'82 kiloda şairimiz...'

İlk olimpiyatlarda yer almış, sonra çıkarılmış halat çekme, polo, pelota gibi branşlar var. O branşlar arasında şiirin de olduğunu bilir miydiniz?
'82 kiloda şairimiz...'

Walter Winans (altta), yandaki eseriyle heykel dalında olimpiyat şampiyonu oldu.

Sporsever milleti olimpiyatla oturup kalkıyor. Kalkmak, sözün gelişi. Mest olmuş, oturuyor oturduğu yerde. Bir yandan, amigo dili bangır bangır; yorum diye ‘Biraz daha dikkatli olmak lazım’ laflarını dinliyoruz. Ama çok şükür, milli başarısızlık ve Eurosport-Türkiye’nin emeği, ortamı serinletiyor. Eksik olmasınlar, analitik spor seyirciliğinin dünyasını genişletiyorlar. Medya çağında beynelmilel spor söylemine rakamlarla, derecelerle yarış tutan analitik dil damgasını vuruyor. Oysa kadim spor söylemi, estetik ve lirik bir söylemdi. Spor müsabakasını bir estetik deneyim olarak yaşayan, o güzelliğe hayranlık ve şükranını ifade eden bir söylem. O estetizasyon, sporun ayrılmaz parçasıydı hatta. Zamanımızda her bir kas hareketini, her bir muzaffer tebessümü, her bir mağlup mimiği yakın çekime alan kameralar bu estetiğe hammadde sağlıyor - ama söz sanatına da ihtiyaç var...
Spor felsefecisi Hans Ulrich Gumbrecht, Avrupa şiirinin tarihini atlet övgüleriyle başlatabileceğimizi söyler. M Ö 5. yüzyılda yaşayan ve Eski Yunan şiirinin büyükleri arasında anılan Pindar, bu işin piri. Çoğunu sipariş üzerine yarışçılara, dövüşçülere yazdığı şarkılarla-şiirlerle biliniyor. Özellikle Sicilya’nın sanatsever tiranları için, atlı araba yarışçılarını metheden şiirleri meşhur. Pindar tam teşekküllü sanatçıymış; şiirlerine beste yapıp, gösterim için koreografi de hazırlarmış. Pindar’a mahsus değil, bu edebiyat. Eski Yunan’da atlı araba yarışları, koşular, dövüşler, aynı zamanda şairlerin yanı sıra ressamların, heykeltıraşların da hizmetlerini sunup sipariş topladıkları sanat panayırlarıymış. Şairler, galip yarışçıların yeteneklerini ballandıran, beden ve ruh güzelliğini yücelten bu şiirlerinde, kendilerini ve şiir sanatını da nazlarlarmış bir yandan.
Modern olimpiyatların öncüsü Baron de Coubertin, ruh-beden bütünlüğünü vurgulayan bu antik geleneğin takipçisi olmak istemişti. Oyunlarda spordan ilham alan sanat eserlerinin de yarışmasını istiyordu. Hem ‘avamın’ hem sanatçıların direnciyle karşılaştılar. Sanatçı örgütleri, eserlerini ‘yarıştırma’ fikrine karşı çıktı. Spor kamuoyu da genellikle olimpiyata sanat karıştırılmasını züppece buluyordu. Buna rağmen, 1912 Stockholm Olimpiyatları’nda arzularını gerçekleştirdiler: Organizasyonda sanat yarışmalarına da yer verdiler. 35 sanatçı madalya için yarıştı. Bu arada ‘Spora methiye’ adlı lirik eseriyle yarışmaya müstear isimle katılan Baron de Coubertin şiir dalında altın madalyayı bizzat boynuna asıverdi! Stockholm’de İngiliz atıcı Walter Winans, hem spor hem sanatta olimpiyat madalyası alarak tarihe geçti: Tabanca atış yarışmasına gümüş madalya, ‘Amerikalı at arabası yarışçısı’ adlı küçük eseriyle heykel dalında altın madalya!
1920, 1924 sönük geçti ama 1928 Amsterdam Olimpiyatlarında sanata ilgi yükselmeye başladı. 1932 Los Angeles’ta 31 ülkeden 1100 eser katıldı, sanat sergilerini günde 15 bin kişi ziyaret etti. 1936 Berlin Olimpiyatları’nda Naziler sanat ‘müsabakalarını’ da tepe tepe istismar ettiler, 13 altının 9’unu alırken propagandanın canını çıkardılar. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan ilk olimpiyatta, 1948 Londra’daki sanat müsabakalarına kimsenin ilgi göstermemesinde bu Nazi deneyiminin de payı vardı. Ertesi yıl Uluslararası Olimpiyat Komitesi, ‘zaten onlar profesyonel’ gerekçesine başvurarak sanat yarışmalarını iptal etti.
Neticede, 1912’den 1948 Olimpiyatları’na kadar, yedi olimpiyatta şiir, rölyef, grafik tasarım, marş bestesi gibi 18 dalda 66 yarışma düzenlendi. İsviçreli yönetmen Alex Oona Schulz’un bu olimpik sanat müsabakalarının hikâyesini anlatan bir belgeseli var.
Londra Olimpiyatları’nda bu geleneği bir ucundan canlandırmak istediler; BBC’nin yayınında günler boyunca olimpiyatlara katılan 204 ülkeden şiirler okundu.
Olimpiyatta yine edebiyat olsa, Türkiye’yi kim temsil ederdi? Geçen haftaki yazısında ‘entelektüel’ diye anılmaktan nasıl mütehassıs olduğunu anlatan Erkan Goloğlu’dan iyisini mi bulacağız! Kura şansı yaver gider, ilk turda Rus’u çekmezse, finale kadar çıkardı tam teşekküllü edibimiz.