Sessiz sedasız avcılık

Memleketin su altı avcılık konusundaki ehil ismi Jak Boeno ile bu 'yalnız' spor üzerine söyleştik. İyi avcılığın sırlarını dinledik, balık bilgimizi tazeledik...
Sessiz sedasız avcılık

Jak Boeno, zıpkınıyla birlikte dalışa hazırlanırken.

Ol derdimiz, su altındaki hayatın ikbali ve nefaseti. Hal böyle olunca, mevcut vaziyete hallenen üstatlardan bilgi ve fikir almaya özen gösteriyoruz. Malumat konusunda kısıtlı olduğumuz ama hep uzaktan uzağa takip ettiğimiz ‘su altı avcılığı’ meselesine girmeye karar verince de hadiseyle hemhal olan kuzene danıştık ve bu sporun duayenlerinden Jak Boeno ile söyleştik.
Boeno’nun denizle tutkulu ilişkisi Bebekli olmasıyla da alakalı. 1958’de üç yaşındayken geldiği bu güzel boğaz köyünü, yakında terk etmek zorunda kalıyor: “Erguvanlar eşliğinde bülbül sesi dinlerken, artık barlara hizmet veren değnekçilerin kavgalarını dinler olmuştuk.” Eski bir Bebekli’den iyi bir özet... 7-8 yaşlarında, evden yürütülen çatalı ezip bambunun ucuna bağlar ve akıntı burnundan istavrit avlarlarmış. Sahil insanlarının arabaları yerine sandalları olduğu o vakitlerde, denizle ilişki de babadan oğula geçen hararetli bir gelenek idi, bol iyot kokulu ve çokça lezzetli. Ve çok özel muhabbetler, dostluklar: Özdemir Asaflı, Salih Acarlı, Bülent Ortaçgilli, Dario Moreno’yu ve güzel mekânlar: Gaskonyalı Toma’nın yeri, Nazmi’nin Yeri.
Bebek yetmemiş ve gezegeni keşfe çıkmış: 68’de 13 yaşındayken, Karaköy’den Samsun gemisine atlıyor Barcelona’da iniyor. Sonra her yaz tatili bu yolculukları tekrarlıyor: Kuzey Kutbu’ndan, Güney Afrika’ya hem geziyor hem okuyor. Haliyle bilgi ve görgü sağlam demleniyor. O vakit, mevzunun kerterizini rahat rahat alabiliriz: “Su altı avcılığı, gün doğumundan gün batımına olan sürede nefesle yapılan bir avcılık yöntemidir. Tetiği çektiğiniz andan öncesi ve sonrasıyla bir spordur. Ama hiç de kolay değildir; ciddi dikkat ve tecrübe isteyen ama su ürünleri istihsali kapsamında sürdürülebilirlik açısından en doğru ve selektif avlanma metodudur.” Boeno, bu sporun iki temel parametresini de imliyor peşi sıra: ‘Algılama’ ve ‘gözlem’ yeteneği; ilki biraz Allah vergisi, ikincisi geliştirilebilir. Üstadın diğer maharetleri (müzisyen, gezgin, çok dilli, meraklı olması) bu iki yeteneğini de harlıyor haliyle: “İyi bir avcı olmak için kendinizi balığın yerine de koyabilmeniz gerekli. Onun davranış biçimlerine vâkıf olmalı, onun gibi hareket etmeyi becermelisiniz.” Görüldüğü gibi bu yetenekler ‘empati hissini’ de kuvvetlendiriyor. Su altı avcılığında teorik bilgi çok önemli ve gerekli ama yeterli de değilmiş. “Dalmak ve uçmak: Teori ile pratik neredeyse birebir çakışır. Su altında yapacağınız hata yaşamınıza mal olur. Her sene 8-10 kişi hayatını kaybediyor. Ben bu tarihe, kanla yazılmış bir tarih, diyorum.” 

1.5 dakika yeterli
Seyircisi, hakemi ve denetimi olmayan ‘yalnız’ bir spordan bahsediyoruz. Dolayısıyla, oto-kontrol, disiplin ve dikkat son derece önemli oluyor. Boeno’nun sürekli yinelediği “Her zaman iki kişi avlanın” tavsiyesini de not etmek lazım. Ki kendisi de öyle yapıyor, uzun yıllardır, yaz-kış demeden kendisi gibi iyi bir su altı (ve üstü-oltacı) avcısı olan eşi Deniz Boeno’yla birlikte dalıyor. Beraber avcılığın son derece keyifli olduğunu da özellikle belirtiyor. Su altında ‘nefessizlik’ meselesi de merak konumuz. Öğreniyoruz ki iyi bir su altı avcısına, su altında, tekniği iyiyse ve her şeyi de doğru yapıyorsa mükemmel bir trofe (iyi bir balık) vurmak için 1.5 dakika yeterliymiş. En önemli doğrulardan biri de su altı avcılığın alameti farikası olan avla mesafeyi avantajlı (yani üç ile dört metre arasında) şekilde ayarlamak... Nefes işi hakikaten mühim; Jak Boeno gençken derin de avlanırken, kızı dünyaya geldiğinden beri 20 metre bariyerini geçmemeye özen gösteriyormuş.
Muhabbet sırasında balık bilgimizi de iyi bir tazeledik. Malum, Jak Bey arkadaşların evlerine girip çıkıyor ve ortamın dertlerine, sıkıntılarına birebir şahit. Yani her dalgıç gibi, iyi bir deniz dibi gözlemcisi-misafiri, balık dünyası kadar, çöpün, ağ, olta, kurşun kalıntılarının ve değişen deniz tabanının tanığı. En fenası ise dinamit sonrası deniz dibinde yatan ölü balıklarmış. Öte yandan seyrelmiş balık nüfusu kadar değişen balık davranışlarına da tanık: Misal, avlanma ve habitat baskısı yüzünden eşkina eskiden saklanmak için taş altına kaçarken, şimdi açığa kaçıyormuş. Marmara’nın ve Boğaz’ın eski bereketini anarken, Saroz’da aldıkları 10-12 kiloluk sinaritlerden bahsediyor. Ki her su altı avcısının ‘kıdemi’ de bu balığı vurmaktır, bilinir: “En sevdiğimiz ve doğru olan ‘agaşon tekniği’ ile avlanması zor olan bu balıktan, beş kilo üzerinde vuruyorsanız avcı olmuşsunuz demektir.” Orfoz ve lagosa ise asla dokunulmuyor, hatırlatalım.
Kendi ismiyle anılan avcılık malzemeleri de üreten Jak Boeno, bu sporun-hobinin ilmi ve idari düzeyde bilinirliği ve görünürlüğü için de elinden geleni yapmış. İnternet forumlarında yazılar yazmış, deneyimlerini paylaşmış. Bir de kitabı (Sualtı Avcılığı) var, piyasada bulunmayan. Neyse ki yakında yenisi ve geliştirilmişi geliyormuş. 2005’te kurdukları Sualtı Avcılığı Derneği ve peşi sıra girdikleri bürokrasi ile olan temaslarının sonucu ise büyük hayal kırıklığı olmuş. Nedense bizim için hiç de sürpriz olmadı. Yetkililerimiz bir konuda çok hassas: ‘İş’ bilene mesafe, ‘işini’ bilene şerefe...