Mutasyona uğrayan 'insanlık'

Kıskaçsız veya delik deşik kabuklu yengeçler, derisi iltihap dolu balıklar... BP'nin Deepwater Horizon Platformu'ndaki patlamadan sonra özellikle deniz dibi ve kıyılarını mesken tutan türlerin iflahı kesilmiş durumda
Mutasyona uğrayan 'insanlık'

Resme dikkatlice bakalım ve vaziyete ‘ayalım’. Çok acayip bir görüntü; hakikaten öldürmemiş, süründürmüşüz. Türümüzün, gezegen üzerindeki pozunu artık diğer türler üzerinden takip etmenin vaktidir. Gözleri olmayan bir karidese bakarken kendi gözlerimizden, kıskaçları olmayan bir yengece bakarken kendi ellerimizden, derisine yaralar çökmüş balığa bakarken de kendi bedenimizden hesap sormalıyız; zerre de umudumuz yok ya, belki insafa geliriz... Bu kadar çuvaldız yeter, şimdi de iğne makamına geçelim, sert tarafından.
El Cezire’ye konuşan biyolog Dr. Jim Cowan balıkçıların ömrü hayatında böyle bir şey görmediklerini söylüyor. 20 yıldır 30 bin balığı incelemiş bir bilim insanı olarak kendisinin de görmediğini. Ha keza deniz ürünleri tedarikçileri de gözleriyle gördüklerine inanamıyorlar. Mutasyona uğrayan karides, yengeç, balık ve cemi cümle deniz canlısı 2010’da BP’nin Deepwater Horizon Platformu’ndaki patlamadan sonra denize boca olan 5 milyon varil petrol ve sonrasında petrolü batırmak için kullanılan 7,5 milyon litre ‘Corexit’in (bir çeşit kimyasal seyreltici) duman ettiği Meksika Körfezi’nde var olmaya çalışıyor. “Öyle veya böyle yaşıyorlar işte, niye uzatıyorsunuz!” gibi kelam edecek olan kalkınmacı-kapitalist bünyeye çok ağır konuşurum, uyarayım. Edepsizliğin âlemi yok. İnsan evladı da haddini bilecek ama. Bu ne küstahlık, bu ne şımarıklık, bu ne kibirdir. Bu kadarcık zamanda bile canlılar âleminin evini başına yıkabilecek, betlerini benizlerini attıracak denli yıkıcı bir hale gelmiş insanlığa dair nasıl bir inancımız olabilir ki...
Artık balıkçılar, ağlarına takılan ‘trajedi’yle ne yapacaklarını şaşırıyor... El Cezire’nin haberinden devam edelim (Detaylı malumat için: http://www.aljazeera.com/indepth/features/2012/04/201241682318260912.html): Barataria Koyu’nda avlanan Tracy Kuhns ve eşi Mike Roberts, gördüklerini ‘dehşet verici’ olarak niteliyor: “Sadece gözleri değil göz çukurları da yoktu” diye anlattıkları onlarca karidesle temasları hem gezegene hem de kendi geleceklerine dair ibretlik bir gösterge. Tanık oldukları bunlarla da sınırlı değil: Kıskaçsız, yumuşak veya delik deşik kabuklu yengeçler, derisi iltihap, yara dolu balıklar vs... Görüldüğü gibi özellikle deniz dibi ve kıyılarını mesken tutan ve bunlarla beslenen yerleşik türlerin (yani bölgeden tüyme şansı olmayan) iflahı kesilmiş.

Memleketten havadis
Kıyılarına otoyollar, nükleer, termik, kömür santralları kurulan/kurulması planlanan, derelerinin can suyuna çöreklenerek, deniz canlılarının beslendiği sığlıkları çöle çeviren, denizde de bir türlü kontrol edilemeyen ve memleketin balık bereketini duman eden endüstriyel balıkçılığın rotasını belirleyeceği ‘su ve su canlıları’ politikasına fena halde ‘kıllanmanın’ vaktidir.
Greenpeace Türkiye, av yasaklarının başlamasıyla birlikte başta Tarım Bakanlığı olmak üzere, tüm ilgililere ve tabii ki bizlere sesleniyor. Balıkçılara “Aman ha, yazıktır incitmeyin katığınızı” diyor. Memleket deniz ürünlerinin akıbeti, sıhhati için akıl-izan başına çağırıyor. Umarız, 1 Eylül’e kadar herkes dersine iyi hazırlanır da balık sezonunu strese değil, cümbüşle karşılarız. Bu vesileyle fazla uzatmayıp, sözü Greenpeace’e verelim. Talepleri talebimizdir, kâfidir. 

* Yeni su ürünleri tebliğinde artık tüm ticari türlerin avlanma boylarının bilimsel gözle düzenlenmesinin gerekli olduğu açık. Örneğin kalkanın yasal avlanma boyunun 40 cm’den 45 cm’ye çıkarılarak türün geleceği koruma altına alınmalı. 

*Yasadışı avcılığın önlenmesi için daha caydırıcı cezalar ve denetim mekanizmaları arttırılmalı. Bir kara liste oluşturulmalı ve öncelikle bu listedeki tekneler filodan çıkarılarak filo küçültülmeli. 

*Acilen tür stok çalışmalarına ağırlık verilmeli ve avlanma kuralları yeniden belirlenmeli. 

* Devlet, kıyı balıkçılarını gözeterek balıkçılık lehine yapacağı değişiklikler için balıkçılara teşvik ve hibe bütçesi ayırmalı. 

* Tüm kıyılarımızda tam koruma altında ‘deniz rezervleri’ oluşturulmalı.
Meksika Körfezi’ne bağlanalım yine ve kendi göllerimiz, denizlerimiz nehirlerimiz, cehennem laboratuvarlarına dönmeden uyaralım. Etmeyin, eylemeyin: Ayıptır, günahtır, cinayettir.

Ehlikeyfin Seyir Defteri
Havalar düzeliyor, sırtı kente, yüzü denize dönüp düzenli iyot kokusu (anason katkılı) çekmek elzem oluyor. Üzerine kurulduğu Rumelihisarı iskelesi, önüne aldığı boğaz ve karşı taraftaki Maşruta yalı (boğazın en eski yalısı) ile ‘müstahkem bir mevkiye’ sahip İskele Restoran, 19 yıldır hizmet veriyor. Denize bu kadar yakın olunca, gıda seçiminde deniz ürünleri daha bir öne çıkıyor. Sıcaklar geldiği için yerleşik balıkların yanına deniz ürünleri mezeleri katılabilir. Örnek bir eşleme olarak; kalamar ızgara ve lakerda seçeneği not edilebilir. Kapanış içinse sufle önerilir. Bir de not: Yemek sonrası bir sahil yürüyüşü ve sahilde kahve keyfi. Muhit yiyip kaçmaya yatkın bir yer değil, bizden söylemesi... Rumelihisarı İskele Restoran, Yahya Kemal Cad.
No: 1, Rumelihisarı, Tel: 0212 263 29 97