Öpmeden salma denize!

Memleket tezgâhlarında, o balıkçıların öpüp saldıkları yavrular poz veriyor, kasa kasa. Tüm yasal düzenleme ve cezai müeyyidelere rağmen ortalık yavru balıktan geçilmiyor
Öpmeden salma denize!

Fotoğraf: TAN MORGÜL

Tarlabaşı’na bakar, İstiklal’de şaşar: İstanbul dertlenmeleriyle başlıyoruz. ‘Sözde’ kentsel dönüşümün ballı örneklerinden Tarlabaşı usul usul ‘adam’ edilirken ‘serseri’ İstiklal kaldırımları ahaliye meydan okumaya devam ediyor. Bir belediyecilik ‘başarısı’ olarak kime yazacağımızı şaşırdığımız cadde taşları valsi, bizlere hazırladığı sürprizlerle adeta bir bienal performansı. Özellikle yağmurlu havalarda, İstiklal Caddesi’nde akıp giden insan tuvallerine çalışan kaldırım ‘fırçaları’, pantolonda, paltoda adeta görsel şölen yaşatıyor; ıslak ve çamurlu. Bazı bazı, ayağımızı boşluklarında kaybettiğimiz kaldırımlara bakarken nedense Necip Fazıl Kısakürek’ten çok başkalarının kulaklarını çınlatıyoruz. Yine de üstada muhabbeti esirgemiyoruz: “Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır”. Biz kıvranırız, siz anlamazsınız pek sayın yerel yönetişim, şim, şim...
Geçenlerde Greenpeace’ten bir ses geldi: Deniz emekçisi Balıkçı Kenan’dan gelen mektuptaki nefaseti, muhabbeti paylaşıyorlardı. Üç tarafı denizlerle çevrili memleketin kıyılarını dolduran müteahhit akla, denizleri boşaltan endüstriyel balıkçılığa inat halen daha kıyılarda, mütevazı kayıklarıyla ekmeğini kovalayan balıkçıların denizle kurdukları ilişkiye dair az ama öz kelamdı yazılanlar: “Yavru balık yakalandığında ‘Öpmeden salma denize’ derdi babalarımız. Öperek salardık denize, kırlangıç, kalkan, pisi ve onlarca balığın yavrusu, heyecanla bakardık arkalarından, huzurlu ve saygılı. Deniz işyerimizdi, balıklar ekmeğimiz. Zengin olamazdık belki ama aç da kalmazdık. Onlar beslenebiliyorsa, onlar üreyebiliyorsa, onların yavruları hayatta kalıp yaşamını devam ettirebiliyorsa, biz de varlığımızı devam ettirebiliyorduk. Kaderimiz kaderleri idi, kaderleri kaderimiz.”
Denizden olsun, başka yerden olsun, binbir emek ve özenle kazandığı ekmeğini öpen bir münevverden duyabiliriz ancak o sihirli cümleyi, duyduk mu da iyice mıhlarız aklımıza insanlığa dair teselli niyetine: “Zengin olmazdık belki ama aç da kalmazdık”. Asri zamanlara dair çokça malumatın, tabelası gibi laf. İnsanlık edepsiz bir zenginliğe eriştikçe, yaşam tarifsiz bir sefaletle hemhal oluyor. 

Tezgâhtaki vicdansızlık
Şimdilerde memleket tezgâhlarında, o balıkçıların öpüp saldıkları yavrular poz veriyor, kasa kasa. Tüm yasal düzenleme ve cezai müeyyidelere rağmen, ortalık yavru balıktan geçilmiyor. Denizden balıkhaneye, balıkhaneden tezgâhlara kesif bir laubalilik ve vicdansızlık vuku buluyor, memleket karasında, suyunda. Koca koca ağlarla, o balıkları denizden söküp alanlar, başta kendi yaşamları olmak üzere, tüm canlı âlemine efelenirken, ıssız ve balıksız sahillere demirlemiş kayıklardan vicdan ve izan sesleri alıyoruz, kısık, kısık.
Asırların sözlü tarihini, coğrafyasını, biyolojisini livarlarında istiflemiş bu sesler, sadece denize, balığa ve mideye dair konuşmuyor, canlı âlemi ile doğa ana arasındaki anayasayı alenen tahkir ve tezyif eden insanlığa da konuşuyor, acı acı. Artık bunlar da son ulaklardır; doğanın nihai bir azimle ellerine mesajı iliştirdiği elçilerdir... Bundan gayrı, daha da bir ses çıkmaz artık...

Mutfakta fantezi
Fırında Mezgit: Susam ve füme biberli, tereyağlı.
Mevzu balık oldu mu, ziyadesiyle ‘ortodoks’uz. Lakin enteresan lezzetler oldu mu da, kımıl kımıl oluyoruz. İskoç mutfağından geliyor:
Malzeme: 4 mezgit filetosu. 15 ml. susam yağı, 28 gr. fıstık tereyağı (gevrek ve yumuşak), 5 gr.füme paprika, bir diş ezilmiş sarımsak, yarım limonun suyu, taze çekilmiş kara biber, deniz tuzu, 20 gr. eritilmiş tereyağı, serpmek için karabiber, süsleme için limon dilimi ve frenk soğanı.
Susam yağını, fıstık tereyağını, füme paprikayı, sarımsağı ve limon suyunu karıştırın. Karışımı, balık filetolarını tamamen kaplayacak şekilde yayın. Deniz tuzu ve karabiber ekleyip, fırında 180 derecede 15-20 dakika pişirin. Limon dilimleri ve frenk soğanı ile servis edin.

Ehlikeyfin Seyir Defteri
Beş, altı sokağın birleşmesiyle kurulan ve araç trafiğinin men edildiği Maltepe Beşçeşmeler Meydanı’na demirlemiş, mazinin ‘mahalle meyhaneleri’nden olan Argos Meyhanesi, ‘ahşap’a gösterdiği muhabbetle de buram buram keyif kokuyor. Otuz yaşını devirmiş meyhane, tren istasyonuna beş dakikalık mesafede olan mekânın kapısının önünde de teşkilatı bulunuyor. Malum her yer Beyoğlu değil. Klasik mezelerin yanında fava, zeytinyağlı brokoli de not edilebilir. Vaktinde mahalleli udi Atilla Bey de arzı endam ediyordu. Hâlâ orada olduğunu duymak isteriz.
Argos Meyhanesi, Yalı Mahallesi, Beşçeşmeler Meydanı, No: 14 Maltepe, Tel: 0216 3830511