Çarpışan arabalar ve bir fay hattı

Şimdiye kadarki en gollü (34) ve en fazla berabere kalınan (dört kez) haftaydı. Çarpışan arabalara benzeyen maçlar: Fenerbahçe ?restart? etti. ?Eses? 24 yıl sonra Galatasaray?ı yenerek mazisini andı. Tepedeki salkımın üstünde yine Beşiktaş. Aşağıdakilerle yukarıdakileri ayıran hendekse derinleşiyor
Çarpışan arabalar ve bir fay hattı

Eskişehirspor, 12 yıl sonra ağırladığı Galatasaray’ı uzatma dakikalarında bulduğu gollerle geçti.
FOTOĞRAF: SAYCAN SAYIM


Beşiktaş-Sivasspor, Trabzonspor-Gaziantepspor, Eskişehirspor-Galatasaray maçlarının seyri, çarpışan arabaları izlemek gibiydi biraz. Yüksek tempo, dar alanda tufan, bol top kaybı. Futbolcunun karambolle imtihanı. Fazla gol pozisyonu üretmeyen, ama seyri tavında tutan bir performans. Süper Lig’in bir karakteri olacaksa; belki buradan bir şeyler çıkabilir.
Bu eşleşmelerin en yüksek vasıflısı olan Beşiktaş-Sivas maçında, otuz senedir hâlâ acemi kalan gözlerime ‘yenilik’ gibi göründü: İki takım da ikişer üçer kez, 30-40 metreden taç vadilerinden defansın arkasına ani mancınık paslar denediler, başarıyla.
Ligin beraberliği olmayan yegâne takımlarının, Fenerbahçe’yle Bursaspor’un karşılaşması ise çarpışan arabalar formatından biraz uzaktı. Daha fazla boşluk, daha düşük tempo... Biraz hırs ve ciddiyet, Fenerbahçe’ye fark attırdı. Uğur Boral: Sakarlığın yaratıcılığı.
Eskişehirspor 12 yıl sonra karşılaştığı Galatasaray’ı 24 yıl sonra yendi. Hakem kararlarının çok tartışıldığı, 10 sarı bir kırmızılı bir maç. Üç haftadır kazanan Eses’in kadro kimyası ilginç: Hırvatlar (dört şöhretsiz uzun adam), Rıza Çalımbay’ın eski takımlarından göz ağrıları (Bülent Ertuğrul, Youla, Anderson), Gençlerbirliği Oftaş’ın kadrosuna oturamayıp yollanan Bülent Kocabey, yıllanmış santrfor+stoper seti Tayfun Türkmen (yaş 30) ve Bank Asya 1. Lig kökenli koşucular (Sezgin, Murat, Serdar).
Bir gün herkes turuncu giyecek! Trabzon, Gençler ve Galatasaray’dan sonra, Bursaspor da turuncu kuşanıyor büyük maçlarda.
Son altı maçının beşini kazanan Ankaraspor’un ikinci 4-0’ı. Üçüncülüğe çıktılar. Gençlerbirliği’ndeki etkileyici siftahının ardından bir buçuk yılını çöpe atan Mehmet Çakır, kalitelerini gösteriyor. Kayserispor, geçen hafta evindeki biraz saçma Ankara-spor yenilgisini, dağınık ve mutsuz Ankaragücü’nü yenerek telâfi etti.
Gençlerbirliği’nin onca fıçıdan damıtabildiği iki gol, çok daha yüksek pozisyon verimliliğiyle oynayan Denizli karşısında anca beraberliğe yetti. Gençler’in golleri Avustralyalılar’dan. Hazırlık maçlarının kralı Dijite’nin ilk resmî sayısı. Denizli’de de Belçika Türkü İzzet siftah yaptı. 

90+ golleri can yaktı
Haftanın bir başka hususiyeti: ilk beş dakikada gelen goller. Erkencilerden sadece Fenerbahçe ve Kayseri kazandı, Gençler, Antalya, Sivas berabere. 90 ve 90+ golleri de hemen her hafta olduğu gibi can yaktı. Eses, Galatasaray’ı 90+’da yendi. İstanbul Belediyesi tıpkı geçen hafta gibi 90+’da İbrahim Akın’la galip geldi. Hacettepe 90+’da Antalya’nın ilk galibiyetine mani oldu.
10 puanlı Konyaspor ve arkasındakiler ile yukarısı arasında, bir hendek oluşuyor gibi. Sınıf ayrımı kuşkusunu doğrulayan bir döküm: Son sekizdeki takımlar, ilk 10 sıradakilerle yaptıkları 35 maçta yalnızca üç galibiyet ve altı beraberlik alabilmişler. 1 puanlı Kocaeli’yle 2 puanlı Antalya’nın durumu iyice moral bozucu. Antalyasporlu Djehoua’nun 5 golle, Youla, Mehmet Yıldız, Mehmet Çakır, Sercan Yıldırım, Milan Baros’la beraber ligin sayı prensleri arasında bulunması Tecavüzcü Coşkun’u bile avutmaz.
Mustafa Denizli, tribünden sarkıtılan bir atkıyı boynuna geçirdi, meşhur tebessümünü o kara kartal atkısıyla çerçeveleyerek yürüdü biraz. Teknik direktörün taraftar suretinde portresi. Büyük Mustafa, daha Altay’dayken hep bir gün Beşiktaş’ta oynamayı düşlediğini söylememiş miydi? Beşiktaş’ın son yıllarda iki taraftar-teknik direktörü daha olmuştu: Rıza Çalımbay, Ertuğrul Sağlam. Hocaların yarım sezonluk tutulduğu memleketimizde, taraftar-teknik direktörlük de ‘sürdürülebilir’ bir statü değil. Ankaragüçlü Hakan Kutlu, ender rastlanacak örneğiydi bu modelin, anca yılını doldururken geçen hafta bitiverdi işte. Dünyada taraftar-teknik direktörün daha sık rastlanan timsalleri, orada yıllanarak kulübün alâmet-i farikasına dönüşen adamlardır. Kulübün hayatını değiştiren, bir bakıma onun yeniden inşâsını gerçekleştiren kurucu babalardır bunların bazıları. Liverpool’u 15 yıl (1959-1974) çalıştıran Bill Shankly gibi. Tam bir taraftar-teknik direktördü bu futbol bilgesi. Hakkında anlatılan mitik hikâyelerden birine bakılırsa, bir Queens Park Rangers deplasmanı dönüşü istasyonda bir grup Liverpool taraftarıyla karşılaşmış, yanına mahçub bir hayranlıkla yanaşan bu adamların vagonuna oturup onlara heyecanla futbol felsefesini anlatmıştı iki saat. Kendisini ve futbolcuları Liverpool ‘Cemaati’nin hizmetkârı’ olarak tanımlıyordu Shankly. Aah ah, good old times!