı Karadeniz’e gelmesi...
10 yıldır bu denizi inceleyen Rize Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Semih Engin’e bağlanıyoruz: “Literatürde Karadeniz’de 161 balık türünün yaşadığı söylense de yaptığımız çalışmada 102 balık türü tespit edebildik... Karadeniz’deki balık türlerinin azalmasında birinci etken aşırı avlanma, ikincisi ise kirlilik.” Karadeniz’e dökülen toplam nehir girdisinin yüzde 67’sini oluşturan Tuna, Dinyeper ve Dinyester’in de bu güzelim sulara neler boşalttığına vâkıfız. Tek kirletici olmadığımızı bilsek de evlere şenlik Karadeniz otoyolu projesi ile deniz canlılarının hayatını bayram eden derelerin önünü kesen, şimdi de HES ‘gaybana’ları ile bu kaynağı ta can suyundan emen ‘yatırımcı’ aklın bu bereketin içine ne ‘boşalttığını’ da çok iyi biliyoruz. 59 tür azalmamış, tamamen yok olmuş... Bunlardan biri Karadeniz’in endemik (ve pek yakışıklı) türü olan ve artık sadece ‘akademik’ olan mersinbalığı artık çiftlikte ve koruma altında. Yine Karadeniz’in nesli tükenmemiş olan, ama kayda değer şekilde azalan diğer iki afili balığı kalkan ve hamsi konusunda da acil adımlar atılmazsa, bu güzelim deniz gelecekte içinde sadece insanların ve denizanalarının yüzdüğü koca bir leğene dönecek. 

‘Rakamlar korkutucu’
Greenpeace Denizler Kampanyası Sorumlusu Cansın Ilgaz, kalkana dair malumat geçti de canımız yine temiz sıkıldı. Ilgaz’dan dinliyoruz: “2010 senesinde Karadeniz’de yasal olarak avlanan toplam 622 ton kalkanın 395 tonu Türkiye’de avlanmış. En yakın rakibi ise 207 ton ile Ukrayna... Resmi istatistiklerden alınan ve 1970’te 5273 ton ile başladığı görülen Karadeniz’deki toplam kalkan avı rakamlarında iniş çıkışlar görülüyor fakat 2000 yılından itibaren düzenli bir düşüş göze çarpıyor ve üretim neredeyse hiç 1000 tonun üzerine çıkmıyor. Türkiye’de avlanan kalkanın çoğunluğunun yaş aralığı ise üç ile beş olarak gözükse de üç yaşından küçük avlanan kalkanların sayısı da göz ardı edilebilir gibi değil. Resmi rakamlara kayıt dışı, yasadışı avcılık tahminleri de eklendiğinde, rakamlar korkutuculuğunu koruyor...” Hamsiye dair ne söylesek az, koca bir millet olarak ona çok şey borçluyuz. Şuna da vâkıfız, ‘O sadece bir balık değil ki...’, Lazcasıyla ‘ham a çxombi varon.’ Su Ürünleri Mühendisi Cebrail Ayaz’dan bir e-posta geldi de, sevindik: ‘Hamsine sahip çık’ kampanyası başlamış. Hep destek tam destek. Konuyla ilgili şimdi de Ayaz’a bağlanıyoruz:
“Ülkemiz karasularında hamsi stokları sıfır düzeyde, avlanan hamsinin yüzde 70’i 1,5-2 ay içinde avlanıyor ve bunun yüzde 60’ı Samsun limanlarına çıkıyor. Bu iki ayda kuzeyde havalar soğuduğu için balık güneye kaçıyor. Biz de deyim yerindeyse vahşi avcılık yapıyoruz. Bu durum otoritelere “Efendim balık kuzeyden geliyor, biz de avlıyoruz” diye yansıyor. Dolayısıyla yüzde 70 gibi büyük bir rakam söz konusu olunca, gelen cümle de şöyle oluyor ‘Avlayın o zaman.’ ‘Kısmet ayağımıza gelmiş, tepmek olur mu?’ Olmaz... Tabii ki!” Kelamın gerisi kampanyanın kendisinde, ilgisiz kalmayalım...
Karadeniz’in öksüzleri çoğalıyor. Balıklar, memleket belledikleri denizi ya terk ediyor ya da burada yitip gidiyor. Bizim hesabımıza da, doğaya karşı işlenmiş bu suçun ağır vebali kalıyor. Bu da böyle biline...

Ehlikeyfin Seyir Defteri
1951 yılı başlarında 22 meyhanesi ve iki gazinosu olduğunu bildiğimiz semtin, muhtemel süreklilik gösteren mekânlarından biri Çengelköy İskele. 1800’lü yıllarda Rum balıkçılarının soluklandığı barınak, çok sonra Hristo’nun meyhanesine ve 70’lerin sonunda da şimdiki sahiplerinin elinde boğazın şık mekânlarından birine dönüşüyor. Yüksek tavanı, ahşap ‘hatları’ ve atmosferi ile mekân, tarihine saygısında kusur etmiyor. Manzara enfes. Üst kattaki balkon ise loca gibi: Sağda iskele, solda koca bir koy, ileride tarihi yarımada. Tüm bu ‘kıyak’ içinde bir mutfak marifeti var elbet, ‘balık’ egemenliğinde gerçekleşen. Fiyatlar ise biraz yüksek. Tüyo olsun: Tuzda levrek, atom (Istakozlu, deniz mahsulleri güveci)
Çengelköy İskele Restoran, Vapur İskelesi Yanı, No:10, Üsküdar,
Tel: 0216 321 55 05/06