Hem topçu, hem de şişman herkesten

Cisse?lerden değil ?cüsse?lerden söz ediyoruz. Enli boylu, ense kulak yerinde oyuncular da futbolun bir gerçeği. Dünyanın gelmiş geçmiş en ?büyük? futbolcusu ?Şişko? Foulke?un anısına... O Foulke ki, dönemine göre en yüksek bedelle (20 pound) transfer yapmış bir yıldızdı
Hem topçu, hem de şişman herkesten

Mehmet Yıldız, ligimizin en ?en?li futbolcularından. Foulke, cüssesiyle derin bir iz bırakmıştı. FOTOĞRAF: İSA SANSAR / AA

Geçen sezonun en değerli oyuncuları arasında iki ağır siklet vardı: Servet Çetin ve Mehmet Yıldız. Mehmet Yıldız’ın stilini çevik tülülere benzetmiştim bir yazıda.  Yeni Bülent Korkmaz olarak takdis edilen Servet’in fizyonomisi, milli takım oyuncularını bir dudağı yerde bir dudağı gökte Turko’lara dönüştüren animatörlere fazla müşkülât çıkartmamış olmalı.
Cüsseli futbolculara her zaman ekmek olur. Fransa’nın Fildişi Sahili kökenli stoperi Basile Boli’yi hatırlıyorum. Kemal Gökhan’ın ‘ankastre kafa’ dediği yapıdaydı. Sadece ceza yayının önünde bar kapısı bekler gibi dikilen tehditkâr stoperler değil ama. Zinedine Zidane da sinek siklet sayılmazdı. Porselen dükkânında bir çay tabağını bile incitmeden ince eskivlerle gezen zarif bir fil misali dolanırdı milletin arasında. İri kıyım futbolcunun kendine mahsus bir estetiği olur.  Seremoniye çıkan takım boy boy dizildiğinde, binek otolarının arasında kamyona benzeyen adam ve adamların orada dikilmesi, futbolun ‘herkesin oynayabileceği bir oyun’ olduğunu bir defa daha hatırlatır bize. Bücürlere de yer vardır sırıklara da, kiklere de yüksek tonilatolu şileplere de.

Bir ‘Uçan balina’ vardı
Gençlerbirliği’nin 2002-03 sezonundaki UEFA Kupası pikareskinde büyük yararlılıklar gösteren Sloven kaleci Damir Botonjiç’e taraftarlar  ‘Uçan balina’ diye tezahürat ederlerdi. Sahiden, tombul bir görünüşü vardı adamcağızın.
Lâfı William Henry Foulke’a getireceğim. Lâkabı ‘Fatty’ (Şişko). ‘Man Mountain’ de denirmiş, yani ‘Adam Dağı’. 1.88’lik boyuyla, 140 kilogram ağırlığındaydı. Formdayken. Son yıllarında 155 kiloya kadar çıktı. 1894’te (19 yaşında) Sheffield United futbol takımının kalesine geçmiş, 12 yıl üst düzey futbol oynamış, 1 kez İngiltere millî takımı kalesini korumuştu. Başka kaynaklar yanında, mübarek 11 Freunde dergisinin Kasım 2005 sayısındaki makaleye dayanarak anlatacağım onun hikâyesini.
Aktarılanlara bakılırsa, bacakları üzerinde cüssesinden beklenmedik bir esneklikle yaylanıyor, iyi yer tutuyor, topları avucunun içinde eritiyordu. Kalenin ehemmiyetli bir bölümünü kaplıyordu, ona penaltı atmak epey zordu. Özellikle bu becerisiyle, Sheffield United’ın iki kez Federasyon Kupası kazanmasında rol oynadı.
Unutmamalı ki modern futbolun 19. yüzyıl sonlarındaki bu ilk çağında, oyuncuların hepsi sıkı atletler değildi. Ayağın yere sağlam basması ve kaba kuvvet daha önemliydi. O zamanlar kaleciler kendi yarı alanlarının tamamında topu elle tutabiliyorlardı; buna mukabil şimdiki gibi şarjdan muaf değildiler, itilip kakılabiliyorlardı. Ceza alanı içindeki karambollerde futbolla savunma ve saldırı sporları birbirine karışırdı. Eh, ‘Fatty’nin ciddi bir caydırıcılığı vardı tabii, iş vücut vücuda mücadeleye geldiğinde. Kafasını bozan rakip hücumcuların kafasını çamura saplıyor, iyice kızdı mı üzerlerine oturuyordu, ikili mücadele süsü vererek. Yumrukları direk çatlatıyordu, bu nedenle bir iki kez maçlara ara verildiği olmuştu.
Tribünlerin sevgilisiydi. Sahaya çıkarken “Who ate all the pies?” (Bütün turtaları kim yedi?) tezahüratıyla karşılanıyordu. İngiltere tribünleri, tatlı bir göbek salan bütün futbolcular için hâlâ aynı şarkıyı söylerler.

42 yaşında ölmüştü
1905’te dönemine göre yüksek bir bedelle (20 pound!) Chelsea’ye geçti. Chelsea menajeri Robertson, Şişko’nun rakip üzerindeki psikolojik etkisini artıracak taktiklere başvurdu. Kalesinin arkasındaki top toplayıcıları en ufarak çocuklardan seçiyor, sahaya çıkarken takımın bücür sağ açığını onun tam arkasından koşturuyor, böylece Şişko’nun daha da azman görünmesini sağlıyordu!
35 maç oynadığı Chelsea’nin kaptanlığını da yaptı. Sonra bir yıl Bradford’da oynadı. Buradaki bir maçında, hakem, rakip takımın formasıyla benzer renkte olan kazağını değiştirmesini istemiş, uygun boyda kazak bulunamayınca koca adam stadın yakınındaki evlerden tedarik edilen bir yatak örtüsüne sarınmıştı. Şişko’nun, çarşaf çamura bulanmasın da sahibine ayıp olmasın diye o maçta zinhar yere atlamadığı anlatılıyor. Hassas ruhlu şişman, futbolu bıraktıktan sonra yoksulluğa düştü. Panayırlarda kalecilik gösterisi yaparak geçinmeye çalıştı. 42 yaşında ölüp gitti. Beli dönmeyen iri kıyım stopere veya sokak arasında uflaya puflaya koşuşturan toramana gözünüz takıldığında, William Henry Foulke’u anın; ruhuna bir selâm veya meşrebinize göre bir dua yollayın Şişko’nun.