Hop, entbol var!

12 Ocak'ta Danimarka'da başlayan Avrupa Hentbol Şampiyonası pazar günü sona erdi. Medyamızda hiç bahsi geçmedi. Hentbolun itibarı ve itibarsızlığı hakkında...
Hop, entbol var!

Babam, futbolun nasıl zor ve zor olduğu için de saygıdeğer bir spor olduğunu bana hentbolle kıyaslayarak anlatmıştı: Bak, elle istediğin yere atabilirsin, kolaydır, ama ayakla öyle mi ya! Çocukluğumuzda futbol oynarken top ele değdi mi ‘hop, hentbol!’ diye bağrışırdık, ‘el’ yerine ‘ent’ veya ‘entbol’ denirdi. Bir faulün adıydı yani hentbol. Şimdi düşünün, böyle bir sosyalleşmeden geçmiş kuşaklar nezdinde hentbol sporunun ne itibarı olabilir? Oysa kale var, top var, top kaleye girince sayı yazıp adına da ‘gol’ diyorlar. Helâl bir spor yani. Kadim köklere dayanıyor üstelik. Antik Yunan’da ‘Urania’ adlı oyunu, hentbolun uzak atası sayıyorlar (Adını yıldızların ilham perisinden alıyor, topu yükseğe atıp düşürmeden tutma oyunu). Eski Roma’daki ‘harpaston’ ise, futbol ve rugby ile birlikte hentbolun de ortak köküdür. Modern hentbol ise nispeten geç icat edilmiş; ham haliyle, 19. yüzyılın sonlarında Danimarka’da. 1917’de Almanya’da bir beden eğitimi öğretmeni, oyunun kurallarını ve adını koymuş: Handball, eltopu.

İlk dönemlerinde futbola nazaran yumuşak bulunuyor, ‘kız oyunu’ sayılıyormuş hentbol. Fakat özellikle bir başka Alman bedencinin getirdiği (top küçülten, ikili mücadeleye olanak tanıyan) kural değişiklikleriyle, hızla erkekleşmiş. 1928’de resmen Avrupa çapında uluslararası tanınırlık kazanan oyun, 1936’da olimpik statüsü kazanmış. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra (belki fazla ‘Alman işi’ sayıldığından!) dışlandığı olimpiyat oyunlarına, 1972’de tekrar dahil olmuş. Bugün başta İskandinavya ve Slav ülkeleri olmak üzere Avrupa’nın yanı sıra Kuzey Afrika, Güney Amerika ve Asya’da ciddi bir popülaritesi var.

Kargadan başka kuş, futboldan başka spor tanımayan bizim gibilerin hentbola ısınması zor tabii. Bir zamanlar paralel hayatında hentbol antrenörü olan müstesna romancımız Sezgin Kaymaz sayesinde birkaç maça gitmişliğim var, itiraf edeyim canlısını izlemek zevkli olabiliyor. Bütün sporlar gibi aslında; çünkü canlı izleyince, en basit görünen hareketin bile bir atletik efora mal olduğu görüyorsunuz. Ekranda görünmeyen sertliği, mücadeleyi görüyorsunuz. İnternetteki beynelmilel hentbol forumlarına bakarsanız, hentbolun neden futboldan üstün olduğuna dair beşli onlu on beşli sebep listeleri bulabilirsiniz. Temel savları, bu oyunu küçümsemek için başvurulan isnadı tersine çevirmeye dayanıyor: topu elle oynamak ayakla oynamaktan daha yüksek bir hakimiyet sağlıyorsa, zekâ ve tekniği daha fazla geliştirebilirsiniz, diyorlar. ‘Futbolu herkes oynar, hentbol elit işidir’ diye yazmış forumun birinde bir hentbolsever. Bir başkası, futbolcuların topu sadece taç atarken elle tutmalarıyla dalga geçmiş: ‘O zaman da iki elle tutarlar’ diye yazmış, ‘yani yeni sıralayan bebeler gibi!’ Bir futbol maçında aksiyonsuz, oyalamalı dakikalar geçmesine mukabil, hentbolda sahanın küçüklüğünün de katkısıyla oyunun süratinden hiç kaybetmemesiyle övünüyorlar.

Bu çileyi iki kişi paylaşır

Futbolun 90 dakikasının neti 30 dakikadır, biz 60 dakikanın 60’ını oynarız, diyorlar. Gol kuraklığı olmamasıyla övünüyorlar. Cezası hemen kesildiğinden, itiraz kültürünün de futboldaki gibi gelişmediğiyle övünüyorlar. ‘Artistlikle’ itham ettikleri futbolculardan çok daha fazla darbe alıp bana mısın demedikleriyle övünüyorlar. ‘Mert oyun’ övüncüne dayalı bir şeref kodu var, hentbolcuların. Her ne ise, hentbolcu milletinin futbola bir hasedi var, belli.

Müthiş fiyakalı şut sahneleri var hentbolda. Havada pike yaparak atılan şutlar, bir de şu ‘yana bükülü’ denen atışlar... Voleyboldan da bildiğimiz akrobasileri, üç adım atlama estetiğiyle geliştiren sahneler... Hentbolda kaleci, başka kaleleri bekleyen soydaşlarından çok daha azapkâr bir mahlûk olarak görünür bana. Fark atan mütehakkim takımın kalecisi bile bir maçta on beş tane gol yer. Korumakla yükümlü olduğu filelerden otuz defa top ayıklamak, vakayı adiyedendir. Maç içinde kaleciler habire değişir, bu çileyi iki kişi paylaşırlar. Bazen penaltıya mahsus kaleci girer (onlar sanki genellikle biraz daha etine dolgun olur). Hentbol kalecisi denen bu garipler, rakip atıcılarla karşı karşıya kaldıkları o adaletsiz düello anlarında, ipleri bir çılgının eline geçmiş kuklalar gibi kolları bacakları karman çorman, zıplayıp dururlar.
On birincisi düzenlenen Avrupa şampiyonasında şimdiye dek İsveç 4 kez, Danimarka’yla Fransa ikişer kez şampiyon olmuşlardı. Pazar geceki finali ev sahibi Danimarka’yla Fransa oynadı. Eurosport-Türkiye bile yayımlamadı maçı. Delice gol atılan finali 41-32 kazanan Fransa şampiyon oldu. Danimarka bir önceki turnuvada (2012) şampiyon olmuş, buna karşılık 2011 ve 2013 Dünya Şampiyonasını yine finalde kaybetmişti.