Az protesto üstü çok ?olimpiyad?

2008 Beijing/Pekin Olimpiyadı ?resmi olarak? cuma günü açılıyor. Siyaset, milliyetçilik ve ?profesyonalizm?e direnmeye adanmış ?Olimpizm ruhu? ise, çoktan uçtu gitti. Ama gitmeden ve bakmadan da olmuyor! Aslında oyunların tarihi biraz da protestolar tarihidir demek gerekiyor galiba
Az protesto üstü çok ?olimpiyad?

İnsan hakları ihlalleri yaptığı iddia edilen Çin?in başı olimpiyad oyunlarından epey ağrıyacak gibi.

Sevin ablayı izleyerek, Cüneyt Koryürek’in uyardığı gibi d ile yazalım: Bu Olimpiyad öncesinde de boykot çağrıları gündemdeydi. Çin’in haşin rejimini protesto için olimpiyadı boykot kampanyası, epey ses çıkarttı.
Olimpiyadların tarihini, bir boykotlar tarihi olarak da okuyabiliriz. Beynelmilel/global sıfatlarının en kıdemli taşıyıcılarından olan bu muazzam organizasyonun debdebeli sahnesi, emsalsiz bir propaganda zemini zira.
İlk boykot, feministti: 1928 Amsterdam olimpiyadlarında Britanyalı kadın atletler, kadınlarda atletizm müsabakalarının on daldan beş dala düşürülmesini protesto etmişlerdi. İki savaş arası dönemin büyük boykotu, Sovyetler Birliği’ninki. 1924’e alınmayan SSCB, 1952’ye dek olimpiyadları boykot etti ve bu ‘burjuva organizasyonuna’ karşı tertiplenen İşçi Olimpiyadlarını destekledi. 1925’te Almanya’da, 1931’de Viyana’da, 1937’de Antwerpen’de yapılan bu İşçi Olimpiyadları, ilgiye değer bir ayrı bahistir.

Naziler boykot edilmedi
1936 Berlin Olimpiyadı öncesinde anti-Nazi tepki bütün dünyada yaygındı ama kimsenin eli boykota varmadı. Ve Berlin, olimpiyadların bir dönüm noktası oldu. Naziler, gözde iktidar tekniklerinden olan ‘gösteri’ düzenlemedeki maharetlerini sergilediler. Olimpiyad yemini ve meşaleli koşu ritüelleri, Nazi merasimperestliğinin icatlarıdır. Not alınız; ‘ülke klasmanı’ da ilk olarak 1936’da yapılmaya başladı.
1956 Melbourne’e, Tayvan’ın kabulünü protesto ederek katılmayan Çin, 1984’e dek “Oynamıyorum” demeye devam etti. Hollanda, İsveç, İsviçre, Sovyetler’in Macaristan’a müdahalesini; Mısır, Irak, Lübnan, Kamboçya emperyalistlerin Süveyş politikasını protesto için katılmadılar. 1968 Meksika’nın olayı, ırkçılığa karşı protesto dalgasıdır. ABD’li siyah sporcular arasında katılmayı toptan boykot fikri oylanmış, az farkla reddedilmişti. Basketçiler ısrar edince, ABD Meksika’ya basket takımı götüremedi. Erkekler 200 metre finali madalya töreninde başlarını öne eğmiş siyah eldivenli yumruklarını kaldıran ABD’li siyah atletler, 20. yüzyılın ikonlarından biri oldular. Bu protestoların ABD’deki ırkçılığı kınamak yanındaki hedefi, Apartheid’ci Güney Afrika’nın oyunlardan ihracı idi. 1972 Münih öncesinde bütün Afrika ülkelerinin boykot tehdidi, Güney Afrika’nın olimpiyaddan men edilmesini sağladı.

80’de Sovyetler’e protesto
1980’de Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a müdahalesini kınayan NATO ülkelerinin çoğunluğu Moskova Olimpiyadını boykot etti, Varşova Paktı rövanşı 1984 Los Angeles’e katılmayarak aldı. Küba ve Nikaragua, Güney Kore hükümetinin uyguladığı baskı politikası nedeniyle 1988 Seul olimpiyadını boykot ettiler.
1984’ten itibaren, Olimpiyadın kendisi devasa bir iktisadi projeye dönüşürken, yapıldığı şehirde büyük altyapı yatırımlarına ve kentsel dönüşüm projelerine vesile oldu. Çok defa hayatın pahalanmasını, alt sınıfların şehirden sürülmesini beraberinde getiren projeler... “Huzur ve güveni bozabilecek unsurları temizlemeye” dönük devlet terörü de cabası. Şimdi, Çin’de aynı süreç yürürlükte. Çin, kudretini bütün dünyaya sergilemek için ihtişamlı bir vitrin kuruyor. Bütün ‘kaynakları’ (nüfus dahil) kalkınma ve zenginleşme milli hedefinin hizmetkârı sayan bu kıyıcı otoriter rejim; insan hakları savunucularını insanlık nâmına, Batılı jeostrateji erbâbını ise emperyal egemenlik mücadeleleri itibarıyla huylandırıyor. (Geçerken...: Boykot kampanyasının öne çıkan konusu olan Tibet’in özerklik dönemindeki rejimi, bu Çin’e rahmet okuturdu!)

‘Televizyonda bile izlemeyin’
Bazı sporcular, insanları televizyonda Olimpiyadları izlememeye çağırdılar. Bunlardan biri, Olimpiyad ikincisi Alman eskrimci Imke Duplitzer. Açılış törenini boykot ediyor ama müsabakalara katılıyor. Onun Die Zeit gazetesine söylediklerini aktaracağım: “Bir atlet olarak, oradaki rejime ve oyunların sponsorlar tarafından ticarileştirilmesine tavır almak amacıyla açılış törenine katılmama hakkım var. Fakat yine de spordan zevk almaya devam edebilirim. Hem zaten insan tanımak için ve spor zevki için, sporun neşesi için gitmiyor muyuz olimpiyada?”
Olimpizmin ilkeleri, birincisi profesyonalizme, ikincisi ‘siyasete’ ve milliyetçiliğe pabuç bırakmamaktı. Nicedir olimpiyadların bir ayağında ticaret, bir ayağında siyasi, aslında çoğun milli propaganda var. Ama kabul edin, ‘68’deki o siyah eldivenli yumrukların bir asaleti yok mu? Ayrıca, siyah eldivenleri taşıyan bedeni ve iradeyi o kürsüye çıkartan marifete kayıtsız kalabilir miyiz? Spor etkinliğinin kendisindeki büyü, kolay kolay ‘kaçacak’ gibi değil. İşte şu “spor zevki, spor neşesi” denen şey. Haftaya, biraz onu konuşalım.