Çeviride kaybolmak

Sofia Coppola'nın 'Bir Konuşabilse' filminin özgün adı: 'Lost in translation', 'Çeviride kaybolmak'. Futbol çevirmenleri de 'kayboltuyor' bizi bazen. Çevirmenlerin 'anlam kaçamağı'na yol açma ihtimali yüzde 50 oranındaymış.

Makedonya Teknik Direktörü Benjamin Toshack, 13 Ekim’de Slovakya’yla oynadıkları maçtan sonra, hoşlanmadığı bir soru soran gazeteciye: “Arkada yedi yataklı masaj bölümü var. Orada sana daha iyi anlatabilirim!” cevabını vermiş. Çevirmen bu sözleri “Futbolcuların şu an masaja girmesi gerekiyor, ben de oraya gitmeliyim” diye çevirmiş. Bu korumacı çevrisinden ötürü gazetecilerin hışmına uğramış çevirmen.
Teknik adamların, futbolcuların söylediklerini çevirenler, böylesi korumacı tavırlarından çok, dil kısırlıklarıyla, klişecilikleriyle dumura uğratırlar bizi. Yoksa Latin Amerikalısı, Avrupalısı, Afrikalısı, bu derece uyumlu bir “Buraya puan veya puanlar almaya gelmiştik” korosu teşkil ediyor olamazlar değil mi? Bağış Erten, Bursa’da Türkiye’ye yenildikleri maçtan sonra Hollanda Teknik Direktörünün sözlerinin şöyle çevrildiğini hatırlıyor: “Zor bir maç oldu. Önümüzdeki maçlara bakıyoruz.”
Barçalılar Maurinho’yu ‘El traductor’ (çevirmen) diye küçümsüyorlar. Onu futbol çevirmenliğinin mesihi sayabiliriz. Çeviri, ciddi bir iş. İşin ustalarından Peter Clark’ın 2002’de kurduğu, futbol kuruluşlarına çeviri hizmeti vermekte uzmanlaşmış bir firma var. 200 çalışanı, 14 ülkede temsilciliği bulunuyor. Teknik direktörlere, futbolculara dil kursu hizmeti de veriyorlar. Clark, futbol çevirmenleri için sürekli eğitimi çok önemsiyor. Hem dile hem futbol terminolojisine hâkim olmayanların ‘anlam kaçağına’ yol açma ihtimalinin % 50 olduğunu söylüyor. Ben sadece anlam kaçağını değil dil duygusunu önemsiyorum. Klişe dışı her heceye kulak kesiliyor, anlatımdaki nüansları atlamayan çevirmene bir asist puanı yazıyorum. Asist kralımız, Halil Yazıcıoğlu’dur. Trabzonsporlu yabancı futbolculara üç buçuk dilde aracılık yapan Halil Yazıcıoğlu, iş ‘konseptini’ şöyle açıklıyor: “Söylenenleri aktarma konusunda ‘translator’ (nakleden) değil de ‘interpreter’ (yorumlayan) gibi davranarak inisiyatif alan ve kendisine aktarılan bağlamı bozmadan gerekçelendirme ve yorumlama yapmayı becerebilen ve bundan da önemlisi kelimelerle birlikte kültürel kod ve göndermeleri de belirli bir mantık silsilesinde bu bağlama oturtabilen tüm tercümanları başarılı buluyorum.” Hadise budur! Ayrıca “Pep Guardiola’nın basın toplantılarında ve söyleşilerde kullandığı dilin, söylediklerini gerekçelendirme ve ayrıntılandırma biçiminin ve sorulara cevap verme tarzının bir hocaya olduğu kadar bir tercümana da önemli bir örnek sağladığını düşünüyorum” diyor. 

En şanslısı ise Fuat Çapa
Çalıştığı oyuncu ve hocaların bazılarının da söz hassasiyetinin yüksek olduğunu anlatıyor Halil: “Rigobert Song Fransızcada çok uzun cümlelerle konuşmasını ayrıntılandırır ve benim tercüme esnasında kendisinin kurduğu cümleleri Türkçede kısaltıp parçalara ayırdığımda onun söylediklerini ayrıntılı bir şekilde aktarıp aktarmadığımı merak ederdi.” Diğer örnek, tahmin edebileceğimiz gibi Şenol Güneş. Halil Yazıcıoğlu’nun bir özelliği de ‘çevirmen suretinde taraftar’ olması. Geçen sezon bir maçta hakeme serzenişte bulunduğu için ihraç bile edilmişti. O bunu şöyle romantize ediyor: “Ülke futbolunda tarihsel bir başkaldırının kahramanlığını üstlendiğine inandığım bir camianın parçası olmak aidiyetimi fazlasıyla yüksek kılıyor. Benim için takımım ve kulübüm çok önemli kültürel ve toplumsal referansları ve misyonları yüklenmiş halde. Böyle olunca Avni Aker’de gollerimizden sonra Kazım’ın ‘Uy aha!’ diye yükselen haykırışı takımla ve taraftarla bir bütünleşme hali yaşamamı sağlıyor. O haykırışı her duyduğumda hayırlı bir davaya angaje olduğumu hissediyorum ve bu da bana yetiyor.”
Fenerbahçe’nin Brezilyalılarının çevirmeni Samet Güzel de yüksek angajmanıyla meşhur. Hem renklere bağlılığı hem antrenmanlarda ‘topa girmeye’ kalkmasıyla. Her halükârda, sahici futbol delisi tercümanların bir örneği. Belki en şanslısı Fuat Çapa’dır. Bütün yabancı futbolcularıyla bire bir konuşabiliyor.