Su ürünleri her yerde mühendis hiçbir yerde

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Mustafa Sarı ile Türkiye'deki su ürünleri fakültelerinin yapısal sorunlarını ve daha nitelikli mühendisler yetiştirebilme yollarını konuştuk
Su ürünleri her yerde mühendis hiçbir yerde

Avdan dönen Çinli balıkçıların yüzü, mahsülün bereketli olması nedeniyle gülüyor. Fotoğraf: FAO Aquaculture Photo Library

Şu köşenin zerre kıymeti olacaksa, önce deniz canlılarının geleceğine, sonra da emekleri, bilgi ve çabaları ile bu canlılara nefes verecek ‘mezun ama işsiz’ su ürünleri mühendislerine (SÜM) olsun. Ki rahat rahat uykumuzu uyuyalım. Hafta sonu Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Mustafa Sarı İstanbuldaydı, fırsatı kaçırmadık ve kendisine sual ettik. Önceleri sıkıntılarını dinlemiş, çabalarına kulak kabartmıştık. Peki, yeni gelişmeler var mıydı? Yakın tarihlerde Hatay’da gerçekleştirdikleri SÜM fakültesi dekanlar konseyi toplantısı ve sonrasına bakıyoruz, Mustafa hocadan özetleyerek elbet. (Arada kendi kelamımızı da esirgemiyoruz.) 

Konseyin gündemi dolu
Su ürünleri fakülteleri neredeyse bütün memlekete dağılmış: 17 ilde 18 tane SÜF, iki deniz bilimleri (Ordu ve Trabzon’da) ve bu fakülteye bağlı balıkçılık teknolojileri mühendisliği bölümleri bulunuyor. Son kurulanlar genelde memleketin doğusunda; Van, Erzurum, Tunceli gibi... Küresel iklim değişikliğini en az etkileyeceği yerler Doğu’da olduğu için, gelecek için iyi bir ‘akademik’ yatırım. Bölümün temelleri, 1979’da Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin altında, Doğan Atay tarafından atılıyor. Ancak harcı atan su ürünleri bölümü hâlâ fakülteye dönüşmeyip, ziraat fakültesinin altında ikamet etmeye devam ediyor. Pek garip!
Konseyin gerçekleştirdiği toplantının ana gündem maddeleri; fakültelerinin yapısal sorunlarını ve daha nitelikli mühendisler yetiştirebilmek, istihdam sorunlarını, bölüm kontenjanları meselesi olmuş. Bir de konseyden ayrı bir istihdam komisyonu var ki, orası mühim mesele sonra geleceğiz. Önce kontenjan meselesi: Geçen yıl Türkiye’deki SÜF’lerde 1221 kişilik kontenjan açılsa da, fakülteleri tercih edenlerin sayısı 353 öğrenci imiş. Daha sonraki tercihlerle gelenlerle beraber 500 kişi, yani yarıyı bile doldurmuyor. Demek ki ortada, tanıma-nitelik ve istihdamdan mütevellit ciddi bir sorun var. Halbuki aynı yıl Tarım Bakanlığı’nın içinde, ilgilisinin yıllardır kurulmasını talep ettiği Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü kuruluyor. Yetmiyor, su meselesi DSİ’nin üstünden alınıp yeni kurulan Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na devrediliyor. (Çok kişisel bir not gireyim; kuruluyor da kime emanet ediliyor. Malum HES ve baraj gibi doğa ‘haşarat’larını tutkuyla savunan bir bakana...) Bakanlığın altında da Su Yönetimi Genel Müdürlüğü kuruluyor. Yani, fakülte ‘seksapelini’ kaybederken, fakültenin temel konuları kamunun gündemine ‘şehvetle’ giriyor.
İstihdamla devam edelim: Komisyon ivedilikle bakan ve genel müdürlerle görüşmüş. Ki Hatay’daki toplantıya devlet bu sefer hayli ilgi göstermiş. Sonuç; bu yıl içerisinde Tarım Bakanlığı bünyesine 350 su ürünleri mühendisi alınmasına karar verilmiş. O vakit biz de takipçisiyiz, not ediyoruz... Sonra, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nü ziyaret edip, “ Neden istihdam etmiyorsunuz, nasıl bir mühendis istiyorsunuz, mühendisimizin eksiklikleri ne?” diye sormuşlar. “Söyleyin, eksikleri tamamlayalım, siz de su ürünleri mühendislerinin yapacağı işleri onlara yaptırın.” diye de eklemişler. 

Mezunlara seslenilecek
Görüşmelerden çıkan bir diğer kazanç da, yeni kurulacak taşra teşkilatlarında SÜM kontenjanı. Kazanç derken sadece SÜM’ler için değil, tüm memleket için de... Belki hadisenin kıymetine iyice vakıf olunur da, yerel yönetimler, özel sektör ve diğer ilgili kurumlar da durumdan vazife çıkarır ve mühendisimizi hak ettiği iş ortamlarında görürüz. Malum su ve su ürünleri her yerde mühendis hiçbir yerde. Bir de not: Belki de her endüstriyel balıkçı teknesine bir mühendis şartı bile koşulmalı.
Mustafa Hoca’ya hassas olduğumuz konuları da soruyoruz. İlki karar alma süreçlerine katılım (öğrenci ve mezun), ikincisi çevre ve doğanın hakları. Umut verici kelamlar dinliyoruz. Mevzu öncesinde birçok paydaştan görüş almışlar. Yakın zamanda da ana programlarını sitelerine koyup, kurumlara, mezunlara sesleneceklermiş: “Önerileriniz nedir, size neyi yanlış öğrettik, sizce doğrusu ne olmalı vs... Siteye girin ve kıyasıya eleştirin!” Yakın gelecekte, programın omurgası mühendislik formasyonu olan daha çok seçmeli derslerle harmanlanacak esnek bir yapı üzerine inşa edilmesi düşünülüyor. 3. sınıftan sonra ise bir kısım krediyi bölüm dışından kullanmak zorunda olacak. Tüyo verelim. “Yeni müfredattan nemalanan mezunlarla birlikte doğa, dereler, balıklar için aynı saflarda yer alacak mıyız?” sorusunu tekrarlıyoruz. Cevap içimizi açıyor. Ama bunun için bekleyip, göreceğiz elbet...
Bir de mühim not: 2007‘den beri faaliyette olan ve yılda bir defa bir araya gelen BAG’ta (Balıkçılık Araştırmaları Çalışmaları Grubu-www.bagtr.org), avlanma teknolojisi, balıkçılık yöntemleri üzerine yapılan çalışmalar, araştırmalar tartışılıyor ve geleceğin gündemine bakılıyor. Demek ki, balık boyuna karar verirken, danışılacak ‘akil insanlar’ grubu da var, elde bilimsel verilerle... Haybeye istişare toplantılarında ‘tatava’ya teslim oluyormuşuz.
Çok konuştuk, lakin yerimiz dar geldi, hepsini koyamadık. Lakin mevzunun sıkı takipçisiyiz, ileride yazmaya devam edeceğiz. Son söz olsun: Binlerce su ürünleri mühendisi mesleklerini icra edemediği “üç tarafı denizlerle, iç tarafı göl ve nehirlerle” çevrili bir memlekette burnumuzun ‘balçıktan’ çıkmaması tesadüfi olmamalı.