Bayern'i sevmenin mümkünatı

Geçen hafta Real Madrid'i iyi gözle görmenin mümkünatını yoklamıştım. Bu hafta da Barcelona'yı 4-0 yenmiş Bayern Münih için deneyelim bunu.
Bayern'i sevmenin mümkünatı

Başka liglerin oligarşileri olur, Bundesliga’da monarşi vardır. 50 şampiyonluğun 22’sini Bayern almıştır. El’an 100 milyon Euro’luk kadro besliyorlar (onlara en yakın Schalke, 60 milyon). Bir futbolcu az parlamayagörsün, burnundaki çiçekle beraber kapıverirler. Oynamasa bile, maksat rakibe yâr olmasın. Burnu düşse almaz bir halleri vardır ama her şampiyon olamadıklarında hasetten kıpkırmızı kesilirler. Haliyle, nefret edenleri de çoktur. Almanya’nın her stadında, her birahanesinde, her oturma odasında, dünyanın herhangi bir köşesinden gelen ‘Bayern yemiş’ müjdesi, derhal ‘İndirin şu Bayernlilerin deri pantollarını’ tezahüratıyla kutlanır. (Bavyeralıların folklorik askılı deri pantolonlarıdır kastedilen. Cinsiyetçi tabii, özür dilerim!)
Peki Bayern’in iyi gözle bakılabilecek nesi var? En saygıdeğer yanı, fast food’a düşkün olduğu kadar, kendi mutfağında da mükemmel yemek pişmesidir. Kadrosunda mutlaka kendi yetiştirdiği üç beş topçu olur. Şimdikiler: Lahm, Badstuber, Schweinsteiger, Müller. Nitekim Guardiola’nın önümüzdeki sezon için Bayern’i tercih etmesinde, Barcelona’ya yakın gördüğü bu mutfak kültürünün payı olduğu düşünülüyor. Üstelik Bayern’de, çarşıdan aldıklarını nasıl pişireceğini iyi bilemeyen Barça’nın ev yemeği muhafazakârlığı da yok.
Bayern her zaman ‘futbolcularının kulübü’ idi. 1979’da oyuncuların başkanı istifaya zorlamışlıkları bile var. Kulüp yönetimi hep eski futbolcuların elindedir. Kendine bir iş uyduramayan eski arkadaşlarına da ‘bakarlar’. Gelmiş geçmiş en büyük gol kralları Gerd Müller mesela, alkolik olunca terapi görmesini sağladılar, sonra altyapıda yardımcı antrenörlüğe getirdiler. (Bu arada dikkat: Guardiola’nın gelişi, Bayern’in Van Gaal’le başlayan, ‘teknik direktör takımına’ dönüşme yöneliminde yeni bir aşamayı temsil ediyor.)
Camia dayanışmasını şu günlerde, vergi kaçakçılığı yaptığı ortaya çıkan kulüp başkanı Uli Hoeness’in arkasında yekvücut durarak gösteriyorlar. 1970’lerin süratli sağaçığı, işadamı aklıyla, Bayern yapısının mimarıdır. Bavyera’da Hıristiyan-Sosyal Birlik Partisi’nin muhafazkâr-neoliberal iktidarının gönüllü ve etkili bir halkla ilişkiler figürüdür aynı zamanda. 5 milyon euro kefaletle serbest kaldı; böylece 4-0’lık maçın en pahalı biletini aldığını söylüyorlar!
Pazar günü İbrahim Altınsay da yazdı, Guardian’ın usta futbol yazarı Jonathan Wilson, Bayern’in oyununu total futbolun yeni bir evresi olarak görüyor. Ona göre Barcelona’nın tikitaka’sı, 1970’lerin Ajax’ıyla dünyaya gelen total futbolun en modern aşamasıydı. Geçen haftaki 4-0’ın, bu misyonun Barcelona’dan Münih’e geçtiğini simgeleyen tarihsel an olduğunu düşünüyor. Yeni modern total futbol Bayern’inkidir Wilson’a göre. Barça’dan farkları, fizikî güce daha fazla abanması, ‘kontrollü agresif’ basıncını doğrudan kaleye gitmekte kullanması, daha az top mülkiyetine ihtiyaç duymasıdır (geçen salı gecesi sadece % 37 ). Bazı Alman yorumcular ise, bilhassa fizik güç ve ‘direkman kaleye gitme’ maharetleri üzerinde durarak, ‘epey Almanca bir galibiyet’ olarak kutladılar 4-0’ı. Bayern’i bizim buraların sevilen tabiriyle ‘panzerliğin’ yeni sürümü olarak görme eğilimindeler yani.
Vallahi ben de öyle görme eğimindeyim. Temaşa zevkinden çok korku veriyor bu Bayern. Galiba İbrahim’in de hissi o; saygı duyuyor ama sevemiyorum. Atlet kaleci Neuer’e, insan yüzlü kanat emekçisi Lahm’a, çırpı bacaklı Thomas Müller’in arzu ve enerjisine eyvallah ama şu Arjen Robben ifridi mesela, ağzıyla taç atsa bana yaranamaz. Aman diyeyim, total futbolu bunlara emanet etmeyin…