72 millet sahada

İlk 8 hafta Süperlig gollerinin % 59'u yabancı oyunculardan. Yabancı personel gitgide bollaşıyor. Türkiye'deki yabancı profilinin izlediği seyre bakalım.
72 millet sahada

Jorge Alberto Montemerani’yi izlemedim, icraatlarını radyodan dinledim ama adını hiç unutmadım. Vefa’nın 1971-1974 arasındaki santrforu basbayağı Arjantinliydi ve o zamanlar Türkiye’de bir Arjantinli futbolcunun zuhuru avokado kadar egzotikti.

Düşünün, Montemerani Türkiye’de 1970’ler boyunca oynayan tek Amerikalı idi. 1960’larda 7, 1970’lerde 9 olan yabancı futbolcu sayısı 1980’lerde 34’e, 1990’larda 196’ya, 2000’lerde 459’a çıktı ve normalleşti. Sadece bu sezon, Süperlig’de 172 yabancı uyruklu göçmen futbol işçisi istihdam ediliyor. Nedeni malum: Her şey gibi futbolun da piyasalaşması ve globalleşmesi.

Bağış Erten’le Mustafa Görkem Doğan, ‘Takımdan Ayrı Düz Koşu’ adlı derlemedeki yazılarında Türkiye’deki yabancı futbolcuların serencamını tatlı tatlı anlatırlar. Dr. Jekyll haliyle ODTÜ Uluslararası İlişkiler öğretim üyesi, Mr. Hyde haliyle ise futbol manyağı olan Özgehan Şenyuva, beraber yaptığımız bir çalışma çerçevesinde, 1960’lardan 2010’a kadar Türkiye’deki yabancı futbolcuların dağılım profilini ‘hesaplamıştı’. Burada dikkat çekici bir nokta, Amerikalıların (çoğu Güney Amerikalı) Afrikalıları geçme eğilimidir. Avrupalılar hep önde: 1990’larda 128, 2000’lerde 223. 1990’larda 45 Afrikalı, 19 Amerikalı varken 2000’lerde 119 Amerikalı, 98 Afrikalı buralarda top koşturmuş. Bu sezon dengedeler: 42 Amerikalı, 42 Afrikalı var (87 de Avrupalı).

Brezilyalılar zirvede

2010’a kadar, tüm zamanlarda, 705 oyuncu içinde Brezilya 89 kişiyle en büyük tedarikçi. E, zaten bir numaralı global futbolcu ihracatçısıdır. Avrupa’dan Romanya 41, Almanya 33 oyuncuyla başı çekiyor. Afrika birincisi Gana (25). Ama dikkat: Bakiye ülkeleriyle birlikte düşünürsek, Yugoslavya 97 oyuncuyla zirveye çıkıyor! Balkanlar grubu, 167 partizanla Amerika’yı bile geçiyor. (Bu sezon da 25 Balkanlı, bunlar içinde de 19 post-Yugo, sağlam bir fraksiyon oluşturuyor.) ‘Yugolar’ biliyorsunuz yıllarca ‘kalitesiz, gereksiz yabancı’ klişesinin simgesi oldular. Benim doğrusu hiç itirazım yoktur kendilerine.

Bu sezon en ‘kozmo’ kadro Mersin İdman Yurdu’nda (Mersin’in kimliğine yakışır). T.C. haricinde on ayrı tabiyetten oyuncu istihdam ediliyor: Tunus, Gine, Nijerya, Kamerun, Arjantin, Brezilya (2), Sırbistan, Bosna, Polonya; Liechtenstein bile eksik kalmamış. Beşiktaş’ın 9 yabancısı da Avrupalı. Antalyaspor, Afrikalıların baskın olduğu tek takım, 5 kişiler. En fazla Latin Amerikalı ise Kayserispor’da (6 Amerikalı, 6 Avrupalı ama Avrupalılar arasında Türkiye kökenliler var). En az yabancı barındıran Akhisar Belediyesi’nde hiç Avrupalı yok, üçer Latin Amerikalı ve Afrikalı bulunuyor.

Rengârenk çeşitlilik içinde baskın kimlikler az. Sivasspor’un 4 Çek oyuncusu, en belirgin ‘çete’ oluşumu. Beşiktaş’ta (artık brüt diyelim) 3 Portekizli, Kayserispor’da 3 Arjantinli, Trabzonspor’da üçer Slovak ve Brezilyalı, Kasımpaşa’da 3 Uruguaylı, Gençlerbirliği’nde 3 Sırp, küçük çete nüveleri olarak görülebilirler. Gençlerbirliği, cumartesi günü Efkan Bucak’ın dikkat çektiği gibi, açıkça bir Balkan takımı: 3 Sırp, 1 Hırvat, 1 Boşnak, 1 Arnavut. Orduspor’da üçer İberyalı ve Güney Amerikalıyla bir Latin havası var. Bursa-spor’un ilk on birinde de Latin Amerikalılar ağırlıklı.

Çeşitlilik iyidir

Diyarbakırspor’un üç sene önce Iraklı Basem Abbas’ı transfer etmesi, iyi komşuluktu. Özellikle ‘sınır’ şehri takımlarının kendi havzasıyla oyuncu alışverişi, sınır aşırı yakınlaşma kapılarını aralayabilir. Doğu Karadeniz metropolü tarihsel kimliğiyle Trabzonspor’a Gürcü (ki zamanında hayrını gördüler), Ukraynalı, Lezgi, Abhaz, Çeçen, Oset, Dağıstanlı, Alban futbolcu istihdamının yakışacağını yazmıştım, bir ara. Öyle veya böyle, yetmiş iki milletin buluşması iyidir.